Yaz yine bitti. Hava kapalı. Marmara sisli puslu. Gökdelen özentisi, yüksek yapılardan bazılarının bacasından beyazımsı dumanlar çıkıyor.
Bizde de kaloriferler yanmaya başladı ama, nedense bizim radyatörler pek farkında değil bunun; ikisinin dışında, hiç birinin -havalarını almak için gerekli- o küçük süpap donanımı bile yok...
Bir de bir geniz yanması, hapşırık ve burun akıntısıyla; bir soğuk algınlığının razalet tatsızlığı başladı mı; ekranların evin içine taşıdığı Afganistan bombardımanları dahi, sonunda hazin bir iç çekişine dönüşen o eski ilgiyi uyandıramaz oluyor...
Teröristleri yakalamak yerine; teröristleri barındırdığı iddia edilen yoksul ülkeleri bombalamak, büyük artılar getiriyor silah endüstrisine..
Başkan Bush'un 200 milyar dolarlık, 3 bin yeni uçak ihalesi de bunun sonucu..
100 milyar dolarlık füze kalkanı projesi geriye gitti; yerine 200 milyar dolarlık 3 bin yeni savaş uçağı ihalesi geldi...
Afganlılar kusura bakmasınlar; madem o kadar yoksullar, biraz daha bombalanacaklar; business is business..
Türkiye'de de 20 milyonluk banknotlar çıkacakmış yakında...
Ne kadar güzel; ne kadar görkemli ve hızlı bir kalkınma..
Vaktiyle Menderes'in, "her mahallede bir milyoner yetiştirme" hayali; "hiçbir mahallede milyoner olmayan kalmadı" mucizesine dönüştü...
Cumhuriyetimizin 78. yaşını hep birlikte alkışlayalım arkadaşlar.
Şak, şak, şak, şak...
1946'da Ulus gazetesinden ilk aldığım aylık 40 liraydı. Sonra 90 liraya çıkmıştı. Yıldız lokantasında 30 kuruşa çok rahat doyururdun karnını..
Rahmetli babam için en büyük para birimi 50 liraydı. Değerini belirtmek istediği şeyler için:
- 50 lira versen alamazsın, derdi.
Ve o zamanlarda da herkes yanar yakılırdı pahalılıktan... Kirazın kilosunun 25 kuruşa çıkmış olması; babamın sık tekrarladığı eski bir deyimin, yeni bir kreşendosuna neden olurdu:
- Peh peh peh, bu sıcağa kar dayanmaz...
Neyse ki, bugün milyoner olmayan kimse kalmadı tüm Türkiye'de...
İslam dünyasında da bir "rönesans" gerçekleşebilmiş olsa ve İslam'dan önceki dönemler, "cahiliye dönemi" diye iptal edileceğine; o dönemlerden kalma "akılcı ve estetik" birikimlerle yeni bir İslam sentezi geliştirilebilmiş olsaydı...
Böylesi bir sentezin teknolojiye de yansımasıyla, İslam ülkelerindeki yaygın yoksulluk, büyük ölçüde aşılmış olmaz mıydı acaba?
Tabii o zaman despotik yönetimler de kendiliğinden elenirdi.
Afganistan'dan dahi kabile şeflerine karşı, kimbilir ne satir tiyatroları ve Bernard Shaw düzeyinde ne yazarlar çıkardı..
Rusya, Avrupa Birliği'ne girdiğinde ve "Avrupa vatandaşlığı" Bering Boğazı'na kadar uzandığında...
Ve arkasından Türkiye de Avrupa Birliği'ne katıldığında...
O tarihe kadar devreye girecek olan milyarlık banknotlar da, "eurodolar"la yer değiştireceğine göre; İslam rönesansı da -bir anlamda- kendiliğinden gerçekleşmeye başlayacak...
İnsanın bunu durdurma olanağı yoktur; acı yoksulluğu yüz yıl daha sürdürme olanağı da...
Babam hiç TV izlememiş, hiç uçağa binmemişti; ama resmi törenlerde sık sık frak giymişti..
Torunlar da, benim yaşıma geldiklerinde; Afganlı kadın astronotlar, "uzayda cinsellik" konusundaki belgeselleri gösterecekler İstanbul'da...
Şayet torunlar benim yaşıma geldiklerinde olmazsa, onların torunları benim yaşıma geldiklerinde...
O zamanlara kadar sürüp gider mi, yoksulluk ve silah harcamaları; tabii yalanlar ve talanlar da?
Sanmıyorum; petrol tahtından inmeye başladığında, o kadar çok şey, o kadar hızlı değişmeye başlayacak ki...
Belki gripal bir nezleye bile bir çare bulunacak sonunda...