Her an belirip, yakaladığını yutan aslan yüzünden ormanın diğer hayvanları inlerinden çıkamaz olmuşlarmış. Ne kadar saklansalar da, aslan ne yapıp ediyor, her gün birini yemeyi başarıyormuş. Sonunda hayvanlar aslana, huzuruna gönderdikleri bir heyetle önerilerini söylemişler:
"Biz sana günlük yiyeceğini verip karnını doyuralım. Sen de ava çıkıp hayvanlara hayatı zehir etme..."
Aslanla heyet uzun uzun tartışmış, aslan işin içinde hile olup olmadığını anlamaya çalışmış ve sonunda ikna olmuş...
Düzen çalışmaya başlamış. Hayvanlar her gün kura çekiyor, adı çıkan kendi ayağıyla aslana gidiyormuş. Bir gün tavşanın adı çıkmış ve kaderine ilk isyan eden de tavşan olmuş: "Dostlar, biraz zaman tanıyın, bir hile bulacağım ve bu zulümden hepimizi kurtaracağım." Hayvanlar karşı çıkmışlar, "Hilen nedir söyle, ikna olmazsak git teslim ol, düzeni bozma" demişler. Epey tartışmışlar, sonunda tavşan kafasına koyduğunu yapmak üzere ayrılmış.
Durumu bilmeyen aslan ise, yemeği iyice geciktiği için sinirleniyor, "O alçaklara güvenilmeyeceğini bilmeliydim, saflık ettim ve aç kaldım" diye homurdanıyormuş.
Tavşan aslanın yanına gitmeden önce planını tam olarak yapmış. İyice öfkelenmiş olan aslan, tavşanın ağır ağır geldiğini görmüş. Ama bakmış ki, diğerlerinin aksine, hiç korkusuzca ilerlemektedir, hatta biraz da çalımlıdır; (Müteessir ve zebun bir halde gelişten suçluluk anlaşılır. Ama cesurluk her türlü şüpheyi giderir.) kükremiş: "Bre adam evladı olmayan! Ben ki filleri parça parça etmişim... Ben ki erkek aslanların kulağını burmuşum... Ey tavşan parçası sen kim oluyorsun ki beni bekletiyorsun!"
Tavşan korkusuz ifadesiyle konuşmuş: "Efendimiz af buyursun, bir mazeretim var: Arkadaşlarım bir başka tavşanı bana yoldaş etmişlerdi, birlikte yola düşmüştük. Birden önümüzü bir erkek aslan kesti. Efendimiz bizi bekliyor, dedik. Bizi dinlemedi. Kim oluyor sizin efendiniz, diye kükredi. Arkadaşım şişmanlık ve güzellikte benim üç katım olduğundan, onu aldı gitti. Ve dedi ki, artık buraların efendisi oymuş..."
Aslan çok kızmış: "Haydi düş önüme, ona nerede rastladığınızı göster, cezasını vereyim. Ama söylediklerin doğru çıkmazsa yandın!"
Tavşan öne düşmüş, aslanı önceden tespit ettiği bir kuyunun kenarına doğru getirmiş. Tam yaklaşırken tavşanın geri kalmaya çalıştığını sezen aslan, "Niçin ayağını geri çektin, gel buraya" diye seslenmiş. Tavşan da "O aslan bunun içinde, korkudan elim ayağım kesildi, sen beni kucağına al, ondan koru" demiş.
Aslan, kucağında tavşanla kuyuya eğilmiş ve tavşan bağırmış: "İşte orada... Kucağında da senden çaldığı tavşan var!" Suda gördüğünün düşmanı olduğunu ve onu ktıstırdığını sanan aslan, tavşanı bırakıp kuyuya atlamış. (Zalimlerin zulmü karanlık bir kuyudur, bütün alimler böyle der.)
Aslanı kuyunun dibine gönderen tavşan, hayvanların bekledikleri çayıra dönmüş. Hayvanlar onu görür görmez, sevinç gösterileriyle kutlamışlar. Tavşan onları susturup konuşmuş: "Dışardaki düşmanı öldürdük, ama içimizde ondan beter bir hasım var. Aslan da kendi içindeki hasma mağlup oldu. İçindeki hasım öyle bir hasımdır ki bütün bir alemi lokma edip yutar, daha fazla yok mu, diye bağırır..."
Hayvanlar tavşanın söylediğini anlamış gibi yapmışlar ve aslandan kurtuldukları için çok memnun, dağılmışlar...