Medeni Kanun'da yapılması beklenen mal rejimi değişikliği, kadınların tarih boyunca "İkinci Cins" olarak yaşamasının baş sorumlusu olan o büyük işbölümünü yeniden üretiyor. Ölmekte olan bir mesleğe meşruiyet kazandırarak ona yeniden hayat veriyor.
Ev kadınlığı mesleği öldü...
Binyıllardır analarımızın analarını ve onların analarını besleyen meslek; ev kadınlığı mesleği, tıpkı sedef kakmacılık gibi; bıçakçılık, bakırcılık, nalıncılık gibi tarihe karışıyor.
Binyıllar önce, erkeklerin yiyecek bulmak için ava gitmesi, kadınların ise ateşi söndürmemek, av etini tuzlayıp saklamak için evde kalmasıyla başlayan o tarihi işbölümünün sonuna geldik. Bir zamanlar toplumsal bir zorunluluk olan; kadına vazgeçilmezlik ve saygınlık kazandıran bütün o ev işleri, çoktandır ev dışındaki üretken çalışma yanında hesaba katılmaz hale geldi.
Ne var ki, hayatta tek bildiği iş ev kadınlığı olan milyonlarca kadının bunu kabul etmesi kolay değil. Onlar hâlâ, marketlerde satılan hazır tarhanalara, salçalara düşmanlıkla bakıp "Hiç evde yapılana benzer mi" avuntusuyla kendi mesleklerini korumaya çalışıyorlar.
Onları anlayabiliriz. Onlar, tıpkı Bakırcılar Çarşısı'nın boynu bükük esnafı gibi, ölmekte olan mesleklerine ağıt yakıyorlar.
Ama kadınlara öncülük iddiasıyla ortaya çıkan, kadın cinsinin uzun vadeli çıkarlarını gözettiğini iddia eden bütün o kadın örgütlerinin "Ev Kadınları Loncası" gibi davranmasına ne demeli?
Evet, "ilerici" olduğunu söyleyen bütün o kadın örgütleri, tıpkı ortaçağın meslek loncaları gibi, ev kadınlığı mesleğini koruma altına aldırtma peşinde. Bu mal rejimi değişikliği ile, ev kadınlığını, boşanma halinde bile ömür boyu geçim garantisi sağlayacak bir meslek haline getirerek "diriltmeye" çalışıyor.
Ve malların yarısının kadının hakkı olduğunu "ispatlamak" için de, her söylendiğinde beni derinden yaralayan şu cümleyi tekrarlayıp duruyor: "Eğer evde ona bakan, besleyip temizleyen, çocuklarını büyüten o kadın olmasaydı, o adam o malı mülkü edinebilir miydi?"
Saygıdeğer kadın hakları savunucuları!
Bunun ne kadar aşağılayıcı ve aynı zamanda ne kadar tehlikeli bir cümle olduğunun farkında değil misiniz?
Sizin bu cümleniz üzerine, o adam da kalkıp, "Ben karımın işini ayda 300 dolara Moldavyalı bir kadına yaptırabilirdim" dese ne diyeceksiniz? "Benim kimseye borcum yok. Karım otuz yıldır pişirdi, kotardı, temizledi ise, otuz yıldır da yedi içti, giyindi, barındı. İşte emeğinin karşılığı da zaten buydu" dediğinde nasıl cevap vereceksiniz?
Kalkıp Moldavyalı hizmetçinin yapmadığı ve sizin yaptığınız şeyleri mi ortaya dökeceksiniz? Yani hem feministim deyip, hem de ortaçağdan kalma söyleme sarılıp "kadınlık görevi"nden söz etmeye utanmayacak mısınız?
Geleneklerin "kadınlık görevi" diye tanımladığı şeyin, kadınlar için de "haz" olması gerektiğini kabul ettirmek için feminist atalarınızın harcadığı elli yıllık çabayı inkâr mı edeceksiniz?