Size ekonomik bir kriz öyküsü anlatayım mı?
- Anlat...
- Anlat demekle olmaz ki...
- Ya neyle olur?
- Ya neyle olur, demekle olmaz ki...
- Allah Allah nasıl yani?
- Allah Allah nasıl yani, demekle olmaz ki...
- Çıldırtma insanı be...
- Çıldırtma insanı be, demekle olmaz ki...
- Öf sıkıldım, kapa çeneni...
- Öf sıkıldım kapa çeneni, demekle olmaz ki...
- Şimdi bayılacağım ama...
- Şimdi bayılacağım ama, demekle olmaz ki...
- Kafana bir şey indirirsem görürsün...
- Kafana bir şey indirirsem görürsün, demekle olmaz ki...
- Yeter yahu...
- Yeter yahu, demekle olmaz ki...
Oldum bittim Türkiye'deki ekonomik krizler öylesine bir "sinek masalı"dır ki; isteyen istediği kadar:
- Yakında kurtulacağız, desin...
- Yakında kurtulacağız, demekle olmaz ki...
Partilerin içinde hafiften hafiften muhalefet grupları belirmeye başladı...
Parti içi muhalefetlerin bazı öfkeli siyasetçileri, en çok kimlere kızıyorlarmış biliyor musunuz?
Muhaliflere destek vereceklerini vaadettikten sonra; hemen parti başkanının yanına koşup, kendisine olan bağlılıklarını bir kez daha tekrarlamaya kalkanlara..
Başkanları her yerde gölge gibi izleyip, her fırsatta onlara bol bol yağcılık edenler için, Meclis kulislerinde anlatılan bir fıkra:
Vaktiyle bir paşanın konağına bir aşçı çırağı alınmış. Çırak o güne dek hiç görmediği kümesteki tepeli tavuklara bakarak, ustasına:
- Bunlar nedir, diye sormuş.
Tavukların cinsini ustası da bilmediği için:
- Bunlar onlardır, demiş.
- Ya peki tepelerindeki ne öyle?
- Ha tepelerindeki mi; onlar onsuz olamazlar...
ABD'deki eyaletlerden birinde, adamın biri, bir amerikan-bara girmiş; bir viski söyledikten sonra gidip pencerenin dibine oturmuş. Tüm dikkatiyle gözleri dışarda; viskisinden iki yudum ya içmiş, ya içmemiş; birden kapının önüne fırlayarak:
- Yeşilli taraf yukarı, yeşilli taraf yukarı, diye bağırmış.
Tekrar dönmüş yerine. Viskisinden bir kaç yudum daha içmiş ve yine kapıya koşarak başlamış bağırmaya:
- Yeşilli taraf yukarı, yeşilli taraf yukarı..
Adam, viskisi bitinceye kadar en azından beş kez, kapıya seyirtip devam etmiş bağırmaya:
- Yeşilli taraf yukarı, yeşilli taraf yukarı...
Sonunda barmen, merakla adamın yanına gelmiş:
- Neden öyle ikide bir kapıya koşarak; yeşilli taraf yukarı, yeşilli taraf yukarı, diye bağırıyorsunuz, demiş.
Adam:
- Efendim, demiş, karşıdaki bahçeye ağaç diktiriyorum. Ancak bulduğum kişiler, daha önce ekonomik alanda Türkler'le birlikte çalıştıklarından, her şeyi ters yapmaya alışmışlar. Fidanların da köklerini havaya doğru kaldırıp, ağaçları tepetaklak dikmeye kalkıyorlar; onlara bağırıyorum...
Biri yüksek sesle gazete başlıklarını okuyordu: "IMF ile çalışmalar ay sonunda bitecek."
Öteki soruyordu:
- Başka ne var?
"Örümcek ağı operasyonu: 32 gözaltı."
- Başka ne var?
"Fırsatçılar stok yapıyor."
- Başka ne var?
"Derviş, Bakan Akcan'ı kızdırdı."
- Başka ne var?
"Ladin öldürüldü mü?"
- Başka ne var?
Gazete okuyan, başını gazetelerden kaldırdı:
- Köylünün biri, dedi, bir lokantaya gitmiş. Garsona:
"-Ne vaaa, diye sormuş.
Garson:
"- Keşkeş yağlı güzel çorba vaaa, demiş.
"- Başka ne vaaa?
"- Keşkeş yağlı güzel patlıcan kebap vaaa...
"- Başka ne vaaa?
"- Keşkeş yağlı güzel pilav vaa...
"- Başka ne vaaa?
Garson kızmış sonunda:
"- Ananın, demiş, şalvarlı şalgamı vaaa...
Bir IMF yetkilisi, kendisine Türkiye'nin ekonomik durumu sorulduğunda hemen şu fıkrayı anlatıyormuş:
Adamın biri arabasını tamirciye götürmüş:
- Bir yeri hariç, ses çıkarmayan yanı yok, demiş.
Tamirci sormuş:
- Neresi ses çıkarmıyor, diye.
- Kornası...