kapat
28.10.2001
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi

www.ekdilamerica.com
Dünyadan
Spor
banner
Magazin
Kampüs
Astroloji

Para Durumu
Hava Durumu

Bizim City
Sizinkiler

GREENCARD
Sarı Sayfalar
İstanbul

Cumartesi Eki
Pazar Eki

Künye
E-Posta
Reklam
Arşiv

A T V

Win-Türkçe
ASCII

 

Şah yatakta bile 'Siz' derdi


Şah Pehlevi, evlilikleri ağız tadında gitsin diye eşi Süreyya'ya düğün günü içi lokumla dolu billur bir kase hediye etti. Evlilikleri öyle resmi gidiyordu ki, Süreyya yıllar sonra bir dergiye verdiği mülakatta birbirlerine yatakta bile 'Siz' diye hitap ettiklerini anlattı
Şah Pehlevi, kızkardeşi Şam Prenses ve Süreyya'nın halası aracılığıyla eline ulaştırılan fotoğraftaki genç kızın zümrüt yeşili gözlerine ilk bakışta vurulmuştu. Hemen Süreyya'yı Gülistan Sarayı'na davet etti. Resimlerini sinema afişlerinde görme hayaliyle yanıp tutuşan güzeller güzeli Süreyya ise oyunculuk yerine saraya davet edilmenin hayalini yaşıyordu. Süreyya "Mahsun Prenses" olarak anılacağı uzun yol bir yola girmişti artık. Tahran yolculuğu öncesi Paris'te birkaç güzel elbise diktirmişti. O heyecanlı dönemde içini rahatlatan söz ise babasından geldi: Kızım Şah'ı beğenmezsen ille de evlenmek zorunda değilsin...

Zümrüt gözlü Süreyya, Gülistan Sarayı'nın önüne geldiğinde sarayda müthiş bir telaş yaşanıyordu. Devasa büyüklükteki kapılar açıldı; hizmetliler referans vererek prenses adaylarını saygıyla selamladılar. Güzeller güzeli Süreyya da işte Şah'la ilk o an karşılaştı. Yıllar sonra kaleme aldığı 'Hayatım' adlı kitabında Süreyya o anı işte şöyle anlatıyordu: Karşılaştığım adam tahmin ettiğimden çok daha ilginçti ve yakışıklıydı. Harika bir üniforma içinde gerçek bir Şah'la karşı karşıyaydım. O yaşlardaki bir genç kız başka ne isteyebilir ki? Görür görmez aşık oldum...

VE DÜĞÜN KARARI ALINIYOR
Aynı gece Süreyya kararını vermişti. Şah'la evlenecekti. Şah da Süreyya'yı beğendiğini aracılara iletti. İki gün içinde Süreyya ile Şah'ın nişanı resmi olarak ilan edildi. Ve, hâlâ konuşulan dillere destan düğünün hazırlıkları başladı. Ama Süreyya'nın peşini aksilikler bırakmıyordu. Düğüne çok az bir zaman kala önce tifoya yakalandı, ardından da zaatüreeye. Narin vücudu, Christian Dior'un yaptığı muhteşem gelinliği taşıyamayacak durumdaydı. 12 Şubat 1951'de yataktan kalkalı henüz 3 gün olmuşken, Süreyya, tül üzerine gümüş kılap işlemeli, üzerinde 600 parça elmas bulunan, 20 kilo ağırlığındaki muhteşem gelinliği giydi.

Nedimeleri eşliğinde saçları yapılan Süreyya'yı Prenses Şam, içi kaloriferli bir otomobille köşkün önünden aldı. Otomobilin önü ve arkasında ilerleyen mızraklı süvariler yolu açıyordu. Dile kolay, zümrüt yeşili gözleriyle binbir gece masallarındaki prensesleri andıran Prenses Süreyya saraya geliyordu... Kısa süren yolculuktan sonra Süreyya nihayet Mermer Sarayı'nın önündeydi. Dört küçük kız Süreyya'nın gelinliğini tutmak için sarayın merdivenleri başında bekliyordu. Süreyya, Mermer Saray'a girişini kitabında şöyle anlatır: Gelinliğim o kadar ağırdı ki, kızcağızlar bir türlü kaldıramıyordu. Fazladan iki nedime daha yardıma geldi. Onların yardımıyla gelinliğimin etekleri yerden kalktı. Prenses Şam'la ben önde, sarayın ileri gelenleri arkada merdivenlerden yukarı çıktık. Aynalı Salon'dan içeri girdik. Salon baştan başa çiçeklerle donatılmıştı. Sonradan öğrendim, tam iki yüz orkide, iki yüz dal kiraz çiçeği, bin tane kırmızı karanfil, bin iki yüz tane de leylak salkımı varmış. Televizyonlar töreninin her anını dakika dakika çekiyordu...

SÜREYYA'DAN KESKİN BİR EVET
Sarayda kalorifer olmadığı için salonun her yanı Şah'ın emriyle sobalarla donatılmıştı. Ama Şah'ın bir emri daha vardı, "Bütün kapılar kapalı duracak. Bir esinti bile istemiyorum. Süreyya'nın hastalığı ilerleyebilir". Evlilik hayatında ağız tadı dilemek amacıyla Şah, Süreyya'ya içi lokum dolu billur bir kase vermişti. Valide Sultan da üzerlerinden şeker serpiyordu. Ama onun evliliği hiç de beklenildiği gibi ağız tadıyla sürmedi¥ Nikah Tahran'ın en sevilen imamı İmam Cuma tarafından kıyıldı. Şah ile evlenip evlenmeyeceği sorulduğunda Süreyya'nın yanıtı bıçak gibi keskindi: "Evet!"

Nikahtan sonra elçilerin tebrikleri kabul edildi bir bir; sonra salondaki iki bin kişinin önünden Şah'ın kolunda ağır ağır ilerledi Süreyya. Ancak gelinliğin ağırlığı her geçen dakika daha da artıyordu. Şah'tan işte tam bu anda Süreyya'yı mutlu eden bir teklif geldi: "Eteklerinizi biraz kesip atsanız." Eli işe yatkın bir nedime hemen işe koyulmuştu. Kat kat eteklerden 10 metresi kısalmıştı ama bunu misafirlerden fark eden kimse olmamıştı. İşte o dillere destan düğün böyle gerçekleşti....

"GERDEK GECESİ ÖPÜŞMEDİK"
Prenses Süreyya, yıllar sonra Alman Bunte Dergisi'ne verdiği bir ropörtajda evlendiği saatleri ve o heyecanlı günlerini şöyle anlatmıştı:

* Şah'la evlendiğinizde bakire miydiniz?

Evet. Üstelik bakire olduğum için erkeklere iligili hiçbir şeyden de haberim yoktu.

* Şah ilk akşam sizi öptü mü?

Hayır, çok daha sonra öptü. İlk akşam aramızdaki her şey çok resmiydi. Bana spor yapıp yapmadığımı, ata binip binmediğimi, kaç yabancı dil bildiğimi ve eğitimimle ilgili detayları sordu.

* Şah sizle flört etti mi?

Hayır buna fırsatı olmadı. Onun annesi ve üç kız kardeşi, benim iki kuzenim ve babam hep yanımızdaydı. Bu nedenle ilişkimiz hep resmiydi.

* Neden tanıştıktan altı ay sonra evlendiniz?

Tifoya yakalandım. Bünyemin pek dirençli olduğu söylenemez o nedenle biraz bekledik.

* Evdeki hizmetçilerin sizinle aralarında en az dört adım mesafe bırakmaları gerektiği doğru mu Yoksa bu bir Ortadoğu efsanesi mi?

Hayır, yalnızca başlarını benden yukarıda tutamazlardı. Bu yüzden eğilmek zorunda kalırlardı.

* Çok güzel saraylarda oturdunuz. Bu sizi o dönemde mutlu ediyor muydu?

Tabii. Ancak yine de genç bir kız için pek de kolay değildi. Dansa gitmek istiyordum, ama yalnızca arada sırada sarayda verilen davetlere katılabiliyordum. Yani bir nevi altın kafesti orası.

* Şah'a sen diye mi hitap ederdiniz?

Tabii ki hayır! Her zaman birbirimize siz diye hitap ettik o da bana karşı hep resmi ve saygılıydı.

* Yatakta da mı?

Tabii ki!..

Bugünkü anneler için idol kadındı
Prenses Süreyya, Türkiye'ye her gelişinde binlerce insanı sokaklara döktü. Süreyya, özellikle 1950'li yılların genç kızları için bir idoldü. Şimdilerde çoluk çocuk, hatta torun sahibi olan o dönemin genç kızları ve çocukları bugün bile onu sevgiyle anımsıyorlar. SABAH, Süreyya'nın ölüm haberi sonrası İstanbul'da o dönemi yaşayanlara Süreyya'yı sordu.

İşte kadınların gözü ile Zümrüt Gözlü Süreyya:

Solina Taş (51)f: Çocukları olsa böyle olmazdı!..
Bizim genç kızlık yıllarımızın sembol kadınıydı. O görkemli düğününü dün gibi hatırlarım. Düğüne çok az bir zaman kala tifoya yakalandı. 7 yaşındaydım, Prenses Süreyya'nın İstanbul'a geleceğini babam söylemişti. Evimiz Üsküdar'daydı. Bildiğim tüm gizli yolları aşıp Bahçekapı'ya babamın yanına gitmiştim. Çünkü Süreyya oradan geçecekti. Ve onu gördüm... Üstü açık bir arabada, pespembe bir tayyör ve aynı renk bir şapka giymişti. Çok güzeldi. Ama sonu öyle olmadı. Aklıma ne zaman o gelse hep hüznü anımsıyorum. Bir çocukları olsaydı; böyle olmazdı.

Ayşe Dedeoğlu (64)f:Gerçek bir prenses gibi giyiniyordu
Prenses Süreyya ile aramızda birkaç yaş vardı. O bizim gençliğimizin en güzel kadınıydı. Bizim kuşağın sembolüydü. Evlendiğini dün gibi hatırlıyorum, ayrıldığını da. Çocuğu olmadığı için ayrılması beni çok üzmüştü. O eski dergiler hep ondan söz ederdi. Çok şık giyinirdi. Her zaman bakımlı ve güzeldi. Ne de olsa o bir prensesti.

Kimse Süreyya kadar sevilmedi
Şah'la dillere destan bir düğünle evlenen Prenses Süreyya dünya gündeminden düşmüyordu. Prenses Süreyya ile Şah sık sık yurtdışı ziyaretlerine çıkıyordu. En sık geldiği ülkelerin başında da komşu Türkiye geliyordu. Zümrüt gözlü Süreyya, Türkiye'de de çok seviliyordu. Magazin dergilerinin gerçek kral ve kraliçelerin hayatlarını sunduğu yıllarda, Prenses Süreyya sadece o dergi ve gazetelerin değil, Türk halkının da baş tacıydı. Dönemin çok satan dergileri "Hayat" ve "Ses" kapaklarına taşıdığı Prenses Süreyya ile ilgili olarak 'Mahzun Prenses" ve "Asrın en güzel kraliçesi" ifadelerini kullanıyordu. Bu ilgi yüzünden bu dergiler; sık sık Prenses Süreyya'nın posterlerini veriyordu...

ONUN GİBİSİ GELMEDİ
Süreyya'nın zarif posterleri, Anadolu'daki kahvehanelerin duvarlarını süslediği gibi, İstanbul'un en lüks cafelerinde de baş köşede dururdu. Tarihçi-yazar Ergun Hiçyılmaz, "Zerafeti, güzelliği ve de ulaşılmazlığıyla Türk insanı için prenses denince akla Süreyya gelirdi" diyor ve ekliyor : O, bir masal prensesiydi. Türkiye'ye geleceği duyulduğunda, günler öncesinden hazırlıklar yapılırdı. Üstü açık arabasıyla İstanbul caddelerinde dolaşırken, halk onu konfeti ve çiçek yağmuruna tutardı. İddia ediyorum, Türkiye'de onun karşılandığı ihtişamla hiç kimse karşılanmadı. Ne General De Goulle, ne de Başkan Einshover... Hayat Dergisi, benim hatırladığım 5 kez Prenses Süreyya'nın posterini vermişti.

YARIN:
* Ayrılığın acısında Avrupa'da sürgün
* Yalnızlıkla gelen alkol ve ölüm...

www.superbahis.com
www.sigortam.net

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır