  
Ayıp Muhtar!
Ekranın gücünü kullanarak insanlara hakaret edemezsin... O an kendini savunma imkânı olmayan birine olmayacak kelimeler sarfedemezsin...
Gizli kamera ile kör masörün tacizini ortaya çıkarabilirsin...
Muazzez Ersoy'un kocasından neden boşandığını bulup yayınlayabilirsin...
Hatta uzaylı(!) şarkıcı Mustafa Topaloğlu'nu neden eşinin üzerine imam nikahı ile kuma aldı diye fırçalayabilirsin...
Bunlar senin tarzındır, haberciliğe bakışındır...
Amenna!
Ama haddini aşarak Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk gibi bir bilim adamınla alay edemezsin... Hele çizmeyi aşıp ona akıl veremezsin... En önemlisi ekranın gücünü bir silaha dönüştüremezsin...
Bir haberci(!) olarak çıkardığı kitabı, görüşlerini eleştirebilirsin... Ama bunu ancak mesleğin etiği ve vicdanın nezaketi içinde yerine getirebilirsin...
***
Söyler misin Reha Muhtar; önceki akşam sunduğun haber bülteninde Yaşar Nuri Hoca'ya neden bu kadar öfke duydun, kin kustun?
Yayınladığı "Cevap Veriyorum" adlı kitabında savunduğu görüşlerini neden yerin dibine soktun... Bununla kalmayıp, "Bana bak Yaşar Nuri" gibi saygısızlık boyutunu bile aşan hitaplarda bulundun?
Neden radikal İslamcılar'a kendisini hedef gibi sundun? Neden açık açık "Dini sulandırdığı" tezini ortaya attın?
Kendisiyle ne alıp veremediğin var?
Kitabında yazdıklarını, ekranlarda söylediklerini eleştirecek kadar bilgi birikimine mi sahipsin?
Yaşar Nuri Öztürk gibi dini konularda ulema mısın?
İlahiyat Fakültesi'nde dekan mısın?
En önemlisi, isminin önünde Öztürk Hoca gibi "Prof. Dr." yazmıyor; farkında mısın?
Bu hiddetin, öfken, ekrana çıkarmak istediğin Yaşar Nuri Öztürk'ten duyduğun şu cevap mı?..
"Ben senin panayırına gelmem!"
***
SON SÖZ: Sakın unutma! Panayırlarda, sirklerde en çok alkışı palyaçolar alır... Ama çocuklardan...
Bitmeyen çiçekler!
Çevreyi koruma adına çevre katledilir mi? Birilerine çıkar sağlamak için aynı yer 6 ay içinde 10 kez çapalanıp sözüm ona çiçek dikilir mi? Güzelim yeşil dokular müteahhit kardeşlerimiz(!) malı götürsünler diye mahvedilir mi?
Size soruyorum İstanbul Büyükşehir Belediyesi Çevre Koruma Daire Başkanı Mustafa Öztürk...
İstanbul'un estetiğini okuma-yazma bilmeyenlerin himmetine bırakan...
E-5'in kenarlarını, Boğaziçi Köprüsü'nün Anadolu yakası çıkışındaki yolun sağlı-sollu iki bölümünü aylardır çapalatan...
Yüz milyarlarca lirayı çevre düzenlemesi ve peyzaj adı altında müteahhitlere sunan...
Ama bütün bunlara rağmen çiçek değil, ayrık otlarının boy atmasını sağlayan size!
Hatırlıyor musunuz?
Aylar önce aynı eleştiriyi gündeme getirdiğimde bana "Biraz sabırlı olun... Yakında işe gidip gelirken yol kenarlarında rengârenk çiçekler göreceksiniz?" demiştiniz...
Söz ettiğiniz o çiçekler ne oldu? Diktirdiğiniz çiçek fideleri, birilerinin cebinde para olarak mı bitti?
SON SÖZ: Biraz daha gayret Mustafa Öztürk... Bir yandan yapılıp bozulan kaldırımlar, bir yandan dikilip soldurulan fidanlar sayesinde birileri iyice köşeyi dönecek... Kimbilir belki de soruşturma sırası yakında Çevre Koruma Daire Başkanlığı'na gelecek...
Yürekli vekile davet!
Benimle birlikte bir sabah güneş doğmadan Halk Ekmek büfelerinin önlerine gidip ucuz ekmek kuyruğunda bekleyen vatandaşlara kendini tanıtıp, sorunlarını dinleyecek... Oradan, esnaf ve sanatkar sitelerini ziyaret edecek milletvekili arıyorum... Yüreklilik gösterecek, "ben halkımın karşısına çıkarım" diyecek milletvekili varsa buyursun! Bekliyorum...
EN GÜZELİ ATLANTA'DAN
İyi ki yok!
29 Ekim'de Anıtkabir'e çıkacak siyasi parti liderlerinin, saygı duruşu sırasında neler düşünecekleri konusunda fikri olanların bana yazmalarını istedim ya; yüzlerce faks ve e-mail aldım... Hepsini burada yayınlamam mümkün değil... Ancak içlerinden birini seçtim... 6 satırlık bir e-mail... Atlanta'dan Gönül Oran göndermiş:
"İyi ki yok... Rahatça at oynatabiliyoruz!"
Elinize sağlık Gönül Hanım... Teşekkürler.
Serbest Kürsü
Kurtarın!
Bizler Adapazarı, Akyazı, Mudurnu, Kıbrısçık, Seben, Göynük, Dört Divan, Düzce, Akçakoca'da tavukçuluk ile geçimini sağlayan Mudurnu Tavukçuluk'un binlerce üreticisi ve çalışanıyız...
Depremin açtığı ekonomik krizin yaraları henüz sarılmamışken, yeni bir krizle karşı karşıya kalan bizler ve Avrupa'nın en büyük, en modern entegre tesisi Mudurnu Tavukçuluk, düştüğü dar boğazdan kurtulamamıştır. Binlerce üreticisi ve çalışanıyla bu sektörden geçimini sağlayanlar kaderlerine terk edilmişlerdir...
Binlerce üretici
Fıkra
Suç aleti!
Ramazan'da Bektaşi'nin üstünde şarap bulup kadının huzuruna çıkarırlar.
- Bre kafir bu ne rezalet. Ramazan'da şarap içmenin yasak olduğunu bilmiyor musun?
- İçmiyordum ki...
- Olsun suç aletini üstünde taşıyorsun..
- O zaman beni zinadan da içeri atın.
- Neden?
- Onun suç aleti de üzerimde de...
DOĞRU SÖZ:
İnsanlar başaklara benzer... İçleri boşken başları havadadır... Doldukça eğilirler... Montaigne
|