Çok "küçük" yaşıyoruz da, ondan mı...Lafımız hep "büyük" olsun, fikrimiz hep "büyük" meselelere takılsın, tartışacaksak "büyük" tartışalım istiyoruz.
Sanki yiyen, içen, gülen, üzülen, sevinen, acı çeken, bin bir türlü hazlara ve kaygılara sahip insanlar olmak ve kendimizi ciddiye almak ayıpmış gibi davranıyoruz.
İtiraz itiraz üstüne...
Nargilecilerin Beyoğlu Belediyesi tarafından çirkin bulunan çardakları gerçekten görüntü kirliliği mi yaratıyor?
Canım, bu dönemde bu tartışmanın ne yeri var; dünya yıkılıyor...
İnsan klonlamak nasıl bir dünyanın kapılarını açıyor sence?
Şimdi bırak bunu; bana terör ve teröre karşı savaşın nasıl bir dünyaya kapı açtığını söyle...
İstatistiklere bakılırsa kadınlar daha çok aldatmaya başlamışlar, ne diyorsun?
Yahu kardeşim, şu dönemde konuşacak konu mu bulamadın, Allah aşkına!..
Yoksullar daha çok ve derinden aşık oluyormuş, ilginç değil mi?
Bırak yoksulların aşkını, yoksullukla nasıl savaşılacak ondan söz et!
Bu yılki Bienali nasıl buldun, modern sanat açısından doyurucu muydu?
Ne modern sanatı, bana modern siyasetten söz et!
Böyle gider itirazlar... Listesi öyle uzundur ki, bitmez tükenmez.
En son geçen gece "Teke Tek"de rasladım bu tür yaklaşımın en keskin örneklerine:
Dabbetülarz'dan söz etmiştiniz, gerçekten Hawking Dabbetülarz mı?
Efendim, geçin bunları, asıl memleketin halini konuşalım, o önemli.
İslama göre kıyamet önceden kestirilebilir mi?
Efendim, asıl memleketimizin içine düştüğü rezilliği tartışacağımıza bunu tartışıyoruz, asıl kıyamet orada!