Çankaya'dan ülke atmosferine yayılan şaşırtıcı popülizmin midemi ağrıttığını yazmıştım.
Midemi ağrıtan başka bir noktaya geçmeden önce...
Sayın Sezer'in "popülist dolmuşuna" birbirini çiğneyerek dalan entel, solcu ve dinci aşuresinin omuz omuza sergilediği sevinç horonunu ibret ve hayretle izlediğimi belirtmeliyim.
Çankaya'nın "referandum" fırsatçılığı ile Meclis "ağır bir yumruk" yedi ya, zil takmış oynuyorlar...
Bu "berbat" ittifak, en basit anti-amerikan söylem karşısında nasıl seviniyorsa, Meclis'e yönelen her söylem ve eylem karşısında da öyle mutlu oluyor.
Tıpkı Yunanistan'da, azılı komünistlerle ile ortadoks klisesinin Amerika'ya karşı şu anda birlikte ateş dansı yaptıkları gibi...
Gelelim Çankaya'dan gelen ikinci mide ağrılarıma...
"Maaş artış maddesi"ni bir saniye terreddüt etmeden refanduma gönderen Sezer, aynı değişiklik paketinin 149'uncu maddesindeki "detay"ı nasıl oldu da atladı peki?
Biliyor musunuz, 149'daki değişiklik ile ne yapıldığını?.. Baktınız mı hiç?
Eski madde şöyle diyordu:
"Anayasa Mahkemesi başkan ve on üye ile toplanır, salt çoğunluk ile karar verir. Anayasa değişikliklerinde iptale karar vermesi için üçte iki oy çokluğu şarttır."
Peki yeni madde ne diyor:
"...Anayasa değişikliklerinde iptale ve siyasi parti davalarında kapatılmaya karar verebilmesi için 5'te 3 oy çokluğu şarttır."
Buradan anlaşılıyor ki yeni yasa, parti kapatılmasını "zorlaştırmıştır!"
Eski maddede, kapatma için, 11 üyeden, 5 hayır'a karşılık, 6 evet yeterli idi.
Yeni maddeye göre, 4 "hayır"a karşılık 7 "evet" gerekiyor.
"Nisap"taki değişime dikkat edin!...
5'e 6 nerede, 4'e 7 nerede?...
"Evet" ile "hayır"lar arasında 1 olan fark, 3'e çıkartılmış!..
Şimdi!..
Şunu sorsak haksızlık mı etmiş oluruz?
Kamuoyunda tepki yüksek diye, maaş artış maddesini referanduma götürüp, Meclis'i "pataklamak" bu kadar kolaydı ve "önemli"ydi de...
Siyasal rejimi ve toplumsal yapıyı çok daha derinden ilgilendiren 149'uncu maddeyi ıskalamak bu kadar önemsiz miydi?
Diyebilirsiniz ki sayın Sezer, "çok demokrat olması" bakımından bunu uygun bulmuş olamaz mı?
Fakat o zaman da başka bir soru çıkıyor ortaya:
Şeriat ve diktatörlükler tarafından çevrilmiş Türkiye'de, bu kadar demokrat davranılabiliyor da, "maaş artışı" konusunda neden biraz daha toleranslı davranılmıyor.
Laiklik ve demokrasi düşmanı siyasi oluşum ve girişimleri "kapatmanın" daha zorlaşması mı "hayati önemde"dir, milletvekillerinin "maaş artışı mı!"
Kaldı ki cumhurbaşkanı, ciddi dengeleri gözetmekle, devlet organları arasındaki uyumu ve ülkenin stratejik çıkarlarını hesaba katmakla yükümlü değil mi?
Sayın Sezer'in toleranslarına sığınarak söylemeliyim, sıradan bir "sivil örgüt" mümessili gibi veya ne bileyim kitlelere mesaj vermeye çalışan bir sendikacı veya buna benzer bir politik eyyamcı gibi davranılması, kabul edilir görünmüyor bana...
Herhangi bir kişi veya örgüt, istediği yönlendiriciliği veya kuyrukçuluğu yapabilir.
Ama Çankaya yapamaz!
Yapmamalıdır!