kapat
24.10.2001
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi

www.ekdilamerica.com
Dünyadan
Spor
banner
Magazin
Kampüs
Astroloji

Para Durumu
Hava Durumu

Bizim City
Sizinkiler

GREENCARD
Sarı Sayfalar
İstanbul

Cumartesi Eki
Pazar Eki

Künye
E-Posta
Reklam
Arşiv

A T V

Win-Türkçe
ASCII

 
GÜLAY GÖKTÜRK(ggokturk@sabah.com.tr )

Irak'ta fahişe avı

Onu Elif Ergu'nun Sabah'taki haberinden tanıdım. Fotoğrafına uzun uzun baktım: "Ürkek bakışlı, gamzeli, 30 yaşlarında incecik bir kadın..."

Adı Bahar, Iraklı bir fahişe...

Bir yıl önce Irak'tan Türkiye'ye kaçmış. Şu anda Van'da yaşayan bir mülteci. Birleşmiş Milletler'in hakkında alacağı kararı bekliyor. Eğer Birleşmiş Milletler onu sığınmacı olarak kabul edip bir başka ülkeye göndermezse ülkesine dönmek zorunda kalacak.

Bu karar onun için ölüm demek.

Ölümü ya Saddam'ın adamlarının elinden olacak, ya da kendi öz dayısının.

Çünkü Irak'ta amansız bir fahişe avı sürmekte.

Çocuklar oyun oynadıkları sokak aralarında, kanlı poşetler içinde hayat kadınlarının kesik başlarını buluyorlar.

Fahişelerin vücudu paramparça edilip sokaklara fırlatıldıkça Irak'ın namusu temizleniyor...

Ve dünya, eli kolu bağlı, bu büyük riyakârlığı seyrediyor.

Evet, dünyanın belki de en yaygın riyakârlığı...

Düşünün bir; o evlere gidip o kadınlarla fuhuş yapanlar Iraklı erkekler değil mi?

Saddam'ın adamları ya da Bahar'ın dayıları-amcaları bir gece önce o evlerin kapısında kuyrukta bekliyor, o izbe odalarda parasını verip seks satın alıyor, ama sabah gün ışığında gecenin karanlığında yaptıkları pazarlığı bozup seks satın aldıkları o kadınları baltayla parçalıyorlar.

Saddam rejimi ve o rejimin dayanağı olan bütün o dayılar-amcalar el ele vermiş, -eğer bir suç varsa ortada- suç ortaklarını ortadan kaldırarak suçlarını unutmaya çalışıyor.

Bunun adına da "namus temizleme" deniyor...

***
Şimdi, bu yazdıklarımı okuyan bazı okurlarımın, son yıllarda yaygın kabul gören "farklı kültürlere içinden bakma" ve "dışardan eleştirmeme" yaklaşımını hatırlatacaklarını biliyorum.

Evet, Türkiye'de de epeyce geniş bir kesim İslam coğrafyasındaki kadının durumuna Batı'nın gözlükleriyle bakmanın doğru olmadığını: bunun o ülkenin kültürüne özgü bir durum olduğunu; farklı kültürlerin yaşam biçimlerini ve değerlerini "dışardan" yargılamanın doğru olmadığını söylüyorlar.

Ama bu arada, ciddi bir kesim de bu fikre şiddetle karşı çıkıyor. En temel insan haklarının ihlalinin söz konusu olduğu yerde, dini ya da kültürel farklılıkların dokunulmazlığından söz edilemeyeceğini, zulüm ve işkencenin, herhangi bir kültür, din, örf ve adet adına meşrulaştırılamayacağını savunuyorlar.

Tabii, bu tartışma soyut düzlemde entelektüel bir tartışma olarak yürüdüğü müddetçe, tartışmanın o ya da bu tarafında yer almak, ya da tartışma arasında saf değiştirmek, o kadar büyük bir fark yaratmıyor.

Ama bir kadının yaşam hakkı bu tartışmaya bağlı olduğu zaman, olay birdenbire bir fikir jimnastiği olmaktan çıkıp "hayat-memat meselesi" haline geliveriyor.

Şimdi Bahar için olduğu gibi...

Ben Birleşmiş Milletler'in Bahar hakkında vereceği kararın ölüm değil yaşam yönünde olacağına inanıyorum.

Birleşmiş Milletler'in bir insanın yaşama hakkına duyduğu saygı, Iraklı erkeklerin geleneksel namus anlayışına duyduğu saygıya galebe çalacaktır mutlaka.

www.superbahis.com


www.sigortam.net

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır