Onu Elif Ergu'nun Sabah'taki haberinden tanıdım. Fotoğrafına uzun uzun baktım: "Ürkek bakışlı, gamzeli, 30 yaşlarında incecik bir kadın..."
Adı Bahar, Iraklı bir fahişe...
Bir yıl önce Irak'tan Türkiye'ye kaçmış. Şu anda Van'da yaşayan bir mülteci. Birleşmiş Milletler'in hakkında alacağı kararı bekliyor. Eğer Birleşmiş Milletler onu sığınmacı olarak kabul edip bir başka ülkeye göndermezse ülkesine dönmek zorunda kalacak.
Bu karar onun için ölüm demek.
Ölümü ya Saddam'ın adamlarının elinden olacak, ya da kendi öz dayısının.
Çünkü Irak'ta amansız bir fahişe avı sürmekte.
Çocuklar oyun oynadıkları sokak aralarında, kanlı poşetler içinde hayat kadınlarının kesik başlarını buluyorlar.
Fahişelerin vücudu paramparça edilip sokaklara fırlatıldıkça Irak'ın namusu temizleniyor...
Ve dünya, eli kolu bağlı, bu büyük riyakârlığı seyrediyor.
Evet, dünyanın belki de en yaygın riyakârlığı...
Düşünün bir; o evlere gidip o kadınlarla fuhuş yapanlar Iraklı erkekler değil mi?
Saddam'ın adamları ya da Bahar'ın dayıları-amcaları bir gece önce o evlerin kapısında kuyrukta bekliyor, o izbe odalarda parasını verip seks satın alıyor, ama sabah gün ışığında gecenin karanlığında yaptıkları pazarlığı bozup seks satın aldıkları o kadınları baltayla parçalıyorlar.
Saddam rejimi ve o rejimin dayanağı olan bütün o dayılar-amcalar el ele vermiş, -eğer bir suç varsa ortada- suç ortaklarını ortadan kaldırarak suçlarını unutmaya çalışıyor.
Bunun adına da "namus temizleme" deniyor...