Bugünlerde hem dünyada, hem de Türkiye'de kıran kırana sürdürülen iktidar savaşlarına bakıyorum ve aklıma bu yazı geliyor.
O kadar çok devlet ve insan tankın içine girmeye hevesli ki!
Amerika, dünya jandarmalığı hevesinin acı meyvelerini toplamaya başladı bile.
Türkiye'de iktidar sahipleri, -özellikle yaşlı ve bitkin olanlar- inanılmaz bir tepede kalma gayreti içinde.
Son derece kanlı bir rodeoda, kendilerini sırtından atmak isteyen azgın atın sırtında kalacağız diye insanüstü bir gayret gösteriyorlar.
Peki niçin?
Nasıl olsa o atın sırtından düşeceksin bir gün.
Halk bunu "Sultan Süleyman'a kalmayan dünya" diye anlatır.
Dün, gece haberlerinde Mesut Yılmaz'ı gördüm. Onun da yüzü yerçekiminin kurallarına daha çok uymaya başlamış. Yaşlılık alametleri artmış, saçları da dökülüyor. Demek ki bir insan olarak bedel ödüyor.
Eeee hayat böyle! Diğer partilerle anlaşıp iki komisyon kurarak hayatın temel sorunlarını çözemiyorsun.
İktidar ile mutluluk, ateş ve su gibi.
Birinin olduğu yerde diğeri olmuyor.
Ama yine de insanların çoğu iktidarı, mutluluğa tercih ediyor. Daha doğrusu günlük yaşamında, aşkta, sanatta, yaratıcılıkta araması gereken mutluluğu, zar zor tırmanılan başbakanlık merdivenlerinde kendisine selam duranlarda bulmayı amaçlıyor.
Ne kadar yanlış bir tercih.
Zaman, yaratıcılık dışında herşeyi eskitir.
Herkesi ezen bir tankın içinde olmak ise insanı hem zamana karşı korumaz; hem de mutsuz ve yalnız bir yaşama mahkum eder.