kapat
24.10.2001
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi

www.ekdilamerica.com
Dünyadan
Spor
banner
Magazin
Kampüs
Astroloji

Para Durumu
Hava Durumu

Bizim City
Sizinkiler

GREENCARD
Sarı Sayfalar
İstanbul

Cumartesi Eki
Pazar Eki

Künye
E-Posta
Reklam
Arşiv

A T V

Win-Türkçe
ASCII

 
SELAHATTİN DUMAN(sduman@sabah.com.tr )

Sen seni bilmezsen patlatırlar enseni..

Vatandaşın kafasında hergün bir "vergi tokatı" patlıyor.. Hükümet adamlarının elleri dert görmesin, şahsen benim tokata zaafım vardır.. Yedikçe yiyesim gelir.. Lakin bunların tokatının da bir hayrını görmüyoruz..

Spottan devam edelim.. Memleketin ne kadar aklı eren iktisatçısı varsa (Laf aramızda kalsın ama nedenini hala bilmem, hepsi borç içinde sürünür..) hükümete "Vergileri azaltın ki piyasa canlansın.." diye akıl veriyor.. Hükümet adamlarından cevap tokat şeklinde geliyor..

- "KDV oranını arttırıyorum.. Emlak vergisini de zamladım.."

***
Tokat deyip geçmeyin..

Uyarıcı, motive edici yan etkileri vardır.. Şahsen ben her türlüsünü tattım.. Hatta ünlülerden bile yedim..

Sinemanın ünlü kötü adamı rahmetli Ahmet Tarık Tekçe'den, dünya şampiyonu ağır sikletimiz rahmetli Hamit Kaplan'dan..

Çocukken yediğim bu tokatların hikayesini başka bir zaman anlatırım.. Şimdi lafın kuyruğunu başka yere bağlamam lazım..

Sanatım kızardı..
Tokattan tokata fark vardır, diyordum.. Mesela Hamit Kaplan'dan yediğim tokat bende "pehlivan olma" arzusu uyandırmadı.. Ancak Ahmet Tarık Tekçe'nin tokatı sanatımı kızarttı..

Sinemayla fiziksel yakınlığımı başlattı..

O tarihten itibaren de sessiz sakin bir film seyredemedim.. Sinemaya gider, yerime oturur, film başlar başlamaz da perdede gördüğüm oyuncularla konuşurdum..

Daha doğrusu onların repliklerine oturduğum yerden cevap verirdim.. Diyelim ki Suna Pekuysal rahmetli Suphi Kaner ile filmin bir sahnesinde buluşacak.. Pekuysal nefes nefese randevu yerine gelir, heyecanla sorardı:

- "Çok mu geciktim?"

Suphi Kaner daha ağzını açmadan ben oturduğum yerden cevap verirdim:

- "Yooo! Tam zamanında geldin.."

Veya sinemanın esas oğlanı ile kötü adamı filmin ortasında kapışıyorlar.. Kötü adam "Gel bakalım, gel de kafanı kırayım.." diye kostaklanıp "esas oğlan"ın etrafında dönüyor.. Esas oğlanın yerine cevabı ben yetiştirirdim:

- "Orası biraz sıkar.."

Bu alışkanlığım yüzünden pekçok filmde salondan dışarı atıldım.. Bir filmi tek seferde tamamlamak nasip olmadı.. Ancak ikinci gidişimde daha evvel seyrettiğim sahnelerin ayrıntılarını daha iyi görmeye başladım..

Ayrıntılarla uğraşmak "sinemacı kimliğimi" şekillendirmeye başladı..

***
Perdede ya da ekranda izlediğim filmde kullanılan repliklerin daha iyisini bulup, oyuncudan önce söyleme merakım hala sürüyor..

Daha çok televizyondan film seyrederken.. Gerçi ev halkı da sinema salonundakiler gibi çıldırıyor ama kimsenin beni dışarı atmaya gücü yetmediğinden şimdi daha rahatım..

Hele evde tek başınayken!

O zaman program sunucusundan talk show yapanlara kadar, herkese laf yetiştiriyorum.. Bunu marifet beyanı olarak anlatmıyorum.. Çok faydalı cevaplar verebilme yeteneğimin altını çizmek üzere arzediyorum..

Temsil, geçtiğimiz günlerde sabaha karşı bir tekrar programı seyretmiştim.. Program psikolog Jülide Sevim'in.. Bir konu üzerinde genel bilgiler veriyor.. Daha sonra izleyicilerden telefon bağlantısı ile gelen soruları dinleyip ekrandan onlara laf yetiştiriyor..

Aslında psikolojik derdi olana faydası yok programın.. Ancak kendisini sorunsuz zannedenleri "iyi ki ben böyle değilim.." diye düşündürttüğü için çok rahatlatıyor..

Oğlanı rahat bırakın..
O geceki tekrar programında işlenilen konu beni çok sardı.. Altına kaçıran çocuklara dair bir konu seçilmiş.. Jülide Hanım'ı arayanlar da genellikle kahırlı anneler.. Bir tanesi sordu:

- "Çocuğum on yaşında hala altına kaçırıyor.. Ne yapayım?"

Kaçırdığı da gaz veya çiş değil.. Büyüğü.. Jülide Sevim uzun uzun konuşup, uzmanlığı çerçevesinde tavsiyelerde bulundu.. Kesin çözümü zamana bıraktı..

Ben o sabrı gösteremezdim.. "Çocuğun altına bez bağlayın, askere gidene kadar kalsın.." der işin içinden çıkardım..

Anne tatmin olmamışsa "Askerde çavuşlar, palaska seansları uygulayıp çocuğu herkes gibi tuvalete gitme konusunda ikna ederler.." derdim.. Anne hala sorunu kurcalıyorsa;

- "Askerden sonra da altına kaçırmaya devam ederse oğlanı hemen nişanlayın, bırakın kız tarafı uğraşsın.." deyip, son noktayı koyardım..

Şimdi bakıyorum da ahalinin hali benden farklı değil..

Kafasına yediği tokatlara sesi çıkmıyor ama cihet-i hükümetten gelen laflara cevap yetiştirmede birebir..

Hem de cevabın en acılısını veriyorlar lakin oturdukları yerden konuştukları için kıymet-i harbiyesi olmuyor.. Bizim Ferahnaz'ın babaannesi gibi elleri böğürlerinde kalıyor..

***
Bizim fotoğraf sanatçısı Ferahnaz Kaygun'un bir babaannesi var, Allah ömrünü uzatsın, tam 96 yaşında.. Okuması yazması yok ama her gece TV kanallarından en az iki Türk filmi bulup, seyreder..

Aynen benim gibi ekranla konuşup filme ve oyunculara katkıda bulunur..

Geçenlerde bir film izliyormuş.. Türkan Şoray filmde bir eve gitmiş, içkisine hap atmışlar.. Başı dönüp bir odaya dalmış.. Kendini odadaki yatağın üzerine bırakmış..

Uyanana kadar da olan olmuş..

Babaanne ertesi gün Türkan için dövünüp durmuş.. Akşam olunca da yine televizyonun başına geçmiş.. Yine bir Türkan Şoray filmi.. Yine benzer bir hikaye..

Hatta mekan darlığından mı nedir, girdiği ev bile aynı..

Yine niyeti bozuk adamların elinden haplanmış içkisini içmiş.. Sarhoşlayıp başı dönende yandaki odaya yönelince, bizim sinemasever babaanne daha fazla dayanamamış:

- "Kız oruspiii.. Girme o odaya.. Daha dün başına iş getirdileeer.. Hiç akıllanmadın miii?"

***
Meraklısına Not: Babaannenin oturduğu yerden yaptığı uyarı işe yaramadı.. İkinci filmde de aynı odaya girdi.. Yine olanlar oldu.. Kötü adamın kalbi neş'eyle doldu..

Meraklısına hisse: "Aaa! Ben bu filmi daha önce de seyretmişim" demeyin.. "Aynı filmi yıllarca seyretmek kader mi?" diye sorun..

www.superbahis.com


www.sigortam.net

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır