  
Sevan Nişanyan ve Akmerkez!..
Çökmekte olan bir köy evini kurtarma, bu evi ve köyü, iç dış turizme açma ve üretken hale getirmekten suçlu Sevan Nişanyan evi restore ederken izin almadı diye hapis yata dursun, dolar bazında milyonlar kazanan Akmerkez'in hâlâ iskan ruhsatı yok.. Nurettin Sözen zamanında yoktu. Tayyip Erdoğan zamanında yoktu, A. Müfit Gürtuna zamanında da yok..
Niye yok ve ona yıllarca niye göz yumuluyor?..
Çünkü Akmerkez patronlarının soyadı "..yan" diye bitmiyor!..
Akmerkez çalışanlarından bir faks aldım. Daha 5 ay önce 2 milyon liraya çıkarılan kapalı park ücreti 3 milyon lira yapılmış.. 5 ayda ikinci kez yüzde 50 zam.. İşletme giderleri mi artmış?.. Yok canım.. Maliyetsiz nerdeyse para basıyor.. Herşey bilgisayarlı. İki gişe memuru ile gidiyor iş.... Karanlık park yerinde güvenlik görevlisi bile yok. Arabanız soyulsa, sizi kesseler duyan olmaz..
Ayfer Atay zamanında Beşiktaş Belediyesi, bu oto parkın paralı olmasının yörede zaten sıkıntılı trafiğin iyice kitlendiği gerekçesi ile, vilayete başvurup, "Bedava" olmasını istemişti. UKAME mi, nedir, bir kurulları var, görüşme gereği duymadan reddetti. Paralı olunca Akmerkez'e girmeyen arabalar, çevre yollara park ederek, yolları tıkıyor ve trafiği felç ediyor.
"Hiç değilse, taksi parkı için yer ayrılsın" diye kaç kez yazdık. Gözlerini öyle para hırsı bürümüş ki, on arabalık yer ayırmayı dahi çok buldular. Taksiler, Akmerkez'in karşısında Nispetiye Caddesini kördüğüm yaparlar. Orada polis varsa, bu defa taksi durağı, Ulus tarafındaki kapıya taşınır.. Zaten Paper Moon tarafından gene yasadışı otopark olarak kullanılan caddeye bir de taksiler yanaşınca, yol tek şeride iner ve tıkanır. Koskoca Belediyenin, koskoca trafiğin, iskan ruhsatı olmadan çalışan Akmerkez'e "Otoparka bir taksi durağı ayırın, alışveriş yapan vatandaş da, yağmur, kar yemeden aşağı inip taksisine binsin" diyemez.. Niye diyemez?.. Güçleri mi yetmez, yoksa, sus payı mı alırlar?.
Akmerkez'de sinemalar boşalma saatinde yürüyen merdivenler çalışmaz. Sinemalarda klima doğru dürüst çalışmaz.. Bunları yazan Hıncal, bir takım dostları aracılığı ile tehdit edilir..
Şimdi Akmerkez'de çalışanlar, ayda 90 milyon lira otopark parası verebilirler mi?.. Veremezlerse, arabalarını nereye koyacaklar?.
Akmerkez para basacak, yetmeyip, otoparka da zam üstüne zam yapacak. Devletin yolu bedava.. Oraları tıkamak serbest..
Ve de bu kentte yerel yönetim var?..
Var mı?..
Bir Tavsiye
Siz de Dinozor olabilirsiniz!..
"Hint Mihracesi'nin kızı Anarkali, halktan bir gence aşık olur. Babası vermeyince alır bohçasını kaçar. Mihracenin askerleri, iki genç aşığı fazla uzaklaşamadan yakalayıp getirirler. Mihrace kızını kaçıran genci ömür boyu hapse mahkum eder; kızını ise sarayın avlusundaki duvara diri diri gömer. Kısa bir süre sonra kızın gömüldüğü duvarın yüzünde narçiçekleri belirmeye başlar." Anarkali, Hintçe'de "narçiçeği" demektir.
Fevzi Halıcı, "Günaydınım" adlı şiirini bu hüzünlü Hint efsanesinden esinlenerek yazmış. Ama Günaydınım, daha çok Cinuçen Tanrıkorur'un bu şiirin bir bölümünden 1965'te bestelediği Kürdilihicazkar/ Nim sofyan fantezi ile hatırlardadır:
"Vurdum tellerine seni sazımın,
Sende anahtarı alın yazımın
Yağmur yağmur serpil yalnızlığıma,
Günaydınım, Narçiçeğim, Sevdiğim..."
Nihat Demirkol'un Beyaz Yayınları (Tel: 0212 522 38 68-69) tarafından yayınlanan "Nasıl Dinozor Olunur?" adlı kitabındaki, hepimizin sohbetlerinde, konuşmalarında, konferanslarında, yazılarında kullanabileceği onlarca örnekten sadece biri "Anarkali..." Nihat Demirkol, bir yönetim danışmanı!
Moda tabiri ile bir "guru"; Türk gurusu!
Kitabını, gazetelere, dergilere yazdığı yazılarından ve yurdun dört bir yanında verdiği konferanslarından, sohbetlerinden derlemiş...
Yazar, kitabının kapağında "3 milyon yıldır varolduğumuz yeryüzünde, 160 milyon yıl yaşadılar...Değişime ayak direyen her kuşağa, bu etiketi biz yapıştırdık." diyor.
Bu kitap, "Nasıl dinozor olunur ya da nasıl dinozor kalınır?" sorularına cevap arayanlar için mükemmel bir klavuz!
Murphy yasalarından, Hammamizade İsmail Dede Efendi'nin bestelerine, Peter Druker'in öğütlerinden, edebiyat tarihinin en onurlu dinozoru Cyrano de Bergerac'a kadar hoşlanabileceğiniz, ilgilenebileceğiniz çok şey var kitapta; tabii yazarın özel dersleri, yani kıssadan hisseleri ile!
Kitabı okumak isteyenlere bir de gizli ipucu vereyim; arka kapakta "Nasıl Dinozor Olunur" ile ilgili ve "Öcal Uluç" imzalı dört paragraflık yazıda, Nihat Demirkol şöyle tanımlanıyor:
"Çağımız insanlarının hatırlamaya çalıştığı zaman tünelinden gelen ama zamanının önüne geçen bir dinozor, o!..
Bilmem ki, nasıl dinozor olunacağını öğrenmek için başka hoca aramaya gerek var mı?"
(Nasıl Dinozor Olunur'u Öcal Uluç okudu ve izlenimlerini bizim için kaleme aldı. Uluç'a (Ağabey Uluç'a, ulaşmak için e-mail adresi: ocaluluc@beko.net)
Eşarp!..
Pazartesi akşamı NTV'de beni gördünüz mü?.. Boynumdaki eşarp dikkatini çekti mi bilmem..
İpek üzerine tamamen el işi bir ebru.. Ebru ne?.. Artık unutulmakta olan Türk el sanatlarının en güzellerinden biri.. Amerika'ya giderken ordaki akrabalara yığınla armağan götürdüm.. Sadece ebruda büyülendiler..
Bu eşarbı Bursa Necatibey Meslek Lisesi öğrencileri yapmışlar..
Bendeki eşarp merakını bilirsiniz.. Dünyanın neresine gitsem mutlak bir eşarpçı dükkanına uğrarım. Bu yüzden bu konuda uzman sayabilirim kendimi.. İşte buna dayanarak söylüyorum, bu kadar güzel bir eşarbım daha önce olmamıştı.. Hem o büyüleyici ebru deseni ile burgulanmış renkler, hem de insanın boynunu adeta okşayan ipeğin dokunuşu..
Bursa'ya mutlak gideceğim.. Bu okulu gezeceğim ve bu eşarplardan alabildiğim kadar alacağım..
Beni bu eşarpla tanıştıran Sultanahmet Rotary Kulübü oldu. Ebru, hat, tezhip, minyatür gibi kaybolmakta olan Türk El Sanatları üzerine bir sergi düzenlemişler.. Geçen hafta Cuma günü.. Gidemedim. Meğer sergi bir günlükmüş.. Yazık.. Olur mu?..
Kaybolmakta olan bu sanatlar üzerine sergi üstüne sergi yetmez, seminerler, tartışmalar düzenlemek gerek..
Bunlar usta işi sanatlar:. Ustadan çırağa sürmüş, yüzyıllar boyu.. Şimdi son ustalar.. Çırak çıkmıyor.. Çünkü biz unutunca, iş cazibesini kaybetmiş. Gençleri çekmez olmuş..
Oysa.. Oysa bunlar dünya durdukça durası, çok güzel, çok özel, çok değerli ve çok "Biz" sanatlar!..
..ve Gülben!..
Bunca yıldır Günay'a giderim, yılbaşlarını saymazsanız ben böyle Günay az gördüm.. Nasıl tıklım tıklım.. Masa, sandalye konabilecek heryere birşeyler konmuş. Bar bölümü, belediye otobüsü gibi.. Müthiş bir manzara.. Hem de ağızlara sakız ya.. Bir de kriz üstelik..
Öncelikle, krizden çıkışın yolunun, parayı yastık altında tutmak değil, ekonomiye sokmak, yani harcamak olduğunun bilincindeki, o gece oraya gelenleri kutlamak gerek.. Sonra da Gülben Ergen'i..
O dördüncü ve son gala, Gülben'in "Star"lığının tartışmasız göstergesiydi..
Bostancı Gösteri Merkezinde, iki yıl önce Huysuz'un yanında şova çıktığında "Bu kız müthiş" diye yazmıştım da, arkadaşlar "Gülben'i, seversin, kıyak yapıyorsun" demişlerdi.
Buyrun işte Gülben bu!..
Kız cıvıl cıvıl.. Kız harika repertuar yapıyor.. Kız eğlendiriyor.. Kız söylüyor, söyletiyor.. Kız geleni, evine mutlu yolluyor.. Daha ne olacaktı?.. Sesi mi, dediniz?.. Günay, müzikhol.. Eğlence yeri.. Konservatuar sınav jürisi değil..
Kreması da ordaydı, İstanbul'un.. Faruk Bayhan ve eşi, Semra, faça denen masada.. Ama en faça masada Beşiktaş Başkanı Serdar Bilgili.. Daha önceki galalarda da en öndeymiş Bilgili.. Hayırdır, başkan?..
Günay aslında bu ilgiyi fazlası ile hakkediyor.. Benzerleri kapılarını birer birer kapar, bir türlü açamazken, Günay, o dünyanın hiçbir yerinde rastlamadığım müthiş servis elemanları ile, hiç ödün vermeden "Günay kalite ve geleneği"ni sürdürüyor. Sürdüremediği, haftalık futbol maçları.. Yaş bini aştı, hala oynuyor..du.. Ayak arka adalesinden sakatlanmış. MR çekmişler.. Ancak bir ay sonra topsuz koşulara başlayabilirmiş.. Dedim ki "Birilerinin ahı tuttu.." "Vallahi haklısın" dedi.. Can kardeşim Sevil'le ayrılma kararı almışlar da.. Biraz daha devam edersem, Magazin Gazetecileri Derneği isyan edecek, işlerini ellerinden alacağım diye..
Bu hafta, Cuma cumartesi, Sertab Galaları var.. Yaşayan en müthiş sesimiz.. Günay eğlendirmenin sırrını da biliyor.. Solistin yanında bir komedyen.. Sertab'a Ata eşlik edecek.. Stand-up'ın en yeni şovmeni bu.. İzleyenleri kırıp geçiriyormuş, delikanlı..
Askeri araç!..
Geçen gün Balmumcu'dan Ortaköy'e iniyorum. Yol kenarında bir trafik uyarı levhası.. Aslında bin yıldır orda.. Aslında bin yerde benzeri var.. Aslında bin kere gördüm.. Ama ilk defa düşündüm nedense..
"Dikkat Askeri araç çıkabilir!.."
Niye askeri araca dikkat!.. Niye mesela, "Okul aracı, can kurtaran aracı, itfaiye aracı çıkabilir" diye uyarılara gerek yok da askeri araçlara var..
"Dikkat, asker şöför sağına soluna bakmaz, langur lungur fırlar, canını ve malını emniyete al" değilse, bu uyarının anlamı ve amacı nedir, mesela Genelkurmay Basın ve Halkla İlişkiler Dairesi bana açıklar mı?.. Ya da bana göre, asker için aslında hiç de olumlu bir görüntü vermeyen bu levhaların artık kaldırılması için İçişleri Bakanlığına yazı mı yazarlar?..
"Dikkat askeri araç çıkabilir?.."
Çıkar a.. Ne olur çıkarsa?.. Sivil araçtan farkı ne?..
TEBESSÜM
Genç delikanlının biri umumi tuvalete gitmiş.. İhtiyacı için pisuara yaklaşmış, sağında ve solunda iki yaşlı adam da küçük tuvaletlerini yapıyorlar, soluna ister istemez gözü takılmış, yaşlı adamlardan biri ikili çatal şeklinde küçük tuvaletini yapıyor.. "Afedersiniz bu ne?" diye sormuş.. "Savaş yarası!" demiş solundaki yaşlı adam.. "Kuzey Afrika'da bir kurşun isabet etti.. Ancak bu şekilde yapabiliyorum!.." sağına dönmüş adam öteki ihtiyar da üçlü yapıyor.. "Afedersiniz bu ne?" diye ona da sormuş.. "Savaş yarası!" demiş ikinci ihtiyar da.. "Almanya'da makinalı tüfek ateşi açıldı, benimkine de üç kurşun isabet etti, ben de ancak böyle yapabiliyorum!.." İki yaşlı adam birlikte ortadaki delikanlıya bakmışlarki o da 12'li yapıyor.. İkisi birden "Seninki ne yarası?" diye sormuşlar.
"Yara değil" demiş oğlan. "Fermuarım sıkıştı da!"
SEVDİĞİM LAFLAR
İnsanlara, onları nankörlüğe mecbur edecek kadar büyük hizmetlerde bulunmamalıyız.
Honore de Balzac
BİZİM DUVAR
Kimyasal silah kullanımına kimse kızmasın. Kim yasal silah kullanıyor ki?
Hakan&Utku
|