45 dakikalık deha: Daum
Christoph Daum 90 dakikalık filmi yine aynı güzellikte başlattı: Beşiktaşlı futbolcular topla buluştukları anda bedenlerini ileri doğru ok gibi uzatıyor ve karşı kaleye doğru koşuyorlardı... Top Galatasaray'dayken yumruk gibi büzülebilen 4-5-1 düzeni, hücumda birden parmaklarını açıyor; 3-4-3 haline geliyordu.
Bu yüzden 7. dakikada Vedat'ın darbesiyle Nihat'ın yıkılıp taca çıkmasının gol girişimini bozmamış, pozisyonunu sürdüren İlhan Mansız golü Bayram'a attırabilmişti. Bir takımın kolektif futbol oynadığının en iyi işareti gizli kahramanların ortaya çıkışıdır: İbrahim, Tayfur, Yasin ve Khlestov'un dakikalar geçtikçe yaptıkları katkı büyüyordu.
Daha ilk 15 dakika içinde sadece Bayram 3 gol pası vermiş, iki gol vuruşundan biri golle sonuçlanmıştı. Galatasaray'ın Ergün ve Vedat'la kontrol etmeye çalıştığı sol kanadının çöktüğü ikinci golle açıkça ortaya çıkmıştı.
Hasan Şaş ya Yasin'e çarpıyor ya da Khlestov'a teslim oluyordu. Arif koskoca ilk devreyi tek bir olumlu hareket yapmaksızın tamamlamıştı.
Tribünde herkes Daum'un taktik dehasını konuşuyordu; kimileri "Galatasaray'ı kimse taktik bakımdan böyle sahadan silememişti" diyordu.
"Aktif dinlenme"
İşte o sırada Kocaelispor ve Samsunspor maçlarını hatırlalayanlar ise maçın sonucunu beklemeyi tercih ettiler. İkinci yarıda Beşiktaş'ın "aktif dinlenmeye" ihtiyacı vardı. Artık mücadale azmine "taktik aklı" eklemesi gerekiyordu siyah beyazlıların...
Peki ne oldu?
Beşiktaş yedek kulübesi ve teknik direktör Daum, Muhittin Boşat'ın ve yardımcı hakemin kararlarıyla çok ilgilenmeye başladılar.
Değişikliği unuttu
Tribünler için bu normal sayılabilir. Ama kenar yönetimin yapması gereken taktik ve oyuncu değişiklerini unutacak kadar heyecanlanması Beşiktaş'ın küpüne zarar verdi...
Tümer'in oyuna girmesi için Galatasaray'ın gollerinin beklemek gerekmezdi. Beşiktaş'ın orta sahasının birbirinden kopmaya başladığı sadece Baya'nın yaptıklarına bakarak bile görülebilirdi.
Soru şu: Filmin böyle bitmesinin nedeni Galatasaray ve Lucescu'nun becerisi mi, Daum'un kusuru mu, yoksa futbolun cilvesi mi? Belki de hepsi...