kapat
21.10.2001
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi

www.ekdilamerica.com
Dünyadan
Spor
banner
Magazin
Kampüs
Astroloji

Para Durumu
Hava Durumu

Bizim City
Sizinkiler

GREENCARD
Sarı Sayfalar
İstanbul

Cumartesi Eki
Pazar Eki

Künye
E-Posta
Reklam
Arşiv

A T V

Win-Türkçe
ASCII

 
UĞUR DÜNDAR
65 yıldır soyuluyoruz!

"Yolpalas Cinayeti"ni okuyanlar, ya da filmini seyredenler bilirler... Halide Edip Adıvar, 1936 yılında yazdığı bu kısa romanında, Sallabaş adlı bir yol müteahhidine ait şahane "Yolpalas" apartmanında işlenen cinayeti anlatır... Daha o yıllarda bile halk, bu göz kamaştırıcı servetin, bir siyasi "Dayı" olmadan elde edilemeyeceğine inanmıştır. Şimdi okuyacağınız yazıyı ise, 65 yıldır "Amcalar ve Dayılar" sayesinde sürdürülen soygunun kısa bir özeti olarak kabul edebilirsiniz. Dilerseniz kesip, bir ibret belgesi olarak da saklayabilirsiniz...

Yardım malzemesi vurguncuları
Uğultulu rüzgarın ardından bastıran kar fırtınası... 1977 kışı, Van'ı kasıp kavuruyor...

Yaklaşık bir yıl önce 7,6 büyüklüğündeki depremin dörtbine yakın insanımızın canını aldığı Çaldıran ve Muradiye, bembeyaz kar örtüsünün altında yaralarını sarmaya çalışıyor. Hayırsever vatandaşlarımızın yanısıra, birçok ülkedeki gönüllü kuruluşlar seferber olmuş durumda. Ancak gönderilen yardımlar, nedense deprem bölgesinin acılı insanlarına bir türlü ulaştırılamıyor. Yıkıntıların altındaki insanlar ve hayvanlar, dondurucu soğuğa yenik düşmemek için, koyun koyuna eşi görülmedik bir yaşam mücadelesi veriyor. Yoğun tezek dumanlarının bulut gibi çöktüğü izbeliklerde tavuklar, koyunlar, bir deri bir kemik kalmış inekler, yarı çıplak bebeler ve iki büklüm kadınlar, aynı kaderi paylaşıyor.

Buz taneciklerinin yüzümüze ok gibi saplandığı bir gün, bu vahim manzarayı görüntülemeye çalışırken, uzun boylu, zayıf bir genç, TRT ekibine doğru yaklaşıyor. Halsizlikten rüzgara kapılıp uçacakmış izlenimini veren genç adam, öfkeli bir sesle kulağıma şunları fısıldıyor: "Felaketzedeler için gönderilen yardımlarla kimlerin köşeleri döndüğünü öğrenmek istiyorsanız, Van'a gidip, Hacı Dodo'yu bulun. Ona, deprem kerestesiyle demir almak istediğinizi söyleyin! Gördüklerinize inanamayacaksınız!"

Buzla kaplı yolda ölüm dansları yaparak Van'a gidiyoruz. Kentte kime sorsak Dodo'yu tanıyor. Hemen herkes "Ha, Hacı Dodo mu, şuradan gidip sağa sapacaksınız. Orada Hacı Dodo'yu gösterirler..." diyor. Bazıları da tam giderken, dönüp sesleniyor: "Yoksa siz de deprem kerestesi mi alacaksınız?.."

Vurguncuyla kıyasıya pazarlık
Dodo, ya da Hacı Dodo, kereste ve demir tüccarı Salih Gürbüz'ün lakabı!.. Altmış yaşlarında, ak sakallı Hacı Dodo hemen önümüze düşüp, karlar altındaki kereste yığınının bulunduğu yere doğru ilerliyor. Bunların çalıntı malzeme olduğunu kanıtlamak istercesine elleriyle karları temizleyip, kerestelerdeki "deprem" damgasını gösteriyor! Fıldır fıldır dönen gözlerini ceplerimize dikerek "Siz paradan haber verin. Afet İşleri Müdürlüğü'nden istediğiniz kadar kereste ve demir alırım!" diyor.

Sonradan öğreniyoruz ki, Dodo, gerçek bir hacıymış! Bir değil, iki değil, tam altı kez Hac'ca gitmiş. İlk ziyaretlerin ardından bir otobüs alarak, Mekke'ye hacı adaylarını taşımaya başlamış. Dönüşte hacılarla birlikte, yükte hafif pahada ağır ne kadar kaçak mal varsa, otobüsün zulalarında yurda sokmuş. Son işi de, depremin kopkoyu bir sefalete gömdüğü felaketzedelere gönderilen yardım malzemelerini, resmi görevlilerle birlikte yağmalamak, ona buna peşkeş çekmek olmuş!..

Günümüzün "Yolpalas" sakinleri
Aradan aylar, mevsimler, upuzun yıllar geçiyor. Hergün sıcak olayların yaşandığı ülkemizde "İSKİ Skandalı" patlak veriyor. Skandalın bir numaralı sanığı Ergun Göknel, polisteki videolu itirafında bombayı patlatıyor:

"Türkiye'deki resmi ihaleler rüşvetsiz sonuçlanmaz. Uluslararası ihalelerde ise komisyonunuz, otomatik olarak yurt dışındaki banka hesabınıza yatırılır!" Arena ekibinin dışında hiçbir babayiğit bu iddiaların üstüne gidemiyor. Ergun Göknel apar topar cezaevine gönderilip susturuluyor. Onun rüşvetçilikle suçladığı kişilerse, Türkiye'yi kurtaracak (!) yeni siyasi oluşumları organize etmek için sahneye çıkıyor!

Bu arada hazine soygunu tüm hızıyla sürüyor. Ve sımsıcak bir Ağustos gecesinde deprem, bu kez Türkiye'nin en üretken coğrafyasını vuruyor. Sonuç; onbinlerce ölü, bir o kadar da yaralı... Neredeyse tüm dünya, yardım için yeniden kolları sıvıyor. Milyonlarca dolar, milyarlarca lira, felaket bölgesine akarken, vatandaşın zihninde hep aynı soru: "Acaba bu paralar yine birilerinin cebine mi gidecek?"

Çok geçmeden kuşkuların haklılığı anlaşılıyor. ARENA ekibi, felaketzedelere dağıtılan Kızılay çadırlarının hileli bezden yapıldığını, bu işten birilerinin malı götürdüğünü belgeliyor. Yağmur geçiren çadırlardan ekranlara yansıyan sefalet görüntüleri Türkiye'yi sarsarken, Bayındırlık Bakanı Koray Aydın, tüm hayırseverlere sesleniyor: "Geçici konut yapımı için ailelerimizi yardıma çağırıyorum. Yardım edin ki, felakete uğrayan insanlarımız, karda kışta bu berbat çadırlarda kalmasınlar..."

Böylece eşi görülmedik bir kampanya başlıyor. Birçok aile gibi biz de, bir geçici konutun yapımını üstleniyoruz. Sıra kalıcı konutların yapımına gelince, Bakan Aydın'ın aile şirketinin, ihale kazanan bazı firmalara inşaat malzemesi sattığı ortaya çıkıyor. Bakan, kamuoyu baskısı karşısında direnemeyip istifa ediyor. Soruşturma derinleşince, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı ihalelerinde dönen dolaplar tek tek belirleniyor, birçok müteahhit cezaevini boyluyor. Gerek "Beyaz Enerji", gerekse bu son operasyonda medyaya yansıyan vurguncu itirafları, "Yolpalas Cinayeti"nin kaleme alındığı 1936 yılından bu yana, yolsuzluk cephesinde değişen hiçbir şeyin olmadığını gösteriyor.

Başarılı işadamının itirafı
Birkaç gün önce, büyük ihalelerle görkemli bir servete ulaşan başarılı bir işadamından duyduğum şu sözler, aslında her şeyi özetliyor: "Biz sistemi eleştirirken, bu vurguncu sistemin bizi zengin ettiğini unutuyoruz..."

Doğru söze ne denir? Kokuşmuş siyasi yapı sayesinde "Yolpalas"ların sayısı artarken, ülke fakirleşiyor. Hazinenin katrilyonları, üretim yerine "Yolpalas" sakinlerinin ceplerine gidince, değirmenin suyu tükeniyor ve kapımıza dayanan kriz, sosyal depremler yaratıyor.

Özel sektörde birbuçuk milyon kişinin işini kaybettiği, onbinlerce işyerinin kapandığı, yönetime olan güvenin dibe vurduğu ve ocakların söndüğü bir dönemde, yolsuzluktan yolunu bulan günümüz "Yolpalas"çılarına seyirci kalanlar, acaba yataklarında rahat uyuyabiliyorlar mı?

Ben uyuyamadığım için, SABAH'ta yazmaya ve ARENA'yı da atv'de yayınlamaya başlıyorum.

www.superbahis.com


www.sigortam.net

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır