kapat
16.10.2001
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi

www.ekdilamerica.com
Dünyadan
Spor
banner
Magazin
Kampüs
Astroloji

Para Durumu
Hava Durumu

Bizim City
Sizinkiler

GREENCARD
Sarı Sayfalar
İstanbul

Cumartesi Eki
Pazar Eki

Künye
E-Posta
Reklam
Arşiv

A T V

Win-Türkçe
ASCII

 
ALİ BAYRAMOĞLU(abayramoglu@sabah.com.tr )

Savaş neye yarar?

Bilinir; siyasetin ana eksenini çatışma koşullarında uluslararası ilişkiler oluşturunca; güç merkezli tahlil, tavır ve beklentiler öne çıkar. "Devlet", "siyaset"in önüne geçer; iç sorunlar, iç dinamikler ikinci plana düşer. Devlete endeksli siyaset algısı doğallaşmaya başlar. Toplumdaki görüşler kutuplaşır, kutuplar homojenleşir.

Hele bir de Türkiye gibi, toplum, siyaset ve özgürlükler alanının iyice sınırlı olduğu; "yitirilmiş büyüklük kompleksi" ile "ezikliğe bağlı Türk'lük takıntısı"ndan beslenen "ataerkil zihniyet"in "refleks haline dönüştüğü" bir toplumda, üstelik "Batı-Doğu kimliklerinin fay kırığı" hattı üzerinde yaşıyorsanız, bu tablo daha da koyulaşır...

Koyulaşınca da tüm iç sorunlar ve zorunluluklar unutulur. İzlenilen bir güç oyunun aktörüymüşçesine bir hava yaratılır. Sıcak toplumsal sorunlar, özgürlük, demokrasi, laiklik, vatandaşlık, yoksulluk sorunları bile bu güç arayışına kilitlenir. Beteri, alabildiğince bu sorunlar "sil baştan" ele alınıp tanımlanmaya çalışılır. Zira "fayda kartları" yeniden karılır. Siyasi partilerden gazetelere, yazarlardan devlet birimlerine kişilerin ve kurumların çıkarlarından hareketle aldıkları pozisyonlar ile yaptıkları güç analizleri, attıkları demokrasi çığlıkları birbirine karışır.

Türkiye Amerikalılar'dan koyu ABD'cilerin, Afganlar'dan koyu "Üçüncü Dünyacı"ların cepheleştiği bir ülke olmaya böyle ilerliyor. Ne var ki bu siyasi ve zihni cepheleşmenin işaret ettiği bir diğer gerçek var:

Bazı istisnalar dışında, taraflar tüm farklılıklarına rağmen "savaş, silah, güç" üçlüsüne endeksli "kimlik ya da millet çıkarı"nı ortak dil kılıyorlar.

Gerek siyaseti gerek zihniyeti açısından yaşadığı ağır bunalımları "savaş, silah, kuvvet mikrobu"ndan, yani güç üzerinden "milli ya da ferdi fayda arama virüsü"nden kapan bu ülke için, savaş yine yapacağını yapıyor. Şimdilerde pek hissedilmese bile, bunun seçmen ittifaklarında, asker-sivil, devlet-siyaset, devlet-toplum ilişkilerindeki faturası köklü olacaktır. Aynı manzaranın "ataerkil" zihniyeti beslemesi de keza öyle. Zira ister milliyetçi kültür olsun, ister İslamcı ister devletçi; kendisini içeriden dönüştürerek üretemeyen bir yapı, dış girdilerle kendisini yırtarak, parçalara bölerek üretiyor. Ve bu koşullarda hem siyasal alanda hem toplumsal alanda "özgürlükler zeminin biraz daha kayması" kaçınılmaz görünüyor.

Evet, savaş dışarıda ne yaptıysa, içeride de onu yapacaktır:

İkiz Kulelerde 5000 kişi öldü; şarbon virüsünün aldığı canlar 12'ye ulaştı. Afganistan'ın sadece Kadam köyüne atılan bombalarda hayatını yitiren sivil sayısı, çoğunluğu çocuklar olmak üzere 200 kişi...

İnsan canı gücün değeri haline getiriliyor, gücü ifade eden kurşun candan daha değerli hale geliyor.

Bir bombaya alkış tutanlar, öteki bombaya lanet okuyor. İslam dini ile İslami rejimleri birbirinden ayıran nutuklar bu koşullarda bir işe yaramıyor, Müslümanlar çoğunlukla Afganistan'a atılan bombaları kendi kimlik ve kültürlerine atılmış gibi hissediyorlar. Siyasi ve sosyal gerçeği her zaman olduğu gibi konuşma ve açıklamalar değil, bu algı oluşturuyor. Ve dünya böyle cepheleşiyor.

Bilin ki, cepheleşmelerin en vahim yönü, bizzat, şiddeti meşrulaştıran cepheleşmenin kendisidir. Her kültür bu tahribatı siyasetiyle, aydınıyla, kurumlarıyla en aza indirmek zorundadır.

Türkiye ise bu korunmanın araç ve mekanizmalarından tümüyle uzak duruyor.

Ne yazık ki bu ülkede; refah, demokrasi ve ilkenin getireceği "gerçek güç" ile çatışma, otoriterleşme, milliyetçiliğin getirdiği "hayali güç" arasındaki kopuşu bir kez daha yaşıyoruz.

www.superbahis.com


www.sigortam.net

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır