  
Derviş'e ne olacak?
Kemal Derviş, Ankara'ya iç ve dış güvenin sıfıra indiği bir anda davet edildi ve ekonomiden sorumlu Devlet Bakanlığı'na atandı. Hükümet partileri, aslında o dönemde böyle bir atamaya taraftar değildiler. Ekonominin boşalmış yönetimine bürokratlar arıyorlardı. Bulamadılar, çünkü kendisine öneri götürülenler, yine hükümete güvenmedikleri için, görev önerilerini reddettiler.
Ekonomi bürokrasisinin tepe noktalarına "güçlü" isim arayışları boşa çıktığı sırada Kemal Derviş adı "ilaç" gibi geldi. Ama Derviş'in de bürokratik bir görev alması sözkonusu olamazdı. Sonunda bakanlığa atanması tam anlamıyla "kerhen" yapıldı.
Derviş kendisini sosyal-demokrat olarak tanımlayan, hem ekonomide hem de siyasette liberal ilkelere bağlılığını birçok kez ifade etmiş ve bu yönde politika yapma girişiminde bulunmuş bir kişi olarak gerek hükümette gerekse Meclis'te "sempati" görmesi mümkün olmayan bir kişiydi. Ama herkes sustu, diller mecburen yutuldu. Çünkü Derviş'in göreve gelmesiyle birlikte çok önemli bir kilidin açılması, uluslararası finans kuruluşlarının yokolmuş güveninin Derviş aracılığıyla yeniden sağlanması umut ediliyordu.
Ankara'yı tanımadan...
Türk halkı ise Derviş'i ilk günden sevdi. Konuşmasıyla, rahat ve içten üslubuyla, bugünkü Ankara'nın temsil ettiği herşeyin karşıtı bir kişiyi gördü Derviş'te ve sevdi. Duygusunu da her fırsatta gösterdi. Bu, Ankara'nın pek hoşuna gitmedi.
Derviş göreve başladığı andan itibaren açık sözlü üslubunu devam ettirmeye çalıştı. Türkiye'nin tekrar kredi alabilmesi için neler yapılması gerektiğini de aynı açık sözlülükle anlattı.
Derviş de, Ankara çarklarına yabancı her insan gibi bazı sözleri gerçek zannetti. Ankara'da insanların aslında hiçbir zaman anlaşmadıklarını, anlaşır gibi yaptıklarını bilmiyordu. Görev ve sorumluluk alanı denilen şeyin Ankara'da son derece muğlak bir kavram olduğunu ve koşullara göre değişebildiğini bilmiyordu. İnsanların yüzüne karşı "tamam" diyenlerin arkalarını döner dönmez o "tamam" sözününün gereklerini yerine getirmemek için çalıştıklarını bilmiyordu.
Bunları bilmediği için kimi "öngörüler"de bulundu. Öngörüleri doğru çıkmayınca da halk gözündeki itibarından kaybetmeye başladı. Ankara'nın tek bir siyasi iktidarın merkezi olmadığı, birçok küçük iktidarın biraraya toplandığı bir kent olduğu ve bu kentte temel çalışma tarzının koordinasyonsuzluk, hatta sürekli "iç çatışma" olduğu asıl gerçektir. Bu ortamda da Kemal Derviş'in IMF ile uzlaşmaları gerçekleştirme ve acil yasaların çıkmasını sağlamanın dışında "daha güçlü" olabilmesi, daha aktif müdahalelerde bulunması hayaldir.
Teşekkür vakti geldi...
IMF ile, bütçe sonrası tekrar bir anlaşma sağlanacak, son kredi dilimlerinin gelmesi için gerekli kararlar alınacaktır. Bunun ötesinde de hükümetin, "savaş koşulları" dolayısıyla istediği ek kredilerin de Türkiye'nin özel önemini dikkate alan zengin ülkeler tarafından yürürlüğe sokulması mümkündür.
Bu durumda zaten Kemal Derviş'in yapacağı ya da ondan beklenen bir şey kalmamış olacaktır.
Kemal Derviş şu anda ekonomiyi "kurtaramamış", ama IMF'in programlarını ve taleplerini Türkiye'ye "uygulatmış" bir "özel dönem politikacısı" konumundadır. İşlerin kötü gittiği birçok konuda parmaklar çoktandır onu göstermeye başlamıştır.
Bundan sonra Kemal Derviş'in eve gönderilmesi sürecinin başlaması da an meselesidir. Yakında bir kabine revizyonu gündeme geldiğinde, hükümetin ANAP kanadı tekrar ekonominin sorumluluğunu üstlenmek isteyecek, bu istek diğer ortaklar tarafından kabul edilecek ve Kemal Derviş'e teşekkür edilecektir.
Bu koşullarda, bütçenin ardından Derviş'in istifa etmesi ve "gerçek politika"ya girmesi de sürpriz olmayacaktır.
|