  
Utanma, gör ve kabul et!
İslam dünyası kendisine karşı gerçekten dürüst olabilseydi, dünyanın fotoğrafı çok farklı olurdu.
Başı kumlara gömülü İslamcı fanatikler, 21. yüzyılda hala "Haçlılar, Endülüs'te kitaplarımızı yakmasaydı, İslam bu hallere düşmezdi" diye dövünüyorlar.
Düşünmüyor ki, yüzyıllar içinde haçlılar, müslümanlara yaptıklarının yüz katını kendilerine yaptılar.
Ama yine de ilerlediler.
Neden acaba?
Gerçek müslüman bu soruyu kendine cesaretle soruyor, fanatik ise asla soramıyor. Korkuyor, dinine zarar gelecek diye ödü patlıyor.
Aslında dolaylı olarak dinine de güvensizlik gösteriyor.
Şu bataklığa bakın:
Dünya, yılda, 30 katrilyon dolarlık üretim yapıyor.
Bunun sadece yüzde 3.8'ini, yani 1.1 katrilyon dolarlık kısmını, yani 30'da birini koca İslam dünyası üretiyor.
Müslümanların dünyaya oranı yüzde 22 olduğu halde.
Peki, bir tek Amerika ne üretiyor, bliliyor musunuz?
Tek başına 9 katrilyon dolar! Küsuratı da var da, yazmıyorum.
Bütün müslümanların neredeyse 10 katı!
Ha, bizim uyanık anti-Amerikancılar, burada hemen atlarlar, "Ama Amerika ezilen dünyayı sömürerek bu hale geldi" diye gerinirler...
Hiç utanmadan ve arlanmadan!
Kabul, Amerika sömürdü.
Peki sen niye sömürttün kendini?
Ebleh misin sen?
Rabbül Alemin onlara akıl verdi de, bize vermedi mi?
Eğer bize az verdiyse, bu da bir araştırma konusu değil mi?
Hayır ama gerçek şudur:
Sen yüzyıllar boyu enfiye çekip sırtüstü yatıp, tepside rakkase oynatırken, adamlar köpek gibi çalıştılar, icatlar, buluşlar, rönesanslar ve reformlarla hem kendilerini hem de dünyayı evrimleştirdiler.
İşte sen bunu kabul edemiyorsun!
Dürüstçe teslim etmiyorsun!
Ne zaman kabul edeceksin, "inanç dünyanda" reformu reddettiğin için ekonomik ve sosyolojik olarak çağın dışına itildiğini?
Hristiyan, kendi "mistisizm"ini yenerken, senin kendi "mistisizm"inin esiri haline geldiğini!
Üstelik sen şimdi, bununla da kalmıyor, laisizme ve demokrasiye diş biliyorsun!
Çünkü, hiç bir şey üretemiyorsun, herşeye öfkeleniyorsun!
Bir bunu anlayabilsen!..
Bir kabul edebilsen...
Sezer
Sezer, geçen yıl kendisine ayrılan 11 milyar liralık ödenekten 340 bin lirasını harcamayıp geri göndermiş... Bir "teşaşür"lük bu para hazineye ilaç gibi gelmiştir!
Dolar
Konyalı bir vatandaş, bankadaki hesabından çektiği 3 milyon dolarını evinin bahçesine gömmüş... Ben, ülkeyi yönetenlere güvenmek diye buna derim işte!..
Bu ne sahtekarlık!
Geçen yıl yapılan nüfus sayımında, 4 milyon 180 bin kişinin fazladan sayıldığı veya hayali insanlar oldukları belirlendi.
73 ilde sahtekarlık yapılmış...
Özellikle belediyeler, oradan oraya insanları taşıyarak defalarca saydırmışlar. Merkezden kelle başına daha fazla para alabilmek için...
Kimisi mezar taşlarını yazdırmış, kimisi otobüs garajlarında girip çıkan insanları...
Beni, nüfusumuzun 65 milyon mu, yoksa 70 milyon mu olduğu o kadar ilgilendirmiyor. Mesleksiz kara kalabalıkların 5 milyon eksik olması ülke için iyi haber bile sayılır.
Ama memleketimin bu kadar sahtekar hale gelmiş olması çok acı!
Hadi belediyeciler para için bunu yapıyor. Onlar herşeyi yapar!
Ya benim vatandaşım buna nasıl alet oluyor, üç kuruş için?
Sahtecilik bu kadar yayılır mı?
Utanmamız gereken o kadar çok özellik birikti ki!
Saflık derecesi
Gülay Göktürk, "Afganistan'da taliban, tam bir cins kırımı yapıyor. Kadınları yok ediyor" dedikten sonra bizim "müselman"lara sesleniyor, "Burada türbana özgürlük isteyenler, oradaki kadınlara özgürlük istemeye ve Taliban'a karşı çıkmaya mecbur değil mi?" diye soruyor.
Amma da safmışsın be hemşire!
Sen onların tufasına gelip türbanı destekledin diye onlar da senin tufana gelecek değil ya... Kaçın kurrası onlar ve de demokrasi ile ne ilintileri var, hiç düşünmez misin?
Onların demokrasisi, "onlara demokrasi", özgürlükçülüğü de "onlara özgürlük!"
Stiglitz ve şeffaflık
Amerikalı üç ekonomi bilimcisi, Akerlof, Spence ve Stiglitz, bu yıl Nobel ödülüne layık görüldüler.
Modern ekonomilerde, bilginin eşit paylaşımının önemini veya tersinden söylersek, bilgi akışındaki eşitsizliğin yaratacağı eşitsiz rekabet ortamı teorisini, çarpıcı biçimde ortaya koydukları için...
Ekonomi uzmanı değilim ama Stiglitz ve arkadaşlarının ortaya attıkları teorinin "ciddiyeti" yaşadığımız Şubat hadisesinde kendiliğinden ortaya çıkmadı mı?..
Şubat'ta, hükümet "Liraya güvenin" diye bağırırken, küüt diye devalüasyon olunca ne oldu?
Bu bilgiye ulaşmış olanlar, hiçbir şey kaybetmezken, diğerleri kısa bir süreçte servetlerinin yarısını kaybettiler.
Onunla da kalmadı, büyük firmalar arasında, ihracat ve ithalat bağlantıları bakımından, devalüasyonu bilen, bekleyen yahut öngören firma ile söylenenlere inanan firma arasında kar-zarar açasından uçurumlar oluştu.
Batan firmaların büyük çoğunluğu bu sebeple battı. Bilgiye eşit uzaklık ve şeffaflık, rekabette adalet açısından demek ki hayati değerde!
Özellikle bizimki gibi şeffaflığa henüz ulaşmamış yarı kapalı ve siyaset ile bürokrasinin her türlü manevrayı rahatlıkla yapabileceği toplumlarda çok daha hayati bir öneme sahip oluyor, bu uzmanların teorisi...
|