kapat
16.10.2001
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi

www.ekdilamerica.com
Dünyadan
Spor
banner
Magazin
Kampüs
Astroloji

Para Durumu
Hava Durumu

Bizim City
Sizinkiler

GREENCARD
Sarı Sayfalar
İstanbul

Cumartesi Eki
Pazar Eki

Künye
E-Posta
Reklam
Arşiv

A T V

Win-Türkçe
ASCII

 
RUHAT MENGİ(rmengi@sabah.com.tr )

'Ateşten gömlek'

DYP Genel Başkanı Tansu Çiller Yeniköy'de yalısının yakınındaki taksi durağını ziyaret ederek taksi şoförlerinin dertlerini dinlemiş. Aynı yerde Kemal Derviş taksi durağına gitmişti ya.. Halk da onun doğal davranışlarını beğenmişti, o günden sonra bir taksi durağı modasıdır gidiyor.

Tabii Tansu Hanım'ın bir fazlasını yapma merakı onu yine rahat bırakmamış taksi direksiyonuna da geçmiş. Sonra da bir muhabirin ayağının üstünden geçerek refüje çıkmış. Geçmeyi seviyor.

O arada parti çığırtkanları koro halinde "Başbakan Çiller" diye bağırdıkları için havaya girip şaşırmış da olabilir.

Aslında tekrar başbakan olabileceğine inanmasında milletçe bizim rolümüz var. "Bir daha mı asla" dediğimiz herşeyi bir daha yaptık bugüne kadar. Türkiye de olamaz diye bir şey yok, herşey ama herşey olabilir.. Ne ilke, ne kural, ne yasa, ne hafıza var bizde. Tokadı yer yemez öbür yanağımızı uzatıyoruz. Kendini ezdirmede, istismar ettirmede üstümüze yok.

Çiller aynı günlerde partisinin bir mitinginde "Ateşten gömlek giymeye razıyım. Bu hükümet bir gitsin azınlık koalisyonunda koltuk kapmaya" Pardon "yer almaya bile hazırım" demekteydi. İyi ama siz ateşten gömleği tek başınıza giymiyorsunuz, bize de giydiriyorsunuz. Biz razı değiliz, yanacak halimiz kalmadı artık demedi o kalabalıktan tek babayiğit çıkıp da.. Öylece kuzu kuzu yeni ateşten gömleği bekleyip durdular.

Türkiye'de kıyamet kopsa, yer yerinden oynasa huylu huyundan vazgeçmiyor. Onlar için varsa yoksa iktidar. Muhalefetteyken çözüm üretmeleri, partiler arası diyalog imkânları yaratarak (hele de böylesi bir kriz ve savaş ortamında) olumlu muhalefet yapmaları mümkün değil. Muhalefet dedin mi bizde "Hükümet gitsin" söylemi tek çözümdür. Bunu halk olarak biz söyleyebilir, şikâyet edebiliriz ama daha birkaç sene öncesine kadar kendileri iktidarda olan ve bugünkü dev ekonomik krize gelinmesinde (gerekli önlemleri zamanında almayarak, israfları sürdürerek) kendileri rol oynayanlar, haklarındaki yolsuzluk dosyalarını anlaşmalarla rafa kaldırtanlar söyleyemez.

Tansu Çiller taksi şoförlerine ve geri kalan halka iyilik yapmak istiyorsa tasarruf önlemleri, devletin küçülmesi, seçim ve partiler yasalarının çıkması konusunda ses yükseltsin. Fısıltıyla pek duyulmuyor.

Taksi direksiyonuna geçip kameralara poz vermekle de olmuyor. Mâlum taksicilerin mutlu olması için herşeyden önce halkın cebinde taksiye binecek para olması gerekiyor!

İşte devletin hali!
Muğla'nın aktif, çalışkan ve özellikle katkılarından dolayı turizmciler tarafından çok sevilen, takdir edilen valisi Lütfü Yiğenoğlu şu sıralarda görevden alınma tehlikesiyle karşı karşıya.. Duyar duymaz nedenini sordum; "Kültür Bakanı İstemihan Talay'ı karşılamak üzere havaalanına gitmediği için.." cevabını alınca "Yok canım" dedim "Artık bu kadarı olamaz.." Tabii yok canım dediğim için biraz da araştırdım. Meselenin esası haftalar önce basında yer alan "Sedir Adası'nda konut" konusuymuş.

Şimdi bakın; Halkın geliri yoksulluk sınırının altına inmiş, çoğunun geliri hiç yok. Bakanların bir kısmı, milletvekilleri, Ekonomi Bakanı toplumun "Devleti küçültün, harcamaları kısın, lüks arabaları, lojmanları kaldırın" haykırışlarına katılmış, Başbakan TV'lerden "Gelen krediyi de savaş götürüyor" diye çırpınıyor.. Ve Kültür Bakanlığı Gökova'nın en güzel adalarından birinde misafirhane yaptırma çabasında. Bakanın öyle acelesi var ki birkaç kez kendisi bizzat giderek "çok ilgilendiğini" gösteriyor.

Hesaba hiç katılmayan bir şey var; konut yapılmak istenen arazi sit alanı içinde.. Ve yerel halk "Bize çivi çaktırmıyorsunuz da Bakan'a neden izin veriyorsunuz" diye isyan ediyor. Sonunda Vali Yiğenoğlu çareyi Bayındırlık Müdürlüğü'nü olayı çözmeye çağırmakta buluyor. Onlar da bu yapının kaçak olduğunu söyleyerek inşaatı mühürlüyorlar. Tahmin edeceğiniz gibi "yasaların bakanlara da işletilmesine" fena halde bozulan Bakan, Vali'yi gönderme plânlarına o dakika başlıyor.

Bir süre sonra, Vali'nin Muğla'yı resmen ziyaret etmekte olan Tarım Bakanı'nı karşılayıp onunla ilgilendiği bir sırada Talay gayri resmi bir seyahat daha yapıyor Bodrum'a.. O sırada diğer bakanın yanındaki Vali karşılamaya gidemiyor ve kızılca kıyamet kopuyor.

Lütfü Yiğenoğlu bir anlamda kızağa alınıyor. Duyar duymaz İçişleri Bakanı Rüştü Kâzım Yücelen'i aradım ve olayı sordum. Aramızda şu konuşma geçti;

- Efendim, Muğla Valisi Kültür Bakanı'nın isteğiyle görevden alındı mı?

- Lütfü Yiğenoğlu benim de beğendiğim bir validir. Kültür Bakanı ile bir fikir ayrılığı olmuş. Şu anda imzaya açılmış bir kararname yok. Bununla birlikte ben "Sıkışırsak müsteşar yardımcım olur musun" dedim, görevden almadım..

-Valiler bakanları karşılamaya mecbur mudur?

- Hayır. Beni de valiler karşılamıyor, istemiyorum. Merasim mangalarını da kaldırdım. Böyle bir mecburiyet yok. Zaten henüz bir karar da yok.

-Burası demokratik bir hukuk devletiyse, keyfi nedenlerle veya haklı olduğu bir durumda valiler görevden alınamamalı değil mi efendim. Karar verilirse basını da nedeni konusunda bilgilendirir misiniz?

-Elbette. Kararnameyi imzaya açarsak bilgilendiririm.

Bakanlıklar aynı binaya!
Bu olayda yoruma gerek yok. Ortada büyük bir haksızlık ve yanlış var. TBMM'nin açıldığı yıllarda (1920 ve sonrası) maddi imkânsızlıklar nedeniyle birkaç bakanlık aynı binanın katlarında görev yaparmış. Türkiye'nin bugünkü hali de daha iyi değil. Buna rağmen her ülkede 14-15 bakanlık varken bizde 37 bakanlık var.

Bırakın lüks harcamaları (onlar şimdiye kadar çoktan bitmeliydi) bu sayının derhal 15'e indirilmesi, onbinlerce memurun azaltılması gerekiyor.

Oysa bazı bakanlar hala yeni lojmanlar peşindeler. Ve aceleleri var. Toplum olarak artık bu inada, israfa yüksek sesle karşı çıkmak, belki de yine "ışık yakıp söndürme" kampanyası açarak sonuca gitmek zorundayız.

Ve "örnek" olarak da Muğla Valisi'nin kararını izlemek. Sırtını sağlam yere dayayan bakanların "baskıcı yönetim" uygulaması yapma hakkını kendinde görmesine izin verilemez. Meslektaşlarımın ve okurlarımın dikkatini rica ediyorum!

Özür
Sevgili okurlarım, dün "Özlerine dönüyorlar" başlıklı yazımda Mısır'ın (suikaste kurban giden) eski devlet başkanı Enver Sedat'ın eşinden söz ettiğim paragrafta "eski" kelimesi dizgide yapılan hatada düşmüş. Akşam saat 20.00'de bana gönderilen "proof"ta farkedip düzeltmeme rağmen arkadaşların söylediklerine göre "yanlışlıkla hatalı sayfa tekrar gönderildiği" için düzeltmeye girememiş. Ancak gecenin geç saatinde taşra baskısında görerek düzeltebildim.

Yazılarımı İnternet'den veya düzeltmeden önceki gazetelerden okuyan okurlarımdan özür diliyorum.

www.superbahis.com


www.sigortam.net

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır