  
Erkeklere uyarı.. Yan toplara çıkmayın!
Okumuş kadınların mutfak performansına geçmeden önce meraklısına özel bir not düşeyim.. Benim en korktuğum yazı konuları, kadınlara dair olanlardır.. Çünkü kantarın topuzu kaçtı mı kıyamet kadar tepki gelir..
Dünyaya gelişlerinin temel amacı, ömür boyu işkence edebilecekleri bir erkek bulup onu nikah masasına oturtmak olan kızların, öğrendikleri ilk şey budur..
Staj devresinde mutlaka öğrenmeleri gereken ikinci şey daha vardır ki o da yemek yapmaktır..
Yemek yapmak, kızlar için temel eğitimin vazgeçilmez bir parçasıdır..
Ayrıca evlenmeden önce pratik yapabilecekleri tek konu bu olduğundan, edindikleri bilgiler teoride kalmaz..
Çünkü evde kocanın yerini tutabilecek; baba, kardeş, amca, dayı gibi başka denekler de vardır..
***
Yukarıda Allah var.. Bizim kadınlarımız bu yemek işini hakkıyla yaparlar.. Evli olup da karısının elinden yemek işi gelmeyen tek kişi tanımıyorum.. Hemen hepsi bizim mutfağın tüm huylarını bilir, hemen hepsinin özel bir veya birkaç yemeği vardır..
Gerçi bizim kadınlar mektepli olduktan sonra bu işler biraz tavsadı..
Hayatı boyunca elinden yemekten, çamaşırdan başka şey gelmeyen gariban anaların kızları kolejlere, yurt dışındaki okullara gittiler..
Anaları "Kaynar kazan olmuşam, candan bezer olmuşam.." diye dövünürken, kızları yabancı diller öğrenip "Kuş dilini bilmezdim, okur yazar olmuşam.." diye övündüler..
Bu arada mutfağı biraz ihmal ettiler.. Varsın olsun!
Kadının okumuşu!!
Okumuş kadınların mutfak performansına geçmeden önce meraklısına özel bir not düşeyim..
Benim en korktuğum yazı konuları kadınlara dair olanlardır.. Çünkü kantarın topuzu kaçtı mı kıyamet kadar tepki gelir..
Buna rağmen "Erkeğin okumuşu kadı, kadının okumuşu cadı olur.." deyimini kullanmaktan hiç korkmam.. Bu lafı eden Atatürkümüz'ün annesi Zübeyde Hanım olduğundan, kimseden ses çıkmaz..
En laf anlamaz feminist bile lafı yutar, sineye çeker.. Bana da bu laftan dolayı bulaşmayı göze alamaz..
***
Her neyse.. Kadınlarımızın hallerinden söz ediyordum..
Evlilik kadının talihiyle ilgili birşey.. Evlenmek için seçilen kurbanın iyiliği kötülüğü yazımızın gidişatını etkilemez.. Gidişatı etkileyecek olan kurbanın maddi durumudur ki bunlardan en zengin olanlarını seçen kadınlara toplumumuz "Sosyetik" sıfatını verir..
Bizde aristokrasi olmadığından bu sıfat aynı zamanda asalet yerine geçer.. Miras yoluyla çocuklara, eski eşlere ve sevgililere devredilebilir..
Bu kategoriye girenler genelde yemek yapmazlar.. Şık mekanlara gidip erkeklerin elinden çıkma yemekleri yerler.. Ne zaman duracaklarını bir türlü öğrenemediklerinden geri kalan zamanlarını da "feetness" etkinliğine ayırırlar.. Bir hafta ile üç hafta arasında değişen rejimler de olayın ritüelini tamamlar..
İşte bu sosyetik hanımlar arasında yeni bir moda başlamış..
Hiç ihtiyaç yokken yemek öğrenme derdine düşmüşler.. Ne var bunda, kötü birşey mi yapmışlar, demeyin..
Elbette iyi.. Ancak bunların öğrenme şekilleri biraz tuhaf..
Öğrenmek iki taraflı bir eylemdir.. Bir öğrenci varsa bir de öğrenen vardır.. Bizim sosyetik hanımların seçtiği öğretmenler ise Bolu Mengen'in ünlü ustaları değil.. Nedense yabancılar..
Özellikle de İtalyanlar..
Spagetti fakültesi..
İstanbul ve Ankara'da faaliyet gösteren "Baking and Pastry Arts" diye bir şirket çıkmış ortaya.. Türkiye'den müşteri toplayıp İtalya'ya götürüyormuş.. Oradaki yemek okullarından birine kaydı yapılan sosyetik kadınlara İtalyan mutfağının yemekleri öğretiliyormuş..
Bu okulların en popüler olanı da "The Culinary Institute of America" adını taşıyor.. 1946 da kurulmuş.. Dünyada şubeleri varmış.. İtalya'daki şubesine de bizim Türk kadınları dadanmış..
Kurs süresi üç hafta ile iki ay arasında değişmekteymiş.. Verilen ücret de makul.. En pahalı dönemin karşılığı iki bin dolar..
Veriyorsun iki bin doları.. Hem İtalya'da tatil yapıyorsun.. Hem de spagetti yapmayı öğreniyorsun.. Masrafa katlanmak durumunda kalan kocanın "içinden ettiği" küfürler de yanına kar kalıyor..
Spagetti dediğin ne ki?
Altı üstü makarna.. Haşlıyorsun sıcak suda.. Süzgeç ile suyunu süzüp yağda gezdirdikten sonra üzerine domatesli sosunu döküp servis yapıyorsun.. Bunun mektebi mi olur?
Oluyormuş demek ki..
Ayrıca sosyetik tarifine girse de spagetti bilmeyecek bir Türk kadını düşünemiyorum..
Ne öğretecek bizimkilere elin İtalyan şefi?
Haaa! Kabul ediyorum.. Onbinde bir de olsa mutfak olayının da kara cahili çıkabilir.. Temsil yumurtayı gördüğünde "Bu ne?" diye sorabilir.. Sen de anlatırsın:
- "Buna yumurta derler.. Pişirirsen aş olur.. Pişirmezsen kuş olur.."
Hepsi bu kadar işte.. Görmesi de öğrenmesi de bir dakika sürer..
***
Peki kocalar bu işe neden itiraz etmiyor, diye soracak olursanız onun da cevabı var bende..
Nikahlı karılarının İtalya'da yemek öğrenme hevesine itiraz edecek zengin koca tanımıyorum..
O ne güzel.. Karını en az üç haftalık yemek kursuna yollar, kafanı dinlersin.. Kadın biraz gabi ise bu süre iki aya kadar çıkar.. Hatta döndüğü zaman yediğin spagettiyi yere göğe koyamayıp, kadını gaza getirme siyaseti güdersin:
- "Hayatım, madem bu işin eğitimine başladın.. Seni Amerika'ya göndereyim, iki aylık kursa yazıl.. Omlet stajı yap.." dersin..
Oradan sonra da "Sıra master yapmaya geldi.." deyip, Tunus'a "Kuskus kursuna" yollarsın..
Onu da bitirdi mi "O kadar masraf yaptık, sıra memlekete hizmete geldi.." dersin.. Anadolu'nun bir yerinde "Kültürel alt kimliği tarifinde yufkanın etkisi.." konulu bir araştırmaya sardırırsın..
Evliliği kaynatırsın..
Ömür dediğin nedir ki? Böyle böyle biter işte..
Kıssadan Hisse: Yoğurdum ekşidi, bozuldu yayık.. Bu asır böylece hallere layık..
|