  
İlle de Festival yapılacaksa..
Ben Antalyalıların yerinde olsam, bir daha Yerli Film festivali yapmam" dedim. Bu konuda ısrarlıyım.. Tam 38 yıldan beri, Antalya halkının paraları sokağa atılıyor.. Sinemanın, görevi ne olursa olsun, starlarının benimsemediği, küçümsediği, aşağıladığı, bırakın gelip katılmayı, kazandığı ödülü dahi almaya tenezzül etmediği bir festivali sürdürmenin anlamı yok.. Bu festival Antalya için değil, sinemamız için yapılıyor. Bazı kuş beyinler bunu dahi almıyor.. Antalya o emsalsiz güzellikleri, o dünyada eşi olmayan antik mekanları ile, ayni paraya dünya çapında kültür, sanat ve müzik festivallerine ev sahipliği yapar, yer de yerinden oynar.. Antalya'ya yerli film izlemek için üç kişi gelmez ama, bu etkinlikler için yerli yabancı binlerce turist de gelir üstelik.. Festivali organize eden vakıf, belediye ve sponsorlar, bir araya gelip bu konuyu bir daha düşünmeliler..
***
"Antalya'yı Cannes yapmak.."
Parola bu.. Önce Cannes, nasıl Cannes ona bakmak gerek..
Cannes başladı mı, dünyanın bütün TV'leri, dergileri ve gazeteleri bayram eder.. Çünkü Cannes ünlüler cümbüşü demektir.. Adım başı şöhret, adım başı olay, adım başı haber, adım başı dedikodu demektir.. Cannes bu ünlüleri topladığı için, dünya medyasının bir anda merkezi olur.. Ve de bu sayede..
Evet, benim akılsız sinemacılarım, dünya festival boyunca, sinemayı konuşur.. Sinema gündemin tepesine çıkar, sinema ilgi toplar ve bu ilgi derhal gişelere yansır.
Bizde ise ünlüler için Antalya'ya, hem de bu dünya cennetine, uçak bileti ve de luxe otelde ağırlanma bedava katılma züldür.. Aralarındaki konuşmalara bakarsanız Altın Portakal'ın on paralık değeri yoktur.
Gelmezler, katılmazlar.. Ödül gecesi tören binasının yollarına yığılmış binlerce Antalyalı boşu boşuna bir ünlüyü yakından görme ümidi ile boynu bükülü bekler.. En çok alkışlamak istediklerinin, törenden üç saat evvel (Her ne sebeble (!) ise) kenti terkettiğinden bile habersizdirler.. Ödül almayanı geçin, ödül alan bile yoktur.. 16 ödülden 9'u başkalarına verilir.. Cannes'da ödül gecesi, herkes en şık, en görkemli kostümleri içindedir. Bu mesleklerine, yani kendilerine saygılarındandır. Oysa benim saygısız dostlarım, blucin ve tişörtle orda olmayı, bir de üstelik entellik sayarlar ve sanırlar.. En görkemli olması gereken gece de fiyasko olur.
O zaman bu festivali 38 yıldır ısrarla yapmanın, bunun için Antalya halkının, parasını, sabrını bu kadar bol keseden harcamanın ve iyi niyetini, umudunu, bu kadar ucuza tüketmenin anlamı nedir?.
Yeşilçam, sadece kendisine, yani sinemamıza değil, Antalya halkına da ihanet ettiğinin farkına 38 yıldır varmadı ise, işi daha fazla uzatmanın anlamı var mı?.
***
Eğer Altın Portakal Vakfı ve Belediye hala ve hala "Var" diyorsa..
İşte o zaman öneriler..
1. Festival gelecek yıldan başlayarak Uluslararası hale getirilmeli, yerli filmler mutlak ön elemeden geçirildikten sonra, Uluslararası festival içinde yer almalıdırlar.
2. Festival yapmak, bir bilgi, görgü, birikim işidir. Bunu rastgele insanlar organize edemez. Antalya Film Festivaline, devamlı ve tam yetkili bir "Direktör" seçilmelidir. Bu direktör, tüm çalışma ve programların tek yetkili ve sorumlu makamı olmalı, görev yapacak tüm komite ve kişilerin tümü bu direktörün emir ve denetiminde bulunmalıdır. Böylece festival siyasal eklemelerden kurtulur. Organizasyonlar bir bütün içinde, sistemli, düzenli yapılır.
3. Festival jüri başkanını her yıl bu direktör seçer. Geri kalan jüri üyelerini, direktör ve jüri başkanı ortaklaşa oluştururlar. Öyle ilgili, ilgisiz her kuruluşa yazı yazılıp, "Bize birini gönder" garabeti olmaz. Festival jüridir. Kendi jürisini oluşturmaktan korkup, bu işi derneklerin sıraya bindirmesine bırakmak yanlışların en büyüğüdür. Festival jürisi kadar büyüktür önce.. Bu yılki jürinin 11 kişisinden çoğunu sokakta görsem tanımam. Böyle jüri olur mu?.. Bu jüri, mesela ses ve efekt dalında nasıl ödül verir?.. Nitekim veremediler..
4.Ödül töreninde sunucu, işin can damarıdır. Bu işi sinema dünyasını avcunun içi gibi bilen birisi, günlerce evvelden kente gelip, hazırlanarak yapar. Ödül gecesinin organizasyonu ayrı bir bilgi, görgü ve birikim gerektirir. Bu gecenin de ayrı bir direktörünün olması gerekir ki, ortaya televizyonların paylaşamayacağı bir şov çıksın ve bu şov, vakfa çok büyük TV geliri sağlasın. Bugün durum tersine.. Vakıf yalvar yakar, nerdeyse üste para vererek, yayınlayacak kanal arıyor.
***
Benim önerilerimle ilgili adaylarım da var..
Festival direktörlüğü için, bu ülkenin en çok festival izlemiş, sinemayı çok iyi bilen, en deneyimli ve birikimli adamı Atilla Dorsay..
Ödül gecesi direktörlüğü için, gene bu konudaki birikimi tartışılmaz, Haldun Dormen!..
Vakıf ve Antalya Belediyesi, derhal toplanıp, festivalin devam edip etmeyeceğine karar vermeli, kararları devam olursa, bu mutlak şart iki direktörü bugünden belirleyip, derhal işe başlamalı..
Cannes düzeyine getirilmek istenen bir festival için, bir yıllık çalışma az bile..
Ünümüz nerelere varmış?..
Gazeteler ve televizyonlar, karabasan ve kabus haberlerle kendi bildikleri dalları kesmeye devam etsinler..
Bu nasıl bir kafa, nasıl bir zekadır, anlamak mümkün değil.. Yahu milleti paniğe sevkedersen, şirketlerin ilk tasarruf kalemi reklamlar.. Halkın ilk tasarruf kalemi dergi ve gazeteler.. Yani ekonomik kriz yüzünden batan ülke tarihte yok ama, panik yüzünden ilk batanların medya kuruluşları olduğunu bilmek için, okur yazar olmaya dahi gerek yok..
Kendi kuyularını bu kadar hızlı kazmaya meraklı insanların medyada toplanmış olmaları bir tesadüf mü acaba?..
Oysa, ararsan, (Aslında aramaya da gerek yok ya, gözünü açsan, o niyetle baksan yeter..) üzerine gidecek ne güzel haberler var..
Evde otururken faksım çalışmaya başladı, Pazar akşamüzeri.. Kazım.. Los Angeles.. Bu defa fıkra yollamıyor.. Playboy kasım sayısından bir yazı.. Orada dergiler yirmi gün falan öncesinden çıkar piyasaya.. Böylece daha uzun zaman standda kalırlar.. Hem ekim, hem kasım sayısını beraber alabilirsiniz mesela..
Playboy, gençler, öğrenciler için bir araştırma yapmış.. Tam 5000 (Beş bin) yeri incelemiş.. En caziplerini seçmiş, duyuruyor..
Ne mi?..
Amerikalı öğrenciler de yaz tatillerini değerlendiriyor ve üniversite çalışmaları ile ilgili, staj, araştırma, çalışma yapıyorlar ya.. Gelecek yaz, nerede neler var?.. Nerelerde ne çalışması yapabilirsiniz?.. Bu arada, hem ziyaret, hem ticaret, tatil keyfi de yaşamak gerek ya.. En ilginç, tatil köşeleri de araştırma içinde..
"Kazım bunu bana gönderdi ise bir sebebi var" diye listeyi incelemeye aldım ve gördüm.."
Playboy dergisi, Amerikan Üniversite öğrencilerine, "Dünyanın En seksi üstsüz güneşlenenler yeri" diye nereyi tavsiye ediyor biliyor musunuz?..
Marmaris/Türkiye!..
Marmaris'in uçsuz bucaksız, plajlarını..
Bugüne dek, Türk medyasında böyle bir şey duydunuz mu, Marmaris için..
Ve de Playboy dergisi, "Tüm Akdeniz'in Disko Başkenti" diye nereyi ilan ediyor, onu bilin hiç değilse..
Bodrum/Türkiye!..
Bodrum ya.. Hani saat 12.00 de müziklerini kestirdiğimiz, tüm dünyanın turistleri, ile tıklım tıklım dolu iken, gayri resmi yas ilan ettirip, canına okumaya çalıştığımız Bodrum..
Ya buna benzer birşeye rastladınız mı bugüne dek Türk medyasında.. Biz Bodrum'u rezalet, skandal, gürültü ve pislik kenti olarak sunduk habire..
Elin oğlu, dünyanın öbür ucundan geliyor, keşfediyor ve ülkenin geleceğine sahiplenecek gençlerine Marmaris ve Bodrum'u tavsiye ediyor.. Biz nasıl bir cennetin üzerinde oturduğumuzdan habersiz, kahır haber ve yorumları ile milletin ruhunu karartıyoruz ki, gazete okumaz, TV izlemez olsunlar..
34 AL 2900!..
Bu kentte trafik düzelmez. Çünkü bu kentte "Uyanık" bitmez.. Cemal Reşit Rey, Lütfi Kırdar arasındaki üç şeritli yolun tek şeridi nedense park eden arabalara ayrılmıştır, civarda tam üç kapalı park alanı varken.
Açık Hava Tiyatrosu önündeki tayyare meydanı, futbol sahası gibi alandan bütün yaz geceleri araba çeken trafik, burada parka göz yumar.. Neden?..
Oysa bu yol, bu iki büyük salonun dolma ve boşalma saatlerinde, kördüğüm olur, tıkanır, tıkanıklık geriye giderek, Harbiye/ Radyoevi önünden ana caddeye sarkar.
Park yüzünden yolun, biri gidiş, biri geliş iki şeride inmesine uyanık vatandaşlar eklenince, düğüm kör düğüm olur..
Fazıl Say, Nazım Gecesi, Harbiye ve Maçka tarafından gelenler, tek sıra dizilmiş yavaş yavaş ilerlerken (Araba ile gelen, Lütfi Kırdar önünde duruyor, indiriyor, devam ediyor. Bu yüzden her araba enaz 30 saniye geciktiriyor trafiği..) Maçka yönünden gelen 34 AL 2900'deki uyanık İstanbullu(!) bekleyemedi ve bizi sollayıp, geliş yolundan ilerledi.. Nereye kadar.. Çünkü karşı şerit de gelenlerle dolu ve sağa sola gidip yolu açacak durum da yok.. Trafik birden felç oldu..
Şimdi bunun, uygar ülkelerde, yüzlerce, hatta binin üstünde dolarla cezası var. Trafiği kitlemek en büyük suç..
Bizde ne olacak, göreceğiz..
BİZİM DUVAR
Afganistan'a özel birlik gönderecekmişiz. Hükümet gitsin. Onlardan daha özel bir birlik var mı bu ülkede?
Hakan&Utku
TEBESSÜM
-Viyana kuşatması neden bitmiş?
-Etrafta atacak kuş kalmadığı için. (Buzzzzzz!.)
SEVDİĞİM LAFLAR
Kadınların hataları vardır. Erkeklerin sadece iki tane hatası vardır: Bütün söyledikleri ve bütün yaptıkları.
Anonim
|