HULKİ CEVİZOĞLU
|
  
İyi de, bu sözler de onun !
New York'taki Dünya Ticaret Merkezi'nin (DTM) İkiz Kulelerine yapılan terör saldırılarından sonra Huntington çok moda oldu. Huntington ne demişti, Huntington'ın öngörüleri nasıl da çıktı, Huntington kâhin miydi, vs... Tartışıp duruyorlar.
Kim bu Samuel Huntington?..
Harvard Üniversitesi'nin siyaset bilimcilerinden biri olduğunu biliyoruz. Bir insanı tanımak, onun düşüncelerini tanımaktır. Biz Huntington'ı nasıl tanıdık?.. DTM'nin terör saldırısıyla yerle bir edilmesinden ve "Hıristiyan" ABD'nin "Müslüman" Afganistan'ı sorumlu tutmasından sonra, Huntington'ın "Medeniyetler çatışması" teorisi gündeme getirildi. Samuel Huntington, bu kavram ile Hıristiyan ve İslam kültürlerinin (medeniyetlerinin) global bir çatışmaya gireceğini kastediyordu.
Tartışmacılara göre, işte Huntington'ın dediği çıkmıştı. "Müslüman" Afganistan tarihin en büyük terör saldırısına destek vermiş, "Hıristiyan" ABD de onu bombalamaya başlamıştı!..
Oysa bu siyaset bilimci, Türkiye'nin yabancı olduğu bir kişi değildi. Birçok kez Türkiye'ye gelmiş, en son 1997 yılında Ankara'da Sermaye Piyasası Kurulu'nun davetlisi olarak bir konferans vermişti. Türk entelektüelleri ile tartışmış, birçok konuda fikir ayrılığına düşmüştü. Ama şu anda anımsanan ya da akıllarda kalan tek sözü "medeniyetler çatışması."
Türkiye'ye neyi öneriyor!
Samuel Huntington'ın asıl tartışılması gereken sözleri şunlar:
"Eğer İslâm toplumunun tek lideri ve sözcüsü olarak, hem Müslümanların hem de Müslüman olmayanların tanıdığı bir tek devlet olsa, inanıyorum ki, İslâm ve dünya daha güzel olacaktır. Bana göre, bu role Türkiye'den daha uygun başka bir devlet yoktur. Türkiye bunu gerçekleştirmek için gerekli nüfusa, stratejik konuma, bürokratik ve askeri özgüvene ve tarihi geleneklere sahiptir.
(...) Köprü olmak pek iyi bir şey değildir. İki tarafa da ait olamazsınız ve üzerinizden yürünüp geçilir. Batı sizi istemediğine göre, İslâm dünyasının başına geçin; oradaki vahim başsızlık da son bulsun."
Yani Türkiye'ye "hilâfeti" öneriyor!..
***
Huntington'ın "medeniyetler çatışması" teorisine göre, "milli devletler" arasındaki çatışmalar gelecekte "makroskopik" bir nitelik kazanacak; ve bunu medeniyetler arasında birbirini yok etmeye yönelik mücadele izleyecek; çünkü "Müslümanlar İslâm'ı bir tek milli devlete değil, tüm dünyaya egemen kılma iddiasındadır."
Evet, İslâm'ın özünde bu vardır. Laiklikten uzak bir İslâm anlayışı egemen kılınırsa, amaç ve hedef budur. Ama hedef ayrıdır, bunun gerçekleşme şansı ayrıdır. Birçok İslâmcı, diğer dinleri neredeyse yok saymakta ve "Aslında bütün dinler İslâm'dır. Öncekiler İslâmiyet'i tamamlamıştır" görüşünü savunmaktadır.
Niçin olamaz?
Huntington'a karşı bir siyasal teoriyi de ben ortaya koyuyorum:
İslam devletleri kendi aralarında bile anlaşamıyorlar ki, bırakın topluca Batı'ya karşı bir güç olabilsinler. Bu ülkeler birbirilerine bile İslâm'ı anlatamamışlar, bugün ne kadar İslâm ülkesi (devleti demiyorum) varsa, o kadar farklı İslâmiyet var. Hatta, o ülkelerin içinde de çok farklı İslâmi anlayışlar var. (Bunlar yalnızca 4 büyük mezhebin farklılığı değil.)
İslâmiyet "bir" kaynaktan çıkmış, "dört" ana mezhebe bölünmüş, "yüzlerce" tarikata ayrılmış olarak sürüp gitmektedir.
Huntington, teorisinin temellerinden birine Bosna savaşını yerleştirmişti. Ona göre, Bosna'da Katolik Hırvatlar, Ortodoks Sırplar ve Müslüman Bosnalılar arasında savaş olmuştur. Bence bu teori de iki yıl içinde çürümüş; Hıristiyan ABD'nin Müslüman Bosna'yı kurtarması ile yerle bir olmuştur.
***
Bir başka ABD'li siyaset bilimci Francis Fukuyama'nın (ABD Siyâsi Planlama Dairesi Bşk.Yrd., Rand Corporation'ın danışmanı) teorisi daha akla yatkın. Fukuyama, "gelecekteki savaşların" (aslında o savaşlar çoktan geldi, çattı) karakterinin "ekonomik hayat sahası" olacağını ileri sürmektedir. Şu andaki ipuçları da bunu göstermektedir.
Bir düşünür, "Sırtı yere geldikten sonra kazanmış olmak, yalnız siyaset alanında görülür" diyor. Bence, "siyaset bilimi alanında" da geçerli bu.
|