kapat
14.10.2001
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi

www.ekdilamerica.com
Dünyadan
Spor
banner
Magazin
Kampüs
Astroloji

Para Durumu
Hava Durumu

Bizim City
Sizinkiler

GREENCARD
Sarı Sayfalar
İstanbul

Cumartesi Eki
Pazar Eki

Künye
E-Posta
Reklam
Arşiv

A T V

Win-Türkçe
ASCII

 
ERDAL BİLALLAR(ebilallar@sabah.com.tr )

Adaletsiz savaş

Bir yanda ortaçağ şartlarında yaşayan Afganlılar, karşılarında akıllı füzeleri, uçak gemileri ile Batılılar... Bir yanda kişi başına milli geliri 160 dolar olan dünyanın en fakir ülkesi, karşısında ise dünyanın yedi düveli...

Bana hiç kimse bu savaşın adil olduğunu anlatamaz... İnanmam, inanamam...

Ladin'in terörist olduğunu kabul ediyorum... "Taliban rejimi yerin dibine batsın" diyorum... Ama yine de bu savaşı haklı çıkaracak hiçbir mazereti kabul etmiyorum...

Dürüst olalım; Taliban'dan önce Afganistan gelişmiş, çağı yakalamış, demokratik, özgür bir ülke miydi? Kadınları örtünmüyor muydu? Afgan erkekleri bugünkü gibi saç sakal birbirine karışmış pejmurde kılıkla gezmiyor muydu?

Çetin Altan, SABAH'ta başlayan "Kabil Anıları" yazı dizisinin anonsunda 37 yıl önceki tespitlerini şöyle sıralıyordu: "Çoğu afyon çekiyor... Sokakta pek az kadın var... Batılı çocuklarla Afganlı çocuklar arasında 500 yıllık bir gelenek mesafesi var!.."

Söyleyin; bugün TV ekranlarından izlediğimiz Afganistan'ın, Çetin Altan'ın 1960'lı yıllarda gezdiği Afganistan'dan ne farkı var?

Taliban rejimi yalnız Afganistan'da değil, görüldüğü yer yerde yok edilmeli, silinmeli... Ama bu yok edişte bile adalet gözetilmeli... Batı, Afganistan'ı silahlı kuvvetlerine tatbikat, silahlarına deneme sahası gibi görmemeli... Açlıktan sürünen Afganlılar'ın üzerine tanesi 1 milyon dolarlık füzeler göndermemeli...

***
SON SÖZ: Türkiye bu savaştaki tavrını IMF'den alacağı dolarlara endekslememeli... En azından 65 milyonun vicdan sesine kulak vermeli...

Millet potansiyel suçlu mu?
Bir sistem düşünün ki; esnafına vergi kaçıran, işadamına kara para aklayan, işçisine kaytaran, memuruna rüşvet alan olarak baksın... Herkesten şüphelensin... Vatandaşının ifadesine, sözüne güvenmesin... Herkesi ilk fırsatta devlete kazık atacak potansiyel tehlike gibi görsün...

Böyle bir sistemin yürümesi, bu sistemin egemen olduğu ülkenin gelişmesi mümkün mü?

Tabii ki değil!

İşte; Türkiye 1990'lı yıllardan bu yana bu sistemin içinde patinaj çekiyor... Özellikli 1999 seçiminden sonra işbaşına gelen ufuksuz, vizyonsuz, dar görüşlü, polis kafalı bir avuç politikacı yüzünden geri gidiyor...

İşadamlarına kelepçe takmayı, polislik günlerine özenip operasyon üstüne operasyon yapmayı marifet sayanlar, canının istediğinin yakasına yapışıp "Nereden buldun?" diye hesap soranlar, bunlara karşı çıkanları ellerindeki gücü kullanarak sindirenler, hatta hapislerde çürütenler yüzünden Türkiye bugünkü sıkıntıyı çekiyor...

Belki bu dar görüşlü, sığ düşünceli politikacılar pasifize edildiler, bir kenara itildiler ama ya onlardan arta kalan kadrolar...

Dikkat edin; şimdi onlar sahnede...

Gecikmiş bir yazı

Öğretmenler Günü
Bu ülkede adettir; kaybettiğimiz, yerin dibine batırdığımız, yok saydığımız değerler için anma günleri, haftalar düzenleriz...

Ormanları yakanları, ağaçları kesip tarla açanları, üzerlerine kaçak kentler kuranları seyrederiz, sonra kalkıp Ormancılık Haftası düzenleyip ormanın yararlarını anlatan nutuklar çekeriz! İthal ve ihraç ettiğimiz malların yüzde 90'ını yabancı bayraklı gemilerle taşıttığımızı unuturuz, Kabotaj Bayramı'nı kutlarız...

İşte; 5 Ekim'de kutlanan Öğretmenler Günü de böyle bir garabetti...

Geçim sıkıntısı altında inleyen... Devletin verdiği 150 dolar aylıkla geçinen! Çaresizlikten, okul çıkışı bulduğu ek işte terleyen... Yol parasından tasarruf edebilmek için yürüyen... Bir elbiseyi 10 yıl giyen... Ve daha dün PKK ve Hizbullah tarafından şehit edilen öğretmenlerimizin günü...

Tıpkı bir mum gibi çevresini aydınlatmak için kendisini tüketen öğretmenlerimizin günü...

Söyler misiniz 5 Ekim'de neyi kutladık? Öğretmenlerimizin sefaletini mi?

Efsane ve fiyasko!
Yıllardır bizlere, Orta Asya'dan göç etmeye kalkan Türkler'in Ergenekon Dağı'nı eriterek yol açtığını anlatanlar, bugün "Bolu Dağı'nı neden delemediğimizi, neden tünel inşaatını bitiremediğimizi" izah edebilir mi? Kısacası; Ergenekon efsanesi tamam da, Bolu fiyaskosundan n'aber?

PAZAR FIKRASI

Bir adım geri
Karısından boşanmış olan adam, o gün annesini görmeye gidecek kızına; "Al kızım bu zarfı... Sen artık 18 yaşına bastın.. Bu annene vereceğim son nafaka çeki... Bu çeki ver, söylediklerimi ilet, sonra bir adım geri çekilip annenin yüzündeki ifadeyi seyret" demiş... Kız annesine gitmiş babasının söylediklerini iletmiş:

- Anne, babam bu zarfı sana gönderdi... İçinde son nafaka çeki varmış... Zarfı sana vermemi, sonra bir adım geri çekilip senin yüzündeki ifadeyi seyretmemi söyledi...

Bunu duyan annesi gülmüş:

- Peki kızım... Şimdi babana git... 18 seneden sonra ona aslında senin gerçek baban olmadığını söyle... Sonra bir adım geri çekil ve yüzündeki ifadeyi seyret...

Açgözlülük!
Hintliler, maymunları yakalayabilmek için toplu olarak yaşadıkları ağaçların çevresine ağzından ancak bir elin geçebileceği genişlikte çömlekler gömerler ve içlerine avuç avuç kuru yemiş atarlarmış...

Olanları izleyen maymunlar, Hintliler uzaklaştıktan sonra çömleklerin başına otururlar, kollarını daldırıp kuruyemişleri avuçlarlarmış... Avuçları dolu olduğu için genişleyen ellerini çömlekten çıkaramazlarmış... Aç gözlülük yapıp, avuçlarındakileri de bırakmadıkları için kıskıvrak yakalanırlarmış...

Tıpkı maaşlarına 800 milyon lira zam yapıp millete suçüstü yakalandıktan sonra, hatalarını anlayıp avuçlarındakini bırakıp kurtulanlar(!) gibi...

www.superbahis.com


www.sigortam.net

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır