  
Medyanın aradığı taze kan bulundu sayılır..
İnci sardım hasıra, tavşan girdi mısıra.. Bu saate kadar kimse zarar görmedi.. Bundan böyle bir iki genç gazeteci adayı, üstelik de iletişim mektepli Esra ve Aslı Hanımlar da medyaya girse ne yazar?
Televizyonculukta sonbahara hazırlanmak, teşbih yerindeyse "Ağa oğlunu düğüne hazırlamak" gibi birşeydir..
Temmuz, Ağustos ayı dedin mi televizyon ağalarını bir "gerdek heyecanı" sarar..
İlla ki yeni yarışma veya eğlence programları hazırlayacaklar, illa ki dizilerin bugüne kadar hiç çekilmemişini çekecekler.. Reytingi gözünden vuracaklar..
Temmuz, Ağustos bu manada sahne dünyasının "mübarek ayları" sayılır.. En ünlüsünden en unutulmuşuna kadar kim varsa, bu aylarda görücüye çıkar.. Ekranlara hareket gelir..
Tıpkı eski ramazanlarda Şehzadebaşı'daki eğlence yerlerinin, Direklerarası'nın canlanması gibi birşey..
***
Lakin bu kez böyle olmadı..
Çünkü ne televizyonlarda yeni projelere akıtacak para var.. Ne de televizyon sahiplerinde heves.. Yapımcılar "Neyi bedavaya getireceklerinin" hesabında.. Oyuncu milleti ise daha alamadıkları paraların peşinde..
En ucuza mal olanı yarışma programları, onun da tadı yok.. Neden tadı yok derseniz sebebi krizle filan ilgili değil.. Ahalimizin zeyrekliği ve yüksek kültürü ile ilgili..
Bilelim, yarışalım..
Artık bir kez daha iman ettim.. Bizim memlekette ağız tadı ile bilgiye dayalı yarışma programı yapılamaz.. İki sebebi var..
Birincisi bu tür programları düzenleyenlerin yarım akıllı olması.. Hazırlanan her on sorudan beşi kendiliğinden yanlış.. Bütün yanlışları "galat-ı meşru" haline getirmişler, kimse rahatsız olmuyor..
İkincisi de ahalinin halleri..
Günlük hayatını ortalama üçyüz kelime ile çeviren bir toplumun enteli de danteli de kendine göre..
TRT 1'de "Kulvar Farkı" diye bir program var.. Yeşim diye bir kızcağız sunuyor.. Özel televizyonlardan görüp, heveslenmiş, kendini star yapma derdinde..
Devletin; Banknot Matbaası'nda basılan "itibarlı parası" ile star olunamayacağını bildiğinden "Gayret bizden, medet Allah'tan.." deyip işi kendi başına düşürmüş..
Programını parlatacağım diye öyle paralanıyor ki vicdan sahibi bir izleyicinin yüreği dayanmaz..
Havaya zıplıyor, havuza atlıyor..
657 sayılı Devlet memurları Kanunu'na muhalefet sayılmayacağını bilse; altındaki kot pantolonu çıkarıp eline alacak, kendi başına halaya tutup mendil niyetine sallayacak..
***
O kızcağızın yarışma programı dört soruya dayalı.. Yoldan birini çevirip sırayla soru soruyor.. Birinci soruyu bilen 25, ikinci soruyu bilen 50, üçüncüyü bilen 150, son soruyu bilen de 500 milyon kazanıyor..
Sorulardan birini bilemedin mi bütün para yanıyor..
O yarışmaya katılan vatandaşlara bakacaksın.. Sorulara verdikleri cevapları dinleyeceksin.. Milli Eğitim ile medyanın 78 senedir bu ahaliye ne verebildiğini göreceksin..
Sonra medyanın anketlerine katılan ve "Gazetenizde en çok görmek istediğiniz sayfa hangisi?" sorusuna "Kültür ve sanat sayfası.." cevabını veren birini eline geçirdin mi "Allah yarattı demeyip" sabaha kadar döveceksin..
- "Sorun eğitimsizlikte.." diyenlerini de sabaha bırakacaksın..
Yeşim kızımız geçenlerde eline parkta ders çalışan iki eğitimli geçirdi.. Esra ve Aslı isimli iki genç kız.. Üniversite öğrencileri.. Üstelik de bizim potansiyel meslektaşlar..
Çünkü ikisi de İletişim mektebi Radyo-Televizyon Bölümü öğrencisi..
Meydan okumuşların..
Önce Esra'yı yarıştırdı.. İlk soru Avrupa ikincisi basket takımımızın finaldeki rakibi.. Esra Hanım'ın "Yugoslavya.." demesiyle Yeşim Hanım bir "bravooo!" çekti ki bu kadar olur..
Soruyu kaçıran biri yarışmacının coğrafi bir keşif yaptığını sanır..
25 milyonu kazandı ya! Yeşim Hanım uyardı.. "İkinci soruya geçiyorum ama bilemezseniz 25 kağıt gider.." diye..
Hanım kızımız kültüründen emin.. "Geçelim.." dedi ve ikinci soru geldi:
- "Komşumuz Bulgaristan'ın başkentini söyler misiniz?"
Ben soruyu duyar duymaz "Tamam!" dedim kendime.. "Ekonomik kriz vatandaşı öyle eziyor ki sonunda TRT bile imana geldi.."
Yıllarca harç niyetine televizyon haracı aldılar.. Belli ki birazını ahaliye dağıtma kararı aldılar.. Vatandaşı dilenci yerine koyup incitmemek için de böyle bir program icat ettiler..
Meğer günahını almışız TRT'cilerin..
Ben nereden bileyim üst düzey eğitim görmüşlere Bulgaristan'ın başkenti sorusunun ağır geleceğini.. Geldi resmen.. Esra Hanım kızımız havaya baktı, karaya baktı, dereye baktı.. Sonunda:
- "Ay bilemiyeceğim.." diye gerçeği itiraf etti..
***
Gitti mi göz göre göre 25 kağıt?
Arkadaşı Aslı Hanım iştaha geldi.. O da yarışmaya duhül oldu.. Onun ilk sorusu dandikti, bildi.. İkinci soru ondan daha dandikti onu da bildi.. 50 milyon kazanıldı.. Uyarılara rağmen üçüncü soruya geçti..
- "1983 seçimini hangi parti ve lideri tek başına kazandı?" sorusuna gelene kadar yüzündeki tebessüm sabit duruyordu..
Ne zaman ki o soruya çarptı, suratı da çarpıldı.. Tontonumuzu, rahmetli Özalımız'ı teşhis edemedi..
Önce hallerine üzüldüm ancak sonra kendimi teselli ettim.. Şimdi o kızlara buradan sesleniyorum;
- "Sakın üzülmeyin çocuklar.. Cehalet en çok bizim sektörde prim yapıyor.. Medya dünyasındaki yerleriniz şimdiden hazır sayılır.."
Okullarını bitirip bana gelsinler..
İşlerini bizzat ben ayarlayacağım.. Bizim yazı işlerinde bazı parlak çocuklar var.. Geçenlerde birine "Arşivden Deniz Gezmiş'in dosyasını iste.." demişler..
- "Deniz Gezmiş kim?" diye sormuş..
İşte bu kızları işe aldırıp, bu arkadaşımızın yanına stajyer verdireceğim.. Gramer hatası yapmadan adreslerini yazabiliyorlarsa en geç üç yıla kadar da köşe yazarı yaptıracağım..
Yaptıramazsam namertim..
Kıssadan hisse: Medya dünyamızda iki yıldız doğacak.. Cehaletin şavkı onsekizbin aleme vuracak..
|