Harekâtın başlamasından iki saat sonra Usame bin Ladin'i ekrana çıkartan El-Cezire kanalını konuşuyor herkes!
Bu bir gazetecilik-medya olayıdır... Tamam!
"Terör ve anti-terör çatışması"nda kritik bir tercihtir... Tamam!
Gerçek silahlara karşı semiyolojik silahlarla (yani işaretlerin diliyle de) savaşın az çok dengelenmesine yol açmıştır: Yani ABD ve müttefiklerinin askeri harekâtının başlamasının hemen ardından tüfeği yanıbaşında üniformalı Usame Bin Ladin... O da tamam!
Ama bir nokta var; arada kaynayıp gitmemeli!..
Bin Ladin, El-Cezire'ye yaptığı konuşmada "İslam toplumu 80 yıldan fazla bir süredir bu acıları, horlanmayı ve utancı yaşadı. Kutsal saydıklarına hakaret edildi" diyordu.
Neden 80 yıl(dan fazlası)?
Görünen o ki, işaret edilen Kudüs ve Haremeyn (Mekke ve Medine şehirleri)...
11 Aralık 1917'de General Allenby'nin orduları Kudüs'e girmişti. 1922'de şehir İngiltere'nin himayesindeki Filistin'in başkenti oldu. Mekke ve Medine'nin bulunduğu kutsal topraklara gelince; Birinci Dünya Savaşı'ndaki yenilgisi üzerine Osmanlı oralardan da, gözü arkada kalarak, içinde öfke ve hüzünle çekilmişti!
İşte asıl önemli nokta o ki, Ladin Filistin davasını kendi davası yapıyor.
Bulanık görünen radikalizmini Filistin üzerinde belirginleştirip kesin bir sınır çiziyor.
Bu önemli!
Belli ki, bundan böyle Kudüs sorununu Filistinlilerle İsrail arasındaki çatışmanın kaderine terketmiş gibi görünen dünyayı sarsacak; Filistin'i Filistinlilerden, Kutsal Toprakları Suud'lardan alıp bütün Müslümanların sorunu kılacak bir stratejinin ilk adımını atıyor bin Ladin.
Çok açık ki, 11 Eylül ve (ucu şimdilik açık olan) sonrasını bu stratejiyi dikkate almaksızın anlayamayız...