Koç Yatırım'da portföy yöneticisi olan arkadaşım Gökhan Kuralay'a aslında sohbet etmek için telefon açtığımda, ikimizin de bilgisayar başında hesap yaptığımızı farketmeme artık şaşmıyorum. Gökhan bana, 2001 yılında doların Türk Lirası karşısında nominal olarak dün itibariyle yüzde 141.24 oranında değer kazandığını anlatıyordu. Yani bu oranı enflasyondan arındırınca Eylül sonu itibariyle reel anlamda TL'nin değer kaybı yüzde 39'du.
Sessiz çığlıklarımızı duyan var mı bilemem ama iş dünyasının nabzını tutmaya çalıştığım dün hiç de güzel şeyler öğrenmedim. Biliyor musunuz artık telesohbetlere başlamadan doların fiyatının o saatlerde ne olduğunu konuşuyoruz önce. Çünkü kimini toplantıda yakaladığım işadamları da biliyor ki, onlar toplantıdayken Türkiye ekonomisi yine bir kaç zigzag çizmiş olabilir.
Bir işadamı diyor ki, çok değil bir ay önce dolar 1 milyon 600 binleri bulursa, batarız diyorduk. Şimdi bu seviyelerden işlem yapmaya başladık. Üstelik ne olacağı da belli değil. Her gün dolarla iş yapıyoruz. Bu rakamlara alışamadık!
Kim alıştı ki? İşin garibi iş dünyası Hükümet istifa edene kadar bunun böyle süreceğine inanıyor.
En çok sorulan soru şu. IMF böylesi önemli bir dönemde, 2002 için yaklaşık 10 milyar dolarlık kaynağı vereceğini niye açıklamadı? Açıklamış olsaydı herşey başka türlü olurdu kuşkusuz. Tamam IMF açıklamadı, peki Türk kanadı yeteri kadar iyi pazarlık yapabildi mi? Avrupa Birliği'nde yapılan bir araştırmayı hatırlıyorum. Türkler'le ilgili yapılan eleştirilerin en başında pazarlık yapamama konusu geliyordu. Türkler hala haklarını korumak ya da hak elde etmek için iyi pazarlık yapmasını bilmiyorlar galiba.
Çatır çatır konuşup, ülkenin durumunu en iyi şekilde anlatıp şu 10 milyar dolarlık kaynak konusunda yeşil ışığı IMF'den kopartabilirler miydi, bilemeyiz ama bildiğimiz bir şey var ki şu anda duyulan en büyük endişe ihracatta ortaya çıkabilecek sıkıntılar.
Böylesi zor bir dönemde firmaların tek tutunduğu dal olan ihracatta olabilecek bir aksamaya, bir işadamı "işte bu durumumuzu çok daha zora sokar" diyerek tepki veriyor. İşadamları bu nedenle Amerika'nın durgunluğa girip girmeyeceğine, ABD halkının tüketim harcamalarını kısıp kısmayacağına kilitlenmiş vaziyette. Kuşkusuz, ABD'nin ekonomisi yavaşlamasın diye aldığı tedbirler biraz olsun rahatlatıyor ama henüz ABD pazarının nasıl bir yön izleyeceği net değil. ABD durgunluğa girerse, Avrupa ve Türkiye'de çok olumsuz etkilenecek. Türk işadamlarının şimdi en büyük duası Amerikalılar'ın tüketimden vazgeçmemesi.