Türkiye Uluslararası Para Fonu IMF'den ek mali yardım istedi. Büyük bir olasılıkla, IMF'in reçetelerine sıkı sıkıya uymayı kabul etme şartı ile, bu ek yardımı alacak.
Süresi ve çapı belli olmayan bir savaşa girişen Batı, Türkiye'nin karanlık bir kriz içerisinde kaybolmasını göze alamaz. Savaş devam ederken Türkiye ayakta durmalı, batının sadık ve güvenilir bir müttefiki olarak hudutları beklemelidir. Zayıf da olsa, İslam denizinin kıyısında bir laiklik ve demokrasi feneri olarak yanıp sönmeye devam etmelidir.
Ama IMF'in vereceği bu ekstra para ne kadar işimize yarayacak? Ekonomik problemlerin hallinde ne kadar etkin olacak?
Bana öyle geliyor ki, yaşadığımız hastalık artık mali olmaktan çok psikolojik.
Riskin ölçülemediği, geleceğin görülemediği, alışılmış davranış kalıplarının çatladığı bir ortamda yaşıyoruz. Konvansiyonel yöntemler artık geçerli değil. Tahminler, öngörüler, ölçümler, hedefler eskisi gibi işe yaramıyor.
Bunlara göre iş modelleri yapılamıyor. Rota tespit edilemiyor.
11 Eylül, bu belirsizlikleri daha da bariz bir hale getirdi. Çünkü artık bütün dünya riskin ölçülemediği, geleceğin görülemediği bir yer haline geldi. Manhattan'ın ikiz kulelerinden çıkan duman bütün dünyayı sardı.
Risksiz, iyimser ve güvenli bir dünya varsayımı ile hareket eden Batı piyasaları şimdi neye göre hareket edeceklerini bilemiyorlar.
Batı ile aramızda temel bir fark var. Onları kaliteli, kamu desteğine sahip hükümetler yönetiyor. Türkiye'yi, halkın ezici bir çoğunluğunun tutmadığı olağanüstü kötü bir hükümet yönetiyor.fOnlar hükümetlerinin krizi çözeceği konusunda iyimser. Biz hükümetin krizi çözemeyeceğinden eminiz. Bizim hükümetimiz çözümün değil, sorunun parçası.
Ne olacak?
Sabahleyin işe gelmeden önce korudaki koşu yolunda yürürken bunu düşünüyordum.
Sonunda ekonomik kriz, her birimizin yaşadığı ekonomik krizlerin toplamından meydana geliyor. Kayıplar, her birimizin teker teker yaşadığı kayıpların toplamı.
İşsizlik hangi noktaya kadar artabilir? Dolar kaç liraya kadar tırmanabilir?
Bankaların şüpheli alacakları en çok hangi noktaya kadar yükselebilir? Kaç iş yeri kapanabilir? Düşüşün yükselişe dönüştüğü noktada ne görülecek?
Bu suallerin hiçbirinin cevabını bilmiyorum.
Sonbaharın habercisi at kestanesi, dikenli keselerini açıp yemişlerini yola serpiştirmiş. Uzaktan yere düştüklerinde çıkardıkları pıt pıt seslerini duyuyorum. Tombul, parlak kestanelerinden birine dikkatle nişan alıp şiddetli bir şut patlattım. Kestane havalandı, yere düştü, seke seke ilerledikten sonra durdu ve Türk ekonomisi gibi geri yuvarlanmaya başladı.
Tamamen durmadan önce ikinci bir şut patlatmak üzere ona doğru koştum.
Eski zaman peygamberlerinden biri, hiçbir şeyin kalıcı olmadığını, her şeyin geçici olduğunu kendisine hatırlatmak için, yüzüğünün üzerine şu cümleyi yazdırmıştı:
"Bu da geçecek."