kapat
09.10.2001
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi

www.ekdilamerica.com
Dünyadan
Spor
banner
Magazin
Kampüs
Astroloji

Para Durumu
Hava Durumu

Bizim City
Sizinkiler

GREENCARD
Sarı Sayfalar
İstanbul

Cumartesi Eki
Pazar Eki

Künye
E-Posta
Reklam
Arşiv

A T V

Win-Türkçe
ASCII

 
HAŞMET BABAOĞLU(hbabaoglu@sabah.com.tr )

Bari kendimize yalan söylemeyelim!

"Savaş patladığında ilk öldürülen gerçek olur" derler...

Doğrudur; füzeler uçuşmaya, bombalar patlamaya, ölüm hükmünü toprağa yaymaya başladığında güçlülerin de güçsüzlerin de hoşuna gitmeyen tek şey, çıplak gerçektir; görüldüğü yerde tepelenir!

Artık dezenformasyonun, zorunlu sansürün ve "makul miktar hakikat"in iktidar günlerinde olabiliriz.

Ama...

Çok şükür ki, dünya eski dünya değil...

Hiç kimse ekran başında beyni boşalmış, duyguları beklemeye alınmış bir yaratık olarak kitlenmek zorunda değil...

Modern insanın bugüne kadar bildikleri, bugün olup bitenleri ve yarın olacakları bilmeye ve kestirmeye yeter de artar bile... Eğer isterse!

Bir parça okumuş yazmış, düşünmeyi tercih etmiş ve (uzağı boşverdim) yakın tarihi bilen herkes bu savaşın önünü arkasını az çok anlayabilir.

Tek yapılacak iş kendimize yalanlar söylememektir.

Ve Beşiktaş çarşısındaki esnaf Tomahawk füzeleri Kandahar'a değil de, kendi başına düşüyormuş gibi davranıyor ve dertleniyorsa 21. yüzyılın dünyasına 20. Yüzyılın başından bakar gibi bakamayacağımızı bilmeliyiz...

Şu soru önemlidir: Neden medyanın zihinlere kazıdığı uçak ve füze modelleri üzerine bilgileri insanların sabahın erken saatlerinde birbirlerine telefon edip "Turizm ne olacak? İtalya'daki uçak kazası terör saldırısı mı? Bizim patron çok sinirli; battık mı sence?" diye sormalarını önleyemedi?..

Çünkü hiçbir propaganda kampanyasının perdeleyemeyeceği gerçekler apaçık gösterdiler yüzlerini:

Meğer...

Çoook uzaklarda sanılan Kabil de, New York kadar yakınmış bize!..

Meğer..

11 Eylül'de "Batı Uygarlığı"nın karakterine de bir darbe vurulmuş: artık "korku uygarlığı"nın kapıları açılmış; ardına kadar...

Meğer...

Dünya laf olsun diye değil, gerçekten küçükmüş! ( Bu kez CNN değil, El-Cezire küçültüyor dünyayı!)

***
Kendi halindeki insanların "korkuyla mücadele"si ABD ve müttefiklerinin terörle mücadele adını verdikleri (aslında hedefleri görünenden geniş olan) stratejik savaştan çok daha zor geçecek.

Bu noktada özel olarak bize; Türkiye'ye bakarsak...

Evirip çevirmeden söylemek gerek: Siyaset üreticileri dilini yutmuş; iktidarı sakınganlık felcine yakalanmış bir Müslüman ülkenin yurttaşlarının kendilerini iyi hissetmeleri iyice zorlaştı...

Bugüne kadar umursamadığımız 'uluslararası karar mekanizmalarında ve güç odaklarında yer alma'nın değerini şimdi kafamızı duvara vura vura anlayacağız!

AB'ye onca yıl ayak dirediğimize; krizlerden kriz beğendirdiğimiz bir ekonomiye sahip olduğumuza asıl şimdi yanacağız...

Yalan mı?

Muhalifler Kabil'deyken...
Batılı resmi kaynaklar şu sıralarda Kuzey İttifakı'nın Kabil'e girmesi seçeneğini çok sık dile getiriyorlar ki, işte orada durmak gerekiyor...

Çünkü hayat bir kez yoğun şiddete ve öldürücü siyasete bulandı mı, o güzelim basitliğini kaybediyor.

Öyle uzaktan göründüğü gibi değil!..

Kuzey İttifakı demiş ki; "siz merak etmeyin, bombardımanı sürdürün, biz iki gün içinde Kabil'e gireriz!" İki günde başkente ilerleyecekleri tartışılır, ayrı hikâye!

Ama Kuzey İttifakı'nın Kabil'de fener alaylarıyla karşılanacağını hiç sanmam. Beş yıl öncesine giderseniz, bu grupların Kabil sokaklarını mezbahaya çevirdiklerini görürsünüz...

Şimdinin muhalifleri o günlerde iktidar kavgası veriyorlardı ve ellerinde kör bıçaklarla adam boğazlıyorlardı. Şehrin birbirine geçit vermeyen bölgelerinde açıkta idam sehpaları kurulmuştu ve hiç boş kalmıyorlardı. Tam 25 bin insan öldürülmüştü Kabil'de...

Cinayeti meşurulaştıracak bahaneler bitmiyordu: "Sen Mesud'un adamlarıyla konuşuyordun, hainsin! Biz Peştu'yuz sen Özbek, öyleyse öl!"

Şimdi o adamların Kabil'e geri dönüşleri kolay ve anlamlı mı sanıyorsunuz?

Sontag'ın eleştirisi
Modern Amerikan edebiyatının seçkin ismi Susan Sontag'ın ABD yönetimini "her şeyin yolunda olduğunu söyleyen bir psikoterapist" tavrıyla halkı "çocuklaştırmasına" karşı yönelttiği eleştiri bugünden baktığımızda daha ilginç bir özellik kazanıyor.

Sontag şöyle diyordu: "Tartışma ve samimiyeti yücelten demokratik siyaset anlayışı neden terkettik?.. Acıyı hep birlikte çekelim! Ama hep beraber aptal olmayalım. Tarihsel bilincin küçücük bir parçası bile bize neler olduğunu ve neler olacağını anlamamıza yardımcı olabilir!"

ALTYAZI
Er Reiben: Laf şöyleydi değil mi? Tanrı bizim tarafımızda ise, onları kim destekliyor?

Upham: Tanrı bizdense eğer, kim bize karşı savaşabilir?

(Spielberg'ün 1998 yapımı ünlü savaş filmi Er Ryan'ı Kurtarmak'tan bir diyalog)

www.superbahis.com


www.sigortam.net

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır