"Savaş patladığında ilk öldürülen gerçek olur" derler...
Doğrudur; füzeler uçuşmaya, bombalar patlamaya, ölüm hükmünü toprağa yaymaya başladığında güçlülerin de güçsüzlerin de hoşuna gitmeyen tek şey, çıplak gerçektir; görüldüğü yerde tepelenir!
Artık dezenformasyonun, zorunlu sansürün ve "makul miktar hakikat"in iktidar günlerinde olabiliriz.
Ama...
Çok şükür ki, dünya eski dünya değil...
Hiç kimse ekran başında beyni boşalmış, duyguları beklemeye alınmış bir yaratık olarak kitlenmek zorunda değil...
Modern insanın bugüne kadar bildikleri, bugün olup bitenleri ve yarın olacakları bilmeye ve kestirmeye yeter de artar bile... Eğer isterse!
Bir parça okumuş yazmış, düşünmeyi tercih etmiş ve (uzağı boşverdim) yakın tarihi bilen herkes bu savaşın önünü arkasını az çok anlayabilir.
Tek yapılacak iş kendimize yalanlar söylememektir.
Ve Beşiktaş çarşısındaki esnaf Tomahawk füzeleri Kandahar'a değil de, kendi başına düşüyormuş gibi davranıyor ve dertleniyorsa 21. yüzyılın dünyasına 20. Yüzyılın başından bakar gibi bakamayacağımızı bilmeliyiz...
Şu soru önemlidir: Neden medyanın zihinlere kazıdığı uçak ve füze modelleri üzerine bilgileri insanların sabahın erken saatlerinde birbirlerine telefon edip "Turizm ne olacak? İtalya'daki uçak kazası terör saldırısı mı? Bizim patron çok sinirli; battık mı sence?" diye sormalarını önleyemedi?..
Çünkü hiçbir propaganda kampanyasının perdeleyemeyeceği gerçekler apaçık gösterdiler yüzlerini:
Meğer...
Çoook uzaklarda sanılan Kabil de, New York kadar yakınmış bize!..
Meğer..
11 Eylül'de "Batı Uygarlığı"nın karakterine de bir darbe vurulmuş: artık "korku uygarlığı"nın kapıları açılmış; ardına kadar...
Meğer...
Dünya laf olsun diye değil, gerçekten küçükmüş! ( Bu kez CNN değil, El-Cezire küçültüyor dünyayı!)