  
Küpe eğer vurduk, kamçıyı elimize aldık..
Ahalimizin savaşa bakışı bir tuhaftır.. Özellikle de kendinin taraf olmadığı savaşlara.. Bir yerlerde savaş çıkmasın, bizimkiler o saat pehlivan güreşi seyredermiş gibi saf tutar.. Sonra da kapışanlardan birine amigo yazılır..
Son Körfez Savaşı burnumuzun dibinde yapılıyordu.. Allah Özal'dan razı olsun, onun memlekete getirdiği renkli televizyon sayesinde oturduğumuz yerden Bağdat'ın bombalanmasını seyrediyorduk..
Amerika o vakitler İngilizini, Fransızını arkasına almış el kadar Irak'a vurdukça vuruyor.. Saddam'ın cumhuriyet tümenleri ise darmadağın.. Kafasını sığınaktan çıkaran yok..
Savaşın akibeti apaçık.. Tavukla solucan dalaşıyor, solucanın iki lokmada yutulacağı besbelli..
Lakin bizim Berber İsmet'i buna inandırabilirsen inandır.. O Saddam'ın fotoğrafının etkisinde..
***
Hani Saddam'ın başında fötr şapka ile çekilmiş bir fotoğrafı var.. Bir elinde de tüfek, havaya ateş ediyor.. Mübarek devlet başkanı değil sanki akraba düğününde aşka gelip havaya ateş eden bir celep..
İşte bu fotoğraf Berber İsmet'i derinden etkilemiş.. Bir devlet başkanı olsa olsa bu kadar yiğit olur, diye düşündüğünden Irak'ın teslim olacağına asla ihtimal vermiyor..
Saddam yıkılmaz..
Savaş iki günde bitti.. Berber İsmet'e "N'oldu senin Saddam'a?" diye takıldığımızda, işten başını kaldırıp makasını havaya şıklatarak cevap veriyordu:
- "Sen bundan sonrasına bak.. Devirebildiler mi adamı? Saddam yerinde durdukça bu işlerin hesabını sorar.."
Gerçekten de Saddam'ın kendiliğinden devrileceğini sanıp Bağdat'a yürümeyen Amerika yüzünden Berber İsmet haklı çıktı.. En azından iddiasının tersi ispatlanamadı..
İkinci dünya savaşı yıllarında da memleketin tamamı Almancı kesilmişti.. Hitler'in bir iki ay içinde bütün Avrupa'yı istila etmesi "Önünde durulamaz bir yiğitlik alameti.." sayıldığından, memleketin çoğunluğu ona hayrandı..
O zaman köylünün, esnafın entellektüel beslenmesi Karagöz gazetesinden..
Şimdi orta yaşın üzerinde olanlar o gazeteyi hatırlar.. Tabloid dediğimiz türden bir yayındı.. Yani şimdiki gazeteyi yan çevirip iki ucundan dergi gibi tutun.. Öyle bir yayın..
Birinci sayfasını kapak gibi kullanırdı.. Orada her zaman kocaman bir karikatür vardı.. Artık gidişat neye dairse.. Aktüel bir karikatür çizilirdi..
Karagöz ile Hacivat da karikatürün birer köşesinden kafalarını çıkarıp karşılıklı konuşurlardı..
***
Temsil, kapakta Hitler başında kızıl yıldızlı bir şapka bulunan ayıyı yere yatırıp üzerine çizmesi ile basmış.. Elleri belinde, okura sert sert bakıyor.. Karikatürün altından kafayı uzatan Hacivat:
- "Yahu Karagözüm.. Bu Hitler'i kim durduracak?" türünden bir lafla mevzuya çanak tutar; yukarıdaki köşelerden birinden karikatüre sarkan Karagöz de cevap verirdi:
- "Bırak kimin durduracağını.. Moskof ayısını yere serdi ya! Sen ona bak.."
Bu kadar lejant bizim ahalinin dünyanın gidişatı hakkında bilgilenmesi için yeterli olurdu.. Ötesini kimse merak etmezdi..
Hitler yiğit olmasına yiğit kişiydi ancak kafirdi.. Hristiyan dünyasından nasıl olur da bizim Battal Gazi veya Zaloğlu Rüstem ayarında bir yiğit çıkabilirdi?
Gizli din taşımak..
İşte dünyanın hallerine dair her türlü soruya Karagöz'ün rehberliğinde cevap bulan ahalimizin içinden çıkamadığı şey buydu..
Bir kafir nasıl olur da hak dinini kabul etmediği halde yiğitlikte birinciye gelirdi?
Bu ciddi meseleye birkaç ay kafa patlatan "Karagöz gazetesi müdavimi çarıklı erkan-ı harp dediklerimiz" sonunda onun da cevabını bulup, meraktan kıvranan milletin içini rahatlattılar..
- "Hitler gizli din taşıyordu.."
Yani aslında müslümandı.. Gerçi Pazar ayinlerini kaçırmayıp kiliseye devamlı gidiyor, papazın karşısında dikilirken istavroz çıkarıyordu ama eve geldiği zaman iş değişiyordu..
Kapıyı çekip, perdeleri sıkı sıkı kapattıktan sonra seccadesini seriyor, başına takkesini geçirip, namaza duruyordu..
Böyle bir açıklamaya şaşıp "Essah mı?" diye soran olursa işin ispatı da hazırdı..
***
Biz birinci cihan harbine Almanlarla birlikte girmedik mi? Girdik.. Hitler o savaşta onbaşı deği miydi? Onbaşıydı..
İşte onbaşılığı sırasında izine çıktığında İstanbul'a gelmiş..
"Gezmek için geldim.." dediğine kulak asma.. Gizli din taşıdığından asıl maksatı İstanbul'un dünyaca meşhur "Selatin camilerini" ziyaret etmek..
Birgün "Çok kirlendik hele bir çarşı hamamına gideyim.." demiş.. Yolunun üzerindeki Kılıç Ali Paşa hamamına girmiş..
Hamamda kurna başına oturup bir güzel çimmiş.. İşi bitirip de ayağa kalktığında altındaki peştamal gevşek bağlandığından yere düşmüş..
Edep yeri öylece ortaya çıkmış..
O dakikaya kadar "Elin gavuruna bak, maşallah ne güzel çimiyor.." diyen hamam müşterilerin tekmili edep yerinin sünnetli olduğunu görmüşler..
- "Bu nasıl iş.. Sen bir Almansın hemi de sünnetli.." diye sorduklarında Hitler peştamalı sıkı sıkı sarınıp;
- "Aman ağalar, kurbanınız olayım.. Ben de müslümanım ama gizli din taşıyorum.. Subaylarım öğrenirlerse beni ordudan atıp berbat ederler.." demiş..
Hamamda peştamalı düşen sünnetli Alman'ın birgün dünyanın başına geçtiğini görenler, olayı yemin billahla anlattıkları için yalan olması imkansızdı.. Bu gerçeği öğrenenler savaş boyunca Hitler'i tutmakta bir beis görmediler..
İkinci Dünya Savaşı'nı radyodan izleyip, Hitler'in yiğitlini anlatacak kelime bulamayanlardan geriye pek kimse kalmadı..
Hitler'in gizli din taşımadığını; tam tersine gizli meşrebi olduğunu, bölüğünden aşıklar edinip kırlara çıktığını:
- "Bayıra yatır beni, tırmala beni, kaşı beni.." diye türküler çağırdığını duyamadılar..
Hoş duysalardı da inanmazlardı ya!
Ben şimdi o kuşağın torunlarını merak ediyorum.. Saddam'ın meraklısısını da gördük.. Bakalım elli kiloluk Usame Bin Ladin'in meraklıları nasıl tevatürler çıkaracak?
|