Eurobasket 2001 ikinciliği ile beyaz sayfa açtık ve hemen içimize kapandık. Vitrini güzel, içi ve altı boş basketbolun önceliklerinin irdelenmesine dün başlanmış olması gerekiyordu. Eli ayağı düzgün sadece Efes ve Ülker'in kaldığı, üç ortancalardan bir tek Fenerbahçe'nin ortada gözüktüğü güdük, seyircisiz, naklen yayın konusu muallakta annemizin ligi kapya dayandı. İki yıldır söylediğimiz ama kulak arkası edilen, her geçen gün basketbola kan kaybettiren önceliklerimizi yineleyelim:
* Ligin özelleştirilmesi: Profesyonel basketbol, Kulüpler Lig Birliği çatısı altında, çatı, holding bünyesindeki şirketleşmiş kulüplerden oluşturularak kar-zarar işletmesi haline getirilmeli. Bunun başına tam profesyonel bir yönetim geçirilmeli. Abdi İpekçi ve Atatürk salonlarını kiralayan bu birlik, buraları basketbol cazibe merkezi haline getirebilir. Yeni oluşan olumlu rüzgarın etkisiyle lige ana sponsor, kulüplere co-sponsor alınarak ilk finansman ivedi çözülür. Lig borsaya kote edilerek Süper Basketbol Ligi, basketbol vitrinini yeniden şahlandırır.
* Federasyonun özüne dönüşü: Amatör basketbolu iflasın eşiğine getirmiş federasyon, yasalarla belirlenmiş altyapı ve milli takımlarla uğraşma işine döner. Bu arada özerkleşse de fena olmaz.
Kulüpler kendi başlarını kendileri taramalılar, büyük düşünmeliler. Hava atışını yapacak birilerine gereksinim var. Yoksa top elde patlayacak.
Bir de Federasyon Başkanı Turgay Demirel için, "İnsani ilişkileri zayıf" derler. Takım arkadaşı Nihat İziç için her türlü eleştiriyi göze alıyor, daha ne yapsın. Fenerbahçe'de başarısız bir sezon geçirerek görevine son verilen arkadaşını bu kez Yıldız Milli Takım
antrenörlüğüne getirerek ülke basketboluna hizmete devam (!) vizesi sağladı. "Ben yaptım oldu"yu çok seven Demirel, 3 hakem uygulamasını da bu yıl başlatmıyor. "Ne kadar az hakem, o kadar az problem" diye düşünüyorlar herhalde.