Gözlerinde her zaman balın tatlı, ağdalı kıvamı vardır. Şimdiyse ağır bir hastalığı yeni atlatmış gibi solgun gözleri...
"Nereden böyle?" diyorum.
"Kendime Mudo Concept'ten ayna aldım. Cebimde kalan üç kuruşu egzotik ahşap çerçeveli bir aynaya harcadım. Oraya baktığımda Çinhindi'nde geçen acıklı bir filmin kahramanını görmek istedim belki de!"
Sözlerinin"cebimde kalan üç kuruş"lu bölümünü işitmemiş gibi yapmak istiyorum, ama mümkün mü?
"Çok iyi yapmışsın!"
"Evet" diyor, birden yüzünde çocuksu bir gülümseme parlıyor. "Evet!"
"Nasıl geçiyor vakit?"
"Evden çıkmıyorum. Televizyon seyredip, internete girerek oyalanıyorum."
"Böyle iş bulamazsın ki?" dediğimde yanıtı çırılçıplak: "Tamam da, evden dışarı çıkınca da para gidiyor! Eş dost geliyor, spagetti yapıyorum, idare ediyoruz. Haftalardır ilk bugün çıktım..."
"Hoşça kal"laştıktan sonra yollarımız ayrılıyor. Dönüp arkasından bakıyorum. İddialı ücretlerle değil de iddialı işlerle tatmin olan bir kadındı... Mutluluğunu herkesle paylaşırdı, mutsuzluğunu ne kadar zarifçe saklıyor!
Ama şimdi yürüyüşünde bile o umarsız ve umutsuz "bekleyiş"in izleri var.
İyimser ekonomistlere göre 2002 baharına, karamsarlara göre 2003'ün sonuna kadar bekleyecek...
Nasıl?..
Gazeteye gelip odama çıkıyorum.
Hep işsizlik şantajına boyuneğen ve yoksulluk sınırındaki kitlelerin işsizliğini iktidarların umursamadıklarını (bu en uysal kapitalizmlerin bile "insansız" gerçeğidir) fakat kariyer sahibi on binlerce insanın işsizliğiyle hiçbir babayiğit iktidarın baş edemeyeceğini düşünüyorum.
Odadan içeri eski bir arkadaşım giriyor.
Gözleri ışıl ışıl...
"İşe girdim" diyor; "Bu dönemde, valla şanslıyım!"
İşi söylüyor; içim burkuluyor! Bunu yapması için yıllarca okuyup öğrenmesi, onca yıl çalışması, mesleğinde yükselmesi gerekmezdi...
"Patron ne dedi, özgeçmişini görünce?"
"Bir şey demedi; ben sadece alacağım ücretle işe gelip gitmenin altından önümüzdeki aylarda kalkıp kalkamayacağımı bugünden bilemediğimi söyledim, o da güldü!"
Susuyorum.
Suskunluğu o bozuyor: "En çok küçük oğlum rahatlayacak! Her sabah 'baba işe gitmiyor musun, hasta mısın?' diye sorup duruyordu."