Medya, milli maça kulüp maçları kadar ilgi göstermedi. Şenol Güneş'in etrafında şartsız kenetlenelim. "Kaleciden antrenör olur mu?" değerlendirmesi tartışılır. Ama ben kaleciden çok iyi kaptanlar gördüm. Rus Yashin, Danimarkalı Schmeichel, Necdet Erdem, Cihat Arman ve Turgay Şeren gibi...
Futbol bugün, 'vücutların fizik savaşına' kurallar içinde şans tanıyan daha saldırgan bir ilkeyi benimsedi. Ama son 20 yıldır özellikle kol bölgesine yapılan en ufak darbeyi bile faul kabul ederek, kaleciyi 'dokunulmaz adam' ilan ettiler. Şarjla kalecinin ağlara yollanıp gol sayıldığı yıllarda top oynadım. Çektikleri sıkıntıyı bilirim. 'Ya gol ye, ya tekme' tehdidiyle yıllarca korkaklaştılar. Bugünkü bol gollü maç ilkesini kolay benimseyemezler. Çünkü kültürleri, golü önlemektir.
Şimdiki kalecilerin ise ayrıcalıkları var. O nedenle 20 kişinin sahada vücut savaşı verdiği günümüzde topu elle oynayan 2 kişinin kültürel açdan değil ama, tecrübe ve gelenek birikimi olarak 'farklı düşünmesi' doğaldır
Yine de günümüzde maçı okuyarak takıma talimat veren çok başarılı Schmeichel gibi kaleciler yok mu? Hatta onun barajda oyunculara "Önünüzü elinizle iyi kapatın ama frikik atılırken nefesinizi içinizde tutup göğsünüzü kabartarak barajı genişletin" sözünün doğruluğunu, F.Bahçe'nin 90 dakikada tek hücum yapmadan sadece Johnson'ın frikik golüyle G.Saray'ı 1-0 yendiği maçta test ettim. Emre, barajın en ucundaydı. Üstüne gelen top yüzüne çarpmasın diye refleksle omuzunu döndürdü ve sırtından seken top bombeleşerek köşeden gol oldu.
Kalecilerin bir özelliği de 18 içinde markaj dağılımını çok iyi kontrol eden ve defansı uyaran kişi olmalarıdır. Bu alışkanlıklarıyla bazen kaptan, bazen antrenör olurlar.