kapat
05.10.2001
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi

www.ekdilamerica.com
Dünyadan
Spor
banner
Magazin
Kampüs
Astroloji

Para Durumu
Hava Durumu

Bizim City
Sizinkiler

GREENCARD
Sarı Sayfalar
İstanbul

Cumartesi Eki
Pazar Eki

Künye
E-Posta
Reklam
Arşiv

A T V

Win-Türkçe
ASCII

 


Mustafa Hakan'ı kurban ediyor

Mustafa Denizli, Hakan Bayraktar'ı basına satarak kendisini kurtarmaya çalışıyor. Tıpkı 6 yabancı skandalında olduğu gibi. Neymiş? Hakan antrenmandan 1 saat önce kahvaltı yapmış. Ertesi gün de uyuyakalmış antrenmana çıkamamış, hem de tesislerde.

Mustafa; Ali Akdeniz, Ceyhun, Oktay da mı sabah kahvaltılarını fazla kaçırıp, zamanlı-zamansız uykuya dalıyorlar. Bunları geçeceksin Mustafa. Futbolcuları, özellikle de gençleri kaybetmek çok kolay, ancak kazanmak çok zordur. Hele basının önüne onları hiç atmayacaksın.

Hakedip kazanın

Hakemler ne kazanıyorlar? Mal varlıkları, mal beyanları ne kadar? Eşlerinin, çocuklarının ve kendilerinin üzerlerinde neler var? Hakemlik yaptıkları süre içerisinde banka hesapları ne kadardır? Kazançlarına göre hangi arabalara biniyorlar? Harcamaları nasıl? Eşleri çalışıyor mu? Bunlar sıkı bir şekilde kontrol edildiğinde her şey ortaya çıkar. Kurunun yanında yaş da yanmaz.

Ne dedik? Hakemler fazla para alsınlar. Bak Erol Ersoy bir ayda 4 maçta 3 milyara yakın para kazandı. Helâl olsun. Daha da fazla kazansın. Ama işlerini de iyi yapsınlar.

Erol Ersoy astsubay. Bir de ayrıca işten maaş alıyor. Genelkurmay Başkanı'nın eline ne mi geçiyor... ÜÇ MİLYAR LİRA.

İşine bak Şenol

Şenol Güneş hâlâ konuşuyorsun. "Eskiden olsa tenkit edenleri döverdim" demişsin. Bırak bu işleri önüne bak. İzmit pişmaniyesi gibi bir gruptan Dünya Kupası'na gidemedik sayende. Önünde oynayacağın baraj maçlarından sonra bari Japonya'yı görelim. Milli Takımın Dünya Kupası'na katılmasını senden fazla istiyoruz. Ama ne yapalım ki, teknik direktör biz değiliz.

Capone olayı kapanmaz

Fatih Altaylı yazdı, çizdi, bağırdı, çağırdı, attı, tuttu sonra Faruk Süren onu kalçasının üzerine oturttu. Altında tabure var mıydı, yoksa yere mi oturttu bilemem. Ama Süren eğer yere oturttuysa altına mutlak bir minder attırmışdır. Aslında Mehmet Cansun'a helâl olsun. Yumurtaları birbirine kırdırdı, kendisi kenarda kih-kih gülüyor.

Son üç yıldır Galatasaray'da hep para konuşuluyor. Stat yapımı projesindeki buhar olan milyon dolarlar, Capone'nin transferi, Emre ve Okan'ın İnter'e gidişi.

Sakın kimse Emre ve Okan'a tek kelime söylemesin. Koskoca G.Saray'ın koskoca başkanı Mehmet Cansun'a MARATON'da "Siz İnter'in verdiği miktarı verseydiniz, Okan ile Emre Galatasaray'da kalır mıydı?" dediğimde, sayın Cansun "Evet. 2 milyon dolar bulup verseydik Okan ile Emre İnter'e gitmeyeceklerdi" yanıtını verdi. Hâlâ bunun üzerine tartışma açanlar var, yazıp çizenler ve konuşanlar var.

Capone'nin transferinde evraklar ortada. 300 bin dolar kayıp. Bu para kimin cebinde? Cansun mutlak biliyor. Herhalde icraatını da yapacaktır. Ya da "Ben bu adamı ihraç edersem, bu sefer de dönüp başka bildiği konularda konuşmaya kalkarsa" deyip, olayı sineye çekecektir.

Yönetime çok büyük iddialarla gelen Fatih Altaylı'nın da, başkan Mehmet Cansun'un da icraatlarını bekleyip, göreceğiz.

İnönü'ye neden gitmedim?

Kazım Kanat, bana bazı sorular yöneltmiş... Kazım, biliyorsun ki takım yazarı değilim. At gözlüğü de kullanmıyorum. Ne gördük ise o. İki hafta önce Sinan Engin açıklama yaptı. "Camia olarak panik yapmayın, önümüzdeki maçları kazanacağız" dedi. Aferin Sinan'a ne de olsa eski futbolcu. Bir maçta Musa Eryılmaz, bir maçta Mutlu Çelik. Beşiktaş, Daum'un tabiriyle köşeyi döndü!

Sakın "Tayfur haksız atıldı" demeyin. Evet haksız atıldı. Ama 5 dakika evvel göstere göstere tekme atan İlhan sahada kaldı. İki penaltı da bana göre penaltı değil. Ofsayttan atılan golde yardımcının bayrağı doğru. Yani hakeme baktığınızda Mutlu Çelik teknik olarak çok kötü.

Bütün bunların yanında Beşiktaş çatır çatır mücadele etti. Öncelikle kondisyon ve dayanıklılık çok iyi düzeyde. Belki de üç büyükler arasında bu konuda en iyi durumda olan Beşiktaş. Kocaeli de beklenen direnci gösteremedi. Bak Kazım. Bir futbol adamı elma ile armutları yukarıdaki gibi ayırmalı. Eğriye eğri, doğruya doğru.

Yalnıııız... Maça niye gelmediğini ima etmişsin. Kazım, Pazar günü İstanbul'da tek maç olursa devre arasına kadar seyrediyorum, sonra 15 dakika arada stüdyoya gidiyorum, ikinci yarıyı seyredip maçın bitimiyle beraber MARATON programına başlıyorum. Fakat Pazar günü iki maç olunca ikisini de aynı anda izlemeye mecburum. Çünkü Show TV binasında bu sistem var. Onun için gelmedim.

Kazım! Öyle bir manidar yazmışsın ki, basın tribünü girişinde beni dövmek için, belki de bıçaklamak için organize olan 6 kişiden haberin varmış gibi... Ah keşke gelseydim. Gelseydim de çıkabilecek olaylardan sonra, sana da ballandıra ballandıra yazma hakkı verseydim.

Kuştan korkan darı ekmez

Bak Kazım... Türkiye'de bütün statlara gidiyorum. Hakemlik yaparken bile Trabzon'da yarıda kalan Beşiktaş maçından altı ay sonra görev isteyip Trabzon'da maç idare etmeye gittim. Kazım, kuştan korkan, darı ekmez. Yalnız sana bir şey söyleyeyim. Üstüme gelecekler, hesaplarını iyi yapmalılar. Taşıma ruhsatlı silahım var. Ama genelde taşımam. Kendi işimi kendim görürüm. Sataşacak adamlar mutlaka hasar bırakırlar. Ama hem olay sırasında, hem sonrasında hesaplarını iyi yapacaklar. Tabii. Türkiye genelinde tezgahlanan bu tip olaylarda, suyun başındaki esas tetikçi yöneticiler de hesaplarını iyi yapmalı!

Maça bak maça

Geçen yolda yürürken elektrik mühendisi bir spor düşkününe rastladım. Hocam dedi, "Ne düşünüyorum biliyor musun? Can Bartu Fenerbahçe'ye teknik direktör olsa. Hıncal Uluç'da Galatasaray'a... Sen de hakem olsan. Ne maç olur değil mi?" Ne dersin ki, Hıncal-vari kahkahayı bastım.

Üniversitede park soygunu

İstanbul'da bir üniversite var. Hani biraz uzakta. Koç Üniversitesi. Bir talebenin yıllık masrafı 10 bin doları geçiyor. Ve üniversiteye ulaşmak için mutlak araba ile gitmek lazım. Bir çocuk için bu kadar para alan yönetim, senelik her arabadan park parası alıyor. 240 dolar. Böyle bir rezalet başka nerede olur bilemiyorum. Zannetmeyin ki bu özel üniversitelere giden talebelerin hepsinin velileri çok zengin. Sırf çocuklar okusun diye taşınır veya taşınmaz mallarını satanlar var. Arabayı dışarıda bırakıp, üniversiteye yürürseniz mesafe 20 dakika. Biraz da yağmur, çamur, kar kış oldu mu bu 240 doları vermek şart oluyor. Yani tabir-i caiz ise silahla değil ama, görüntü sanki tehditle soyguna giriyor.

Har(a)ç işkencesi

Yeşilköy Havalimanı'ndan 07.30'da Slovenya için çıkış yapıyorum. Uçuş kartı için 50 dolar harç ödemem lazım. Gittim Maliye'nin bankosuna 50 doları uzattım. "Olmaz, Türk parası vereceksin" dediler. "Ben yurdışına gidiyorum. Ya cebimde yoksa" dedim, "Anlamayız. O zaman bankada bozdur" yanıtını verdiler. Bankaya bir göz attım 50 metre kuyruk var. Sıraya girsem uçağı kaçıracağım. "Kredi kartı" diye sordum. Ne gezer... O sırada biri geldi. Biraz da yüksek sesle "Arkadaşlar şu devletin aldığı haraç nereye ödeniyor?" Aslında adamın kelime oyunu olaya cuk oturuyor. Ben ne mi yaptım? Tanıdık birinden borç alıp, yurtdışına çıktım. Ya Erman Toroğlu olmasaydım ne olurdu. Vatandaş mı? O da ne... Cevap; zurnanın son deliği.

www.superbahis.com
www.sigortam.net

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır