kapat
02.10.2001
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi

www.ekdilamerica.com
Dünyadan
Spor
banner
Magazin
Kampüs
Astroloji

Para Durumu
Hava Durumu

Bizim City
Sizinkiler

GREENCARD
Sarı Sayfalar
İstanbul

Cumartesi Eki
Pazar Eki

Künye
E-Posta
Reklam
Arşiv

A T V

Win-Türkçe
ASCII

 
NADİN TAŞCIOĞLU(nadint@sabah.com.tr )

Bankalar üç aydır hayır kurumu gibi

Bankacılık, çok genel olarak bakıldığında bir aracılık işlemidir. Örneğin halktan mevduat toplanır, bu para kredi olarak ya şirketlere ya da Hazine'ye verilir. Mevduat ile plasman arasındaki marj da bankaya kâr olarak kalır.

Ama şu anda Türk bankaları "hayır kurumları" gibi faaliyet gösteriyor. Topladıkları paraları, daha düşük gelir getirecek yerlere yatırıyorlar. Mayıstan sonra başlayan bu trend, son üç aydır hissedilir şekilde sürüyor.

Bankacılık sisteminin toplam kaynaklarının yüzde 78'inin mevduat olduğu gözönüne alındığında, yeni ekonomik durumun, ağır krizin yaralarını sarmak için hiç de yardımcı olmadığı görülüyor.

Negatif faiz marjı
Şimdilerde bankalar brüt yüzde 63-68 aralığında halktan mevduat topluyor. Zorunlu karşılıklarla birlikte bu kaynağın bankaya maliyeti yüzde 65-70 civarına yükseliyor.

Ama bu paranın gittiği yer büyük ölçüde bankalararası gecelik para piyasası oluyor. Orada da faiz yüzde 59. Yani banka 8-10 puan negatif marjla iş yapıyor. Ayrıca mevduatın maliyetiyle bono getirisi arasında da kâr marjı bulunmuyor.

Dövizde durum daha da kötü. Mevduatın maliyeti yüzde 10'un üzerinde. Bu paranın bir kısmı bankalararası piyasada değerlendiriliyor... Faiz yüzde 3 seviyesinde.

Ya da yurtdışı muhabirlerde değerlendiriliyor. O zaman oran daha da düşük. 11 Eylül sonrası piyasayı paraya boğan ABD Merkez Bankası, işi daha da bozmuş. Gecelik faiz yüzde 0.75'e kadar inmiş. Şimdi yüzde 3'e çıktığı için seviniyorlar!..

İlle de büyüme
Bir seçenek daha var: Kredi vermek. Bankacılar diyor ki: Yıllarca bizi 'Bono aldınız, gerçek bankacılık yapmadınız' diye eleştirdiniz. Şimdi kredi vermeye çalışıyoruz. Alan yok!

Bir sorun daha var. Özel bankaların kaynağında dövizin payı daha yüksek. Çünkü kamuların TL kaynakları toplama konusunda -eskisi kadar olmasa da- iştahları devam ediyor. Kur riskine girmemek için döviz kredisi vermeye çalışıyorlar. Ama müşterilere gelince, ihracatçılar bile döviz kredisi istemiyor.

"Dövizi veremedim, bari TL kredi veriyim" diyen bankanın da bulabildiği fazla 'riski düşük' şirket yok.

O nedenle bankacılar da 2002 yılında önceliğin IMF'nin tutturduğu gibi yüzde 6.5 oranında faiz dışı fazlaya değil, büyümeye verilmesi için bağırıyorlar.

Dolarları Hazine topluyor!
Hazine geçen hafta dolar ve euro cinsi tahvil satışı yaptı. Piyasa beklentilerinin çok üzerinde 1.9 milyar dolarlık borç aldı. Hazine'nin aylardır döviz cinsi borcu, TL'ye oranla çok daha rahat aldığını biliyoruz. Bu rahatlığın nedeni çok açık. Bankalar yüzde 10'a kadar yükselen maliyetle para topluyor. Yüzde 3'le plase etmek yerine yüzde 10'un üzerindeki tahvil getirisi çok daha cazip geliyor. Hele sendikasyonlarını yenileyen bankalar vade riski de yaşamadıkları için Hazine tahvillerine "atlıyorlar".

'Git' diyemezler
Bankalar zarar etmelerine rağmen mevduat sahiplerinin gitmelerine de izin vermiyorlar. Çünkü sistemdeki pazar payları, bilançoları sünger gibi küçülür. Ayrıca yurtdışı bankalarla iş yapmaya gittiklerinde, "çok küçük banka" muamelesi görürler.

Faiz indirmek zor
Madem zarar ediyorlar, topladıkları mevduatı da bırakamıyorlar, o zaman faizin indirilmesi gerekiyor denilebilir. Ama tek başına bir bankanın faiz indirmesi işe yaramıyor. Ortak bir indirim kararının alınması gerekli. Bir banka faiz yükselttiğinde de diğerleri de onu izlemek zorunda kalıyor. Zaten tasarruf sahiplerinin güveni sarsılmış durumda. Örneğin döviz faizi çok indiği zaman, orta ve küçük ölçekli bankalardan büyüklere ve yabancılara doğru bir kaçış yaşanıyor.

www.superbahis.com


www.sigortam.net

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır