kapat
02.10.2001
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi

www.ekdilamerica.com
Dünyadan
Spor
banner
Magazin
Kampüs
Astroloji

Para Durumu
Hava Durumu

Bizim City
Sizinkiler

GREENCARD
Sarı Sayfalar
İstanbul

Cumartesi Eki
Pazar Eki

Künye
E-Posta
Reklam
Arşiv

A T V

Win-Türkçe
ASCII

 
ALİ BAYRAMOĞLU(abayramoglu@sabah.com.tr )

Global düzen

Dünyanın sıcak merkezlerinde sıcak çatışma beklentisi, bu çatışmanın biçimi ve sonuçları üzerine ciddi tartışmalar yaşanıyor. 11 Eylül saldırısının açtığı yeni tarih yaprağının nasıl bir siyasi öyküye konu olacağı sadece bir tartışma konusu değil, aynı zamanda bir çekişme konusu...

Üstelik bu çekişmenin tarafları sadece sertlik yanlıları ile akılcı davranış yanlılarından oluşmuyor. Başta Avrupa Birliği olmak üzere hemen her siyasi birim bu yeni oluşacak durumda kendi ağırlığını hissettirme, ilkelerini devreye sokma, diğerlerini dengeleme çabasında. Nitekim gelişmeler ABD'nin meşruiyetini artırıp tescil ettiği oranda, Soğuk Savaş sonrası zaman diliminde ABD politikalarını eleştiren, globalleşmenin yoksullaştırıcı etkilerine işaret eden, kısacası "eski"nin meşruiyetini azaltan eleştirilerlerle de dolu...

Doğmakta olanı tam olarak tarif etmek mümkün olmasa da ortaya çıkan kalın çizgileri görmek ve değerlendirmek mümkün:

Bir yandan ABD güç tazelemesi, yeni bir hegemonya tipi sorusuyla karşı karşıya ve bunu oluşturma imkân ve koşullarınının arayışında... Öte yandan aynı ABD gücünü tazeleyip, pekiştirirken, bu gücü paradoksal bir şekilde Çin, İran, Rusya, AB gibi devlet ve devlet üstü birimlerle paylaşmak ve yeni bir ittifak sistemi oluşturmak zorunluluğuyla tanışmış durumda...

Gelinen bu nokta Türkiye'de sıkça sanıldığı gibi sadece insan hakları ve demokrasinin yaygınlaşması ihtimaline işaret etmiyor. Aynı zamanda güvenlik unsurunu öne çıkararak Batı'nın çevresindeki ülkelerde Batı'yla birlikte hareket eden otoriter rejimleri tahrik edebilecek, tahrik ettiği anda bunları Batı sisteminin dışında bırakabilecek muhtemel sonuçlar da içeriyor.

Martin Walker'ın World Policy Journal'da yayınlanan "Bush's Choice: Athens or Sparta" başlıklı makalesi bu açıdan son derece ilginç... Walker, "Sovyetler Birliği'nin yıkılmasını takip eden on yılı, bir niteleme, bir gerçeklik ve bir metaforla tanımlama"nın mümkün olduğunu söylüyor. "Soğuk Savaş sonrası geçici denge" olarak nitelediği bu zaman diliminin gerçekliği olarak, "ABD'nin askeri, ekonomik, teknolojik, politik ve kültürel hegemonyası çerçevesinde belirlenen global durum"a işaret ediyor. Metaforu ise ABD'nin kendisini "Eski Roma"ya eşdeğer tutması olarak ele alıyor... Ardından şunu söylüyor: "ABD, bundan böyle bugüne kadar izlediği siyaseti sürdürmek, bunun için gereken mali imkânları yaratmak için zorlanacaktır. Bölgesel merkezkaç güçler, kas hareketleri artık görünür hale gelmiştir. Ve modern Roma modeli zorunlu olarak bir yana bırakılacaktır. Şimdi ABD'nin önünde yine eski zamanlardan kalma başka iki model var: Uluslararası düzende demokrasiyi ve dışa dönüklüğü benimseyen müttefik hattını genişleten, onlarla işbirliğini önemseyen, onlarla ortak bir amaç için girişimlerde bulunan Atina, ya da içe dönük, savunmacı; askeri üstünlüğü korumaktan vazgeçmeyecek, müşteri ve uydulara sahip olmayı tercih eden Isparta..."

Aslında gerçek, Walter'in işaret ettiği gibi:

Bugün ABD yönetimi, içinde bulunulan koşullarda bu modellerden birini tümüyle benimseyecek durumda değil. İki farklı strateji iç içe yaşayacak ve yarışacak...

Kıbrıs, Kürt sorunu, Kuzey Irak meselesi gibi konularda, bırakın 11 Eylül öncesi dengeleri, tümüyle Soğuk Savaş mantığına takılı kalan Türkiye için iki yol var:

Ya Batılı sistemin çeperinde kendisinden beklenenleri yerine getiren otoriter bir ülke olmak ya da demokratikleşerek yeni sistemin merkezine hareket etmek...

Demokrasi ve demokratik atılımlar dünden daha hayati...

www.superbahis.com


www.sigortam.net

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır