11 Eylül'den sonraki yazılarımdan birinde şunu söylemiştim: "Dünya oturup düşünmek zorunda: Kimdir insan? Nasıl inanır? Nasıl yaşar? Ve asıl önemlisi, nasıl yaşamak ister insan?.."
Çünkü insan, ölümüne inanabiliyor...
Çünkü insan, "stratejik güçler dengesi"nden daha ince bir denge çizgisinde yaşıyor, bağlanıyor, örgütleniyor...
Çünkü "yapmak"ta çok zorlanan insan, iş "yıkma"ya gelince dağları devirebiliyor...
ABD'ye yapılan terörist saldırının ardından "Biraz da insana bakalım" dediğimde "hassas ve mızmız çocuk" rolüne soyunmak için söylememiştim elbette. (Ben insana bakmadaki "savaşçılığı" yeğlerim, ağlama duvarlarını değil!)
Ve derdimin elbette, bu köşeye gülbence, sevbence, özbence duygu selleri(!) döktürmeyle uzak yakın ilgisi olamazdı.
İnsana bakmak...
Durup durup terörü lanetlemekten daha açık seçik ve verimli bir anti-terör siyasetinin yolunu açmak için en esaslı başlangıçtır.
İnsana bakmak...
Yoksulluğu ve zenginliği; bu iki dünya arasındaki uçurumu ekonomik grafik ve istatistiklerin içinden çekip çıkarmanın en doğru yoludur.
İnsana bakmak...
Zengin de olsa, yoksul da olsa bütün "dışlanmışları" birleştirenin ve nefrete yönlendirenin ne olduğunu anlamak istiyorsanız, atacağınız ilk adımdır.
Bazen insana baktığımızda; siyaset, ekonomi, strateji filan bilmenin muazzam cahilliklerimizi önlemediğini görürüz ki, bu paha biçilmez önemdedir.
Ancak insana baktığımızda, "radikal Müslüman teröristlerin eylemden önce günler boyu pizza yeyip porno film seyrettiklerine" inanmamızı isteyenlerin yarattığı kafa karışıklığını çöpe atabiliriz.
Ancak insanı sorguladığımızda, dışardaki çölün derin hikmetlerine uzak kalanların nasıl ruhlarındaki çölü iman sanacak kadar sığlaştıklarını anlayabiliriz...
Ancak insanı bildiğimizde; en "karanlık güçler"in bile, üzerlerine ışık tutulursa insan yapımı olduğunu da bilir, komplo teorileriyle budalalığı birbirine karıştırmayız...
Liste uzar gider, ama olay budur!