Ecevit haksızlık ediyorsunuz diyor..
"Hükümet ağır miras devraldı.. Bunun üstesinden gelebilmek için bazı yapısal reformların çıkarılması gerekir"
Doğru..
Ağır bir miras devraldı.. Ama ne zaman? 1997 yılının haziran ayında..
O gün Yılmaz Başbakan, Ecevit Başbakan Yardımcısıydı..
Bugün Ecevit Başbakan, Yılmaz Başbakan Yardımcısı.. Aralarına Bahçeli'yi de aldılar..
1999 mayısından beri Bahçeli'nin de sorumluluğu var..
Yani aradan dört yıl, üç ay geçti.. Ecevit 1997 yılından beri kesintisiz hükümet ortağı..
O halde bugün Türkiye'yi yönetenlerin ağır miras aldık demeye hakkı var mı?..
Ağır miras devralmış olabilirler ama kabul etsinler ki o ağır mirası daha da ağırlaştırdılar..
Cumhuriyet tarihinin en ağır krizine neden oldular..
Gelin boş sözü bırakalım..
Kısaca rakamlara bakalım..
Üç temel noktayı dikkate aldım..Yılmaz'ın Ecevit'le ortak olduğu günü..
DSP-MHP -ANAP hükümetinin kurulduğu günü..
Ve bugünkü durumu..
Gelin rakamlara bakalım..
Korkunç değil mi?
Demek ki krizin faturasını, ağır miras aldık diye başkasına kesemezler..
Kendileri de ağır mirasın müsebbibidir...
Yüzde 6.7 büyümeden, eksi 11.2'ye düşmüş bir ülke..
İç borç neredeyse ikiye katlanmış..
Bütün bunlar olurken enflasyon yerinde saymış..
Ya dolar.. 146 bin liradan başladığı serüvenini bugün 1 milyon 550 bin lira seviyesinde sürdürüyor..
Nerede duracağı belli değil..
Şimdi soru şu..
Krizi getirenler krizden çıkarmayı başarabilecekler mi?
Genel kanı: Hayır..
Eleştiriler bu noktada.. Başbakan 'haksızlık yapıyorsunuz' diyor..
Bir an için haksızlık yapıldığını düşünelim..
Peki hükümet ne yapıyor?.. Krizden çıkmak için ne tür önlemler alıyor?..
Şimdilik hiç..
Ecevit diyor ki;
"Öncelikli sorun reel sektörü canlandırmak.. Bunun için; kredi borçlarının ertelenmesi, ödeme kolaylığı sağlanması için önlemler alınmalı..Vergi yükü düşürülüp yaygınlaştırılmalı.."
Bu kadar değil.. Ecevit bir başka önemli noktanın altını çiziyor;
"Yolsuzlukla mücadeleyi etkilemeyecek şekilde hukuki düzenlemeler yapılmalı.. Bürokrasi ve iş dünyasını çekingenliğe iten, herkesi aynı kefeye koyan organize suçlarla mücadeleyi düzenleyen yasanın, iyi ve kötüyü ayıracak şekilde düzenlenmesi gerekir.."
Bunları ben söylemiyorum.. Başbakan söylüyor..
Suçlama ve suçlanma psikozuna son vermeden, ekonomik çarkın dönmeyeceği artık belli..
Bunları aylar önce de söylüyordu.. Ama tek bir adım bile atılmadı..
Zaman geçiyor.. Türkiye her geçen gün uçuruma gidiyor..
İşte eleştiriler burada başlıyor.. Başbakan'ın hızlı davranmadığını gören iş dünyası, eleştiri bombardımanına başlıyor..
Çünkü kapanan kepenkleri.. Önlemler geciktiği için batan firmaları onlar görüyor..

Cumhurbaşkanı Sezer'in Meclis'te yaptığı konuşma beni hiç tatmin etmedi..
Bugün yaşadığımız sorunlara pencere açmadı..
Ama...
Türkiye dönüm noktasına gelmiştir diyerek içinde bulunduğumuz ağır koşullara değindi..
Henüz düzlüğe çıkmış değiliz diyerek de krizin sürdüğünün altını çizdi..
Çözüm olarak da zaman yitirmeden köklü kararlar almak zorunda olduğumuzu söyledi..
Hepsi bu kadar..
Bir yılda Türkiye'nin neden dibe vurduğunu anlatmadı..
Krizden nasıl çıkacağımızı söylemedi..
Merak edilen soruların hiçbirinin yanından bile geçmedi..
Klasik, genel temennilerle dolu bir konuşma yaptı..
Oysa ben çok umutluydum.
Neyse.. 55 sayfalık konuşmadan akılda kalanlar mı?
* Milletvekili sayısı 400'e inmeli..
* Bakanlar Kurulu üyeleri hakkında soruşturmayı düzenleyen kurallar değişmeli ..
* Yolsuzlukla mücadale için yönetim saydamlaşmalı..
Sezer değinmedi ama ..
Ben hâlâ TÜSİAD Başkanı'nın 'yönetiliyor muyuz, kaderimize mi terk edildik?' sorusuna yanıt arıyorum..