Geçen yıl bu zamanlar işler iyi giderken TÜSİAD, hükümete ve ekonomi politikalarına çok iyi destek veriyordu. Aradan henüz bir yıl geçmişken Ecevit ile TÜSİAD, 22 yıl sonra yeniden karşı karşıya geldi. Şubat krizinde iş dünyasının yasal temsilcisi TOBB hükümetin istifasını isterken, TÜSİAD, hükümetin devamından yana tavır koydu. Krizi çıkartan hükümetin yine bu krizi çözmesini bekledi. Hükümete zaman tanıdı. Ancak sonunda bu konudaki sabırları ve umutları tükendi. İstanbul'da Cuma günü yapılan Yüksek İstişare Konseyi toplantısında TÜSİAD'ın Hükümete söylediklerinin özü "Ekonomik daralmayı durdurun. Durduramıyorsanız çekilin" di. Dünyayla iş yapan, işçilerle beraber olan, ticaret erbabıyla haşir neşir, banka sistemine de sahip kalbur üstü işadamı topluluğunu temsil eden TÜSİAD "Mevcut yöneticiler Türkiye'nin sorunlarını anlamakta ve çözmekte yeterli değiller. İşler iyi gitmiyor" diyor.
* Güvensizliğin göstergesi- Aslında "dayanacak gücümüz kalmadı" diyen sadece TÜSİAD değil, TOBB da bir süre önce iftifa istemişti. İşlerin iyiye gitmediğini, uygulanan ekonomi politikalarından memnun olmadığını işçi kesimi de, çiftçi kesimi de, esnaf kesimi de söylüyor. Memnun olmayanlar kervanına milletvekilleri de dahil. Meclis'teki son hareket ve bazı istifalar bunun göstergesi.
Sonuçta toplumun tüm kesimlerinden tepki geliyor, sokaktaki insan da mutsuz ve güvensiz. Yabancı paraya yönelme, hatta altına yatırım yapma, sermayeyi veya serveti yurtdışına çıkarma şeklinde ulusal paradan kaçma eğilimi hükümetin icraatlarına yönelik güvensizliğin göstergesi. Gelecekten beklentileri yansıtan en önemli gelişme.
* Hızlı küçülme- Programa destek veren IMF de Türkiye'nin ekonomik programından emin değil. IMF Birinci Başkan Yardımcısı Anne Krueger, geçen haftaki açıklamasında "Türkiye'nin programı, bir taraftan baktığınızda kaygı uyandırıyor, diğer taraftan baktığınızda ise yürüyor...Türkiye için şu an itibariyle yapabileceğimiz hemen her şeyi yaptığımızı düşünüyorum" dedi.
Hem dıştan hem içten gelen bu tepkiler altıncı ayını doldurmakta olan ekonomik programın tıkandığını, bekleyişlerin kötü olduğunu ve düzeleceğine dair bir işaret olmadığını gösteriyor. Bunun için toplum tüketimini kısıyor, tüketimle birlikte ticaret azalıyor, üretim düşüyor, işsizlik artıyor, gelir azalıyor. Birbirini besleyen bir süreçte Türkiye ekonomisi hızla küçülüyor ve 200 milyar dolarlık bir büyüklükten 140 milyar dolara doğru iniyor.
* Tek seçenek- Toplumun tüm kesimlerinden gelen bu baskı ve hele de döviz kurlarında yükselme, faizde yükselme, tüketmeme ve üretimde isteksizlik olarak ortaya çıkan sonuçtan sonra beklentileri değiştirmekten başka seçenek kalmıyor.
Hükümet beklentileri değiştirmek için ya ekonomi politikalarında değişiklik yapacak, hedeflere ince ayar çekecek. Programın uygulama biçimini değiştirecek. Hükümette revizyona gidecek, bakan sayısını azaltacak, daha hızlı çalışan, atak ve daha iyi anlaşabilen bir Bakanlar Kurulu oluşturacak. "Sonuna yaklaştık. Biraz daha dayanın" deyip icraatlarına büyük bir hız verecek. Meclisi geceli gündüzlü çalıştıracak. Bu çalışmalar sonucunda belki beklentilerde zamanla olumluya doğru dönüşüm başlayacak.
Birinci yolda başarılı olamazsa bu kez hükümet değişikliği gündeme gelecek. Bu yolla toplumun beklentileri değiştirilmiş olacak.
Yani önümüzdeki dönem değişimden kaçılamayacak.
Bu da TÜSİAD istedi diye değil, toplum baskısı ile olacak.
* Sonuç- "Ak gün ağırıp kalmaz, kara gün kararıp kalmaz" Türk Atasözü