YAVUZ DONAT
|
  
Meclis açılırken...
Yerlere, kırmızı halılar serildi. Bando... Mızıka...
Merasim kıtası yerlerini aldılar.
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer geldi.
Ve TBMM, yeni yasama yılına başladı.
Böyle günler, Meclis için "bayram günü gibidir."
Ama dün "gidenler" bizzat tanık oldular.
TV'de izleyenler de "gördüler" ki...
Meclis'te "bayram havası" falan yoktu.
Aksine...
Milletvekillerinin yüzleri "mahkeme duvarı" gibiydi.
KULİS
Dün Meclis'e biraz erken gittik.
Önce "Halkla İlişkiler" binasını dolaştık.
Sonra da Meclis kulislerinde birkaç tur attık.
"Her partiden" milletvekilleri ile "ayaküstü" konuştuk.
Kimi "gitmiyor" diyordu.
Kimi de "umutsuzluk... Güvensizlik... Ne yapacağız, bilemiyorum" diye konuşuyordu.
FARKLI DÜNYALAR
Cumhurbaşkanı Sezer "Türkiye bir dönüm noktasındadır" derken...
"Siyasi Partiler ve Seçim yasalarında değişiklik" isterken...
"Dokunulmazlıklara, dokunulmasını" önerirken...
Genel Kurul salonundakilerin "yüz ifadelerine" baktık.
Tam bir "renksizlik... Tepkisizlik" hakimdi.
Sanki Ahmet Necdet Sezer "başka bir dünyadaydı."
Meclis "bir başka dünyada."
GÖREV
Kürsüde Cumhurbaşkanı konuşurken... "Localara" baktık.
Kalabalıktı.
"Askerler" oradaydı.
"Halk" oradaydı.
Ve hepsi de "ülkenin darboğazdan çıkmasını... Meclis'in bu konuda üzerine düşeni yapmasını" bekliyordu.
FATURA
Cumhurbaşkanı Sezer'in konuşmasını dinledikten sonra, Meclis'in "son iki yasama yılına ait performansına" baktık.
Yaptığı yasaların "listesini" çıkardık.
Hakkını yemeyelim, Meclis, tempo bakımından "pek çok ülkenin parlamentosundan ilerde."
Ancak...
Gözlemimiz o ki, halkımız "ekonomi yönetiminin beceriksizliğinin ve başarısızlığının faturasını" Meclis'e çıkarıyor.
ŞAKA
Geçen hafta Meclis'te bir "olay" yaşandı.
Bir "şakalaşma."
Ama kimsenin haberi olmadı.
Bu konu "içinde bulunduğumuz durumu" anlatacak, "anlamlı bir örnek."
***
Meclis'te "Anayasa değişikliği" konuşuluyordu.
Başkanlık divanında Murat Sökmenoğlu oturuyordu.
Sökmenoğlu, bir ara, bir "not" yazdı.
Bunu, Bakanlar Kurulu sıralarında oturmakta olan Hüsamettin Özkan'a gönderdi.
Notta, aynen şunlar yazılıydı:
"- Sayın Başbakan Yardımcım.
Dolar, aldı başını gidiyor.
Ekonomi gittikçe bozuluyor.
Siz denizcisiniz.
Batıyor muyuz?
Sintine çizgisine mi geldik?
Eğer gerçekten batıyorsak, bana bir can simidi markası tavsiye eder misiniz?"
***
Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan "Bülent Ecevit ile Devlet Bahçeli'nin arasında" oturuyordu.
Başkanlık kürsüsünden gelen "notu" okudu.
Kısa bir yanıt yazdı.
Ve Sökmenoğlu'na yolladı.
Özkan'ın notu çok kısaydı:
- Şambriyel (otomobil iç lastiği) kullanınız.
***
Tabii bu olay bir "şaka."
Ama "her şakanın ardında bir gerçek yattığı" da unutulmamalı.
GÜVEN SORUNU
Meclis'in ağırlıklı konusu ne "yeni yasama yılının" başlamasıydı. Ne de "Cumhurbaşkanı'nın konuşması."
Herkes "ANAP'ın içiyle" meşguldü.
"Konuyu" Yozgat Milletvekili Lütfullah Kayalar'a sorduk:
- Sizin partide neler oluyor?
- Zaten huzursuzluk vardı... Şimdi, su yüzüne çıktı.
- Neden huzursuzluk var?
- Nedeni başarısızlık.
- Huzursuzluk niçin daha önce değil de, şimdi su yüzüne çıktı?
- Arkadaşlar yaz tatiline gittiler... Halkı dinlediler... Tepkileri gördüler.
- Parti içinde başlayan hareketi kim organize ediyor?
- Öyle bir şey yok.
- Nasıl yok?
- Kimi kendi başına hareket ediyor... Kimi, birbiri ile irtibatlı... Herkes "bir şey yapılmalı" diyor.
- Sonunda ne olur?
- Herhalde iyi olmaz.
- Neden?
- Tabanın morali bozuk... Hükümetin de, ANAP'ın da sorunu halka güven verememek.
"GİTMEYİN... KALIN..."
ANAP Genel Başkan Vekili Erkan Mumcu bir süredir, bir hazırlık içindeydi.
"Bu haftanın sonunda, bütün milletvekillerini" kampa almak.
"Ankara dışında" toplamak.
Ve "her şeyi tartışmak."
Ama...
Parti içinde "istifalar" başlayınca...
Dün Mumcu "kendi kendine" şunu sordu:
- Sabote mi ediliyorum?
***
Erkan Mumcu ile konuştuk.
Dedik ki:
- İstifalar başladı.
- Biliyorum.
- Gerisi gelebilir.
- Evet... Emareleri var.
- Ne diyorsunuz?
- Söylediklerimin tamamını yazacak mısınız?
- Elbette.
İşte, Mumcu'nun söylemi...
***
Kongreden bu yana devam eden bazı rahatsızlıklar, eleştiriler var.
Eleştiri sahipleri, bunların bir kısmında haklı olabilirler.
Bunları yetkili organlarda konuşmalıyız.
Şikâyetler ve talepleri kendi aramızda tartışıp, değerlendirmeliyiz.
Çözümü birlikte aramalıyız.
Eleştiri sahiplerinin bir kısmının bu parti ile hukuku, partinin tarihi kadardır.
Gemi batıyor psikolojisi ile hareket etmek, bu tarih” hukuk ile bağdaşır mı?
Partinin, bu arkadaşlarımıza bazı borçları olabilir.
Ama onların da partiye borçları yok mu?
Partinin oyuyla seçilmediler mi?
Gelin kucaklaşalım, konuşalım, tartışalım.
***
Erkan Mumcu'nun "içtenliğine" inanıyoruz. Parti içi muhalefet hareketini yürütenler de "inanıyorlar."
Ama öyle sanıyoruz ki...
İşler, Mumcu'nun kontrol edeceği noktayı aşıyor.
|