  
Trene bakar gibi bakıyoruz
Rıdvan Budak, Türkiye'nin freni patlamış kamyon gibi olduğunu vurguladı ve ekledi: Ama hepimiz trene bakar gibi seyrediyoruz. Deklarasyon, biraz da bu gidişi sadece izlemek istemeyenlerin sesiydi
Ülkenin 15 gün içinde düze çıkabileceğini, ancak alınması gereken acil önlemlerin alınmadığını belirten Budak, "Vergiler ve sigorta primleri düşürülmeli, enerji fiyatlarında indirime gidilmeli" dedi
Parti liderlerini kızdıran bir grup milletvekili arasında DSP milletvekili eski DİSK Başkanı Rıdvan Budak da vardı. İmzasız yayınlanan ve heyecan fırtınası yaratan deklarasyona açıktan sahip çıkan birkaç milletvekilinden biriydi. Kimine göre "saman alevi" gibi sönen bu çıkış, tecrübeli bir sendika örgütçüsü olan Budak'a göre çok daha güçlü bir şekilde yakında TBMM'de "patlayacak."
Geçmişte Bülent Ecevit'e danışmanlık yapan ANAP İzmir Milletvekili Işın Çelebi ile Budak ve ön plana çıkmayan pek çok milletvekiline göre "ok yaydan çıktı."
Budak, 2 saate yakın süren sohbetimizde kendisini bu çıkıştan sonra siyasetten silmek isteyecek, partili, partisiz, yetkili ve etkili çevrelere seslenmeyi de ihmal etmedi: "Ben bir sanayi kentinden yeniden bu çatı altına dönerim. Mehmet Ağar döndü, ben mi dönmeyeceğim. Ama iddia ediyorum, Meclis'te halkın sesi olacak ve daha güçlü gündeme gelecek deklarasyona imza atanlar kalacak, atmayanlar ise siyaseten bitecek."
MORALLER BOZUK
Budak'a göre Türkiye'de ekonomik kriz yanında, büyük bir güven bunalımı yaşanıyor.
"Hepimizin morali bozuk, işçinin, zenginin, herkesin morali bozuk. Başaranların kaldığı, başaramayanların gittiği bir sistem yaratamazsak, Türkiye karanlıktan kurtulamaz. Bedel ödenecek ve ödenmeli" diyen Budak kendisini milletvekillerini parti başkanın iki dudağı arasından kurtaracak kişiler arasında görüyor.
"Türkiye freni patlamış kamyon gibi" diyor Budak. Ve ekliyor: "Sonunda elbette duvara çarpacak. İşin ilginç yanı, hepimiz trene bakar gibi bakıyoruz. Kimse bir şey yapmıyor. Bu deklarasyon, biraz da bir şeyler yapmak isteyenlerin sesiydi. Bu gidişe dur diyebilmek için hareketin önünü açmak hedefindeydi."
Budak anlatıyor: "Yanlışlık var... Bakın muhalefet de güçlenmiyor. Kabahat partilerin tüzel kişiliğinde değil, kişilerde... Parti üyesine seçme ve seçilme hakkı vermeyen bugünkü yasal alt yapıda. Halkın asabı bozuluyor. Umarsız ve duyarsız ben merkezci siyaset yürüten parti yöneticileri başarısız olsa da yerinden gitmiyor. Bu yüzden biz milletvekilleri olarak Siyasi Partiler Yasası'nı, Seçim Yasası'nı, İhale Kanunu'nu değiştirmek zorundayız. TBMM'de hangi partiden olursa olsun, aynı iradeyi gösterecek güç ortaya çıkmalı..."
PARTİDEN AYRILMAM
Budak'a, tüm bu olup bitenlerden ve ağır eleştirilerden sonra partiden neden ayrılmadığını soruyoruz:
"Bir dönem düşündüm ve Bülent Ecevit'e bunu aktardım. Kabul etmedi. Bugün ise aynı fikirde değilim. Ecevit, DSP'de seçilmiş bir genel başkandır. Üyelik açısından eşitiz. O, benden bir santim bile uzakta değil. Benim de emeğim var. En azından 1974'ten beri Ecevit'in liderliğindeki partinin arkasından koştum. Bu da bir emektir. Benim DSP'nin programı ya da ideolojisi arasında bir sorunum yok. Tam tersi, programı ile bugünkü uygulamasını ters buluyorum. Ben de seçimlere girmeden altı ay evvel partiye davet edildim. Üye olduğum gün aynen şunları söyledim: 'Geldiğim yeri unutmam, görüşlerimi söylerim. Önerilerimi, eleştirilerimi yaparım. Kabul görürse mutluluk duyarım, görmezse partiyi terketmem.' DSP Grubu beni 5 dakika alkışladı. Ben aynı yerde duruyorum."
YALAN SÖYLÜYORLAR
Rıdvan Budak, Ecevit'le ilgili olarak şu noktanın altını çiziyor: "Bülent Ecevit'e, yakınları doğru söylemiyor. Bir gün evine gittik, arkadaşlar anlatıyor; 'Efendim, üretici şöyle iyi, böyle iyi.' Yanıbaşımızda yalan söylüyorlar. Gerçekleri yansıtmıyorlar. Bu Ecevit'e iyilik değil ki... Ben ona her gün iyilik yapıyorum."
Deklarasyona imza atmayan tasfiye olur
Rıdvan Budak, Meclis'teki durumu ve sorunları özetlerken de şu görüşlerin altını çiziyor: "Kamuoyu araştırmalarına bakın. Tayyip Erdoğan'ın Ak Parti'si birinci. CHP ikinci parti. Meclis'te bulunan AKP dışında hiçbir partinin barajı aşamayacağı anlaşılıyor. Halkıyla barışık olmayan bir siyasi anlayışın ortaya çıkardığı tablo bu... İşsizlerin, mutsuzların sayısı artmış. Herkes bir gün evvelini arıyor. 'Yarın daha kötü olacak' diye düşünülen bir ülkede, yaptığınız siyasetin doğru olduğunu nasıl söyleyebilirsiniz?
Peki bu tabloyu kim düzeltecek? Amerikalılar mı? Hayır, biz düzelteceğiz. TBMM'de deklarasyona katılanlar için 'Sizi boğacağız' diyorlar. Haydi, hodri meydan. Hiçbirinin gücü yetmez. Halkın durumu bu kadar dibe vurmuşsa bu deklarasyon hem de altında imzalarla birlikte yayınlanacak. Buna imza atanlar siyasette kalacak, atmayanlar tasfiye edilecek. Bunu hep birlikte göreceğiz.
İMZA ATMAYAN GİDER
'Bu halk bizim' diyen milletvekilleri yükselecek. Halkın sesini, vicdanını buraya kadar yansıtanlar, yeni ve içeriği zenginleştirilmiş bir deklarasyona imza atacaklar. Bana hiçkimse 'Bunu yapma' diyemez. Hele parti başkanı, hiç diyemez. Dedikleri zaman onları defterden sileriz. TÜSİAD'ın söylediklerini alın, Işın Çelebi'nin söylediklerini alın, benimkileri alın, işçi sendikalarını alın. Her 10 temel sorun ve çözüm önerisinin dokuzu aynı. Zengini, fakiri aynı şeyi söylerken, milletvekili olarak nasıl duyarsız kalırsınız?
Bu deklarasyonun fikir babalarından biri de benim. Deklarasyonun içinde ekonomik, toplumsal ve siyasal yaşamda olması gerekenler var. Öneri dizisi var. Zamanlaması iyi değildi. Önceden sızdı. Ama bu tekrar yapılacak. Türkiye'nin gidişini kimse seyretmemeli. Siyasi yaşamıma son vermek pahasına farklı partilerdeki arkadaşlarla çalışmayı sürdüreceğiz. Halk bize desteği veriyor. Bizi tasfiye etmeye çalışanların kendisi tasfiye olacaktır."
DİKTATÖR DEĞİLLERDİ
Budak, milletvekillerinin etkisizleştirildiğini iddia ederken şu çarpıcı örnekleri veriyor: "TBMM'de komisyon çalışması yapılır. Milletvekili, şahsi çabası yoksa ne olup bittiğinden haberdar olmaz. Grup yöneticileri gelip 'Şuna oy vereceksiniz' der. Partiler bu kadar anti-demokratik bir yapı içinde. Şunu da görmek lazım. Parti başkanları seçildiklerinde diktatör değil. Bunları biraz da bizim insani malzememiz böyle yaptı."
Budak, deklarasyona burun kıvıranlara da şöyle sesleniyor: Halk sokakta, kahvede hergün hükümete siyasetçilere deklarasyon yayınlıyor. Gıda tüketimi bir ülkede yüzde 20 azalmışsa bir şeyler kötü gidiyor demektir. Bizi duymayabilirler. Ama halk her gün bunu yapıyor ve bu sosyal patlamadır."
Başbakan Taksim'de dolaşamaz
Sistemdeki sıkıntıları aktaran Rıdvan Budak, mevcut tablonun bir an önce değişmesi gerektiğini söyledi. Budak, "Ben Taksim meydanında çok rahat dolaşabiliyorum. Ama Başbakan'ın bu şansı kalmadı. Hükümetin başarılı olmasını, herkesin işi-gücü olmasını ben de isterim. Ama bu sistem sürdüğü müddetçe başarılı olma şansı çok düşük. Sistemi demokratik hale getireceksin. Siyasi partilerin ilçe merkezlerindeki delege sayısı hep 150'nin altındadır. Neden? Çünkü 150'yi geçince delege seçimi yapılıyor. Son seçimde MHP dışında hiçbir parti önseçim yapmadı. Onlar da pişman oldular tabii. Üyeliği bile anlam taşımayan bir adamı milletvekili yapıyor, dediğinizi yapan insanı seçiyorsunuz. Bu sistem değişecek" dedi.
Ülke 15 günde düzelir ama beceremiyorlar...
Budak, sanayi ve istihdamdaki zorlukların birbirine bağlı olduğunun altını çizdi, "Devlet, dışardan ucuza kredi bularak sanayicinin kredi maliyetini azaltmalı" dedi
Rıdvan Budak'ın siyasi yapıya ilişkin sözleri ve çözüm önerileri, aslında ekonomi için de rehber olabilecek nitelikte. Acil olarak alınması gereken önlemler olduğunu, belirtiyor, "Bunları hemen alabilseler, ülkede işler 15 gün içinde düzene girer. Ama beceremiyorlar" diyor.
Türkiye'de insanların bir hedef eksikliği bulunduğundan dem vuran Budak, şöyle söylüyor:
ÜLKENİN HEDEFİ YOK
"Türkiye'de insanların önüne 'Yarın şu kadar zenginleşeceğiz, bunun için şunları yapalım' diye bir hedef koyarsanız, o insanlar koşuyor. Ama şu anda böyle bir hedef yok. İhracatçıya Yeşil Pasaport verilmesine yönelik öneri bu yolda önemli bir adım olacak. Bunun için bir kanun teklifi hazırlıyorum."
ÜÇ KİŞİDEN İKİSİ İŞSİZ
Budak'a göre, sosyal sıkıntıların temelini oluşturan konulardan biri istihdam sorunu. "Şu anda bir ailedeki üç kişiden ikisi işsiz. Sıra üçüncüsünde. Eskiden de krizler olurdu, ama sıra üçüncüye gelmeden diğer iki kişiye iş imkânı yaratılırdı. Şimdi bu yok" diyor Budak. Ancak, bu sıkıntıların aşılması için şu somut önerileri de ortaya koyuyor:
"Bankalarda gerçekten çok sıkıntı var. Bu da sanayicilerin kredi bulmalarını engelliyor. Reel sektör ancak yüzde 17 ile 22 arasında faizle kredi bulabiliyor. Böyle bir kredi maliyetinin kaldırılması mümkün değil. İşte devlet bu noktada devreye girmeli. Devlet nüfuzunu kullanırsa dışardan Libor+2 veya 3 ile kredi bulunabilir.
Ülke olarak 80 katrilyonluk iç borçlanmaya gittik. Bunun çevrilemez olduğunu artık herkes görüyor. Oysa 10 katrilyon lira reel sektöre aktarılsa durum farklı olurdu. Paranın dağıtımı konusunda da sıkıntı olmazdı. Sanayicilerin en büyük meslek kuruluşları; TÜSİAD, TOBB çağrılır, 'Biz sanayiciye şu kadar kredi veriyoruz. Bunların paylaşımını birlikte yapalım. Ancak kredilerin geri dönüşünün sorumluluğunu siz alacaksınız. Eğer geri dönüşümü sağlanamazsa hesabını size sorarız' denilirdi. Bu sistem kesinlikle işler, her şey daha iyi olurdu. "
Vergi ve sigorta primi indirilmeli
Rıdvan Budak, alınması gereken acil önlemler arasında vergiyi de gösteriyor. Vergilerin makul düzeye indirilmesini isteyen Budak, "Tahsilatta da sıkıntılara neden olan vergi oranları mutlaka uygun seviyeye indirilmeli. Sadece vergilerle yetinilmemeli. Sigorta primlerini aşağı çekmek zorundayız. Sadece sigorta primini ödeyemediği için çalışanını işten çıkaran işletmeler var. Bunun önüne geçilmeli" diyor.
ENERJİ FİYATI İNMELİ
Ekonomik canlanma için yatırım imkânı yaratılması gerektiğini de anlatan Rıdvan Budak, sanayicinin fahiş enerji fiyatları nedeniyle kurulu gücünü kullanmakta bile zorluk çektiğini söylüyor. Budak, bu konudaki düşüncelerini şu sözlerle ifade ediyor: "Türkiye'de enerji fiyatları çok yüksek. Bu da üretimin belini büküyor. Enerji fiyatı 7 cent mi? Bunu 5 cente indir. Çünkü senin enerji fiyatların sanayileşmesini tamamlamış Almanya ile aynı fiyattan olursa yatırımcın Bulgaristan'a kaçar, istihdam düşer."
|