  
Savaşta gazetecilik
Bir kez savaş ortamına girildi mi, taraflar ister "demokrasi", ister "diktatörlük" olsun; "haber"e ve gazetecilere karşı tavırları değişmiyor. Bütün tarafların istediği, gazetecinin o tarafın "istediği" şekilde haber yazmasıdır.
Bir Amerikalı, Birinci Dünya Savaşı sırasında şunu söylemişti: "Bir savaş patladığında ilk kurban, her zaman gerçektir."
Savaşan tarafların gazeteciden istedikleri aynıdır. Değişen, "ceza" biçimidir. Kimisi bölgeye sokmaz, bölgeden uzaklaştırır, kimisi işi öldürmeye kadar vardırır.
Çavuşesku örneği...
Her şey "haber"in kontrolü içindir. Vietnam savaşında Amerikan yönetiminin gazeteciler üzerindeki kontrolünü kaybetmesinin, savaşın kaderini belirlediği inancı yaygındır. Savaşın kaderinde; askeri sonuçlar ötesinde, o savaşın insanlar tarafından algılanma biçiminin, kamuoyu tepkisinin belirleyici olduğu başka örnekler de vardır.
Bunların en çarpıcı olanlarından biri, Romanya'da Çavuşesku rejiminin son günlerinde yaşanmıştır. İçeride çatışmalar olmakta, ancak Çavuşesku'yu devirecek güçlü bir hareket yaratılamamaktadır. Etnik gerilimlerin de yaşandığı Temeşvar'dan gelen bir fotoğraf, bütün dengeyi değiştirir. Fotoğrafta rejimin görevlilerince öldürüldüğü söylenen insanların cesetleri görülmektedir. Bu "vahşet" fotoğrafı tepkileri büyütür, olayları hızlandırır, gelişmeleri uzaktan izleyen kitleler de olaylara katılır.
Tek bir kare yalan...
Bir süre sonra ortaya çıkar ki, o ceset yığını vahşet kurbanlarına ait değildir; "birileri", bir hastane morgunda bulunan, çeşitli nedenlerle ölmüş insanların cesetlerini dışarı çıkarıp bir alana dizmiş, oraya götürülen gazeteciler de bu "vahşet"in tanıkları olarak yalanı bütün dünyaya yaymışlardır. Bu arada, daha çok bir Doğu Alman haber ajansının yaydığı, olaylardaki ölü sayısını 70 bine çıkaran haberler de genel kabul görmüştür. Oysa bütün olaylarda gerçek ölü sayısı 700'ün altındadır.
Ama "savaş" alınmıştır! Ayaklanmanın deviremediği rejimi bir kare fotoğraf devirmiştir...
Gerçek, savaşta kaybolur
1980'de İran-Irak savaşı başladığında bütün gazeteciler Bağdat'ta bir tek otelde tutuluyor, "güvenlik" nedeniyle dışarı çıkartılmıyordu. Arada bir İran bombalarının öldürdüğü veya yaraladığı siviller gösteriliyordu. Teleksle yazı göndermek serbestti, ama Iraklı yetkililer bütün haberleşmeyi izliyor, anında müdahale ediyor, "söz dinlemeyen" gazeteciyi hemen sınırdışı ediyordu. İki habere izin vardı: Irak ordularının başarıları ve İran'ın sivil hedefleri bombaladığı...
İngiltere 1982'de Falkland savaşını başlattığında, çıkarmayı izlemeleri için sadece "seçilmiş" gazetecilere izin verildi, bu savaşı ve hükümeti destekleyen gazeteciler dışında hiçbir gazetecinin çalışmasına izin verilmedi.
1999'da Kosova olayları başladığında, bu küçük ülkede olan biten hakkında tek bilgi kaynağı, Makedonya sınırına yığılmış binlerce Kosovalı göçmendi. NATO kuvvetleri Sırbistan'ı bombaladığı sürece bütün dünya televizyonları "tek elden" dağıtılan görüntüleri yayınladılar. Belgrad televizyonunun yayınladığı görüntülere ise, kimse "itibar" etmedi.
Savaş başladığı anda "gerçek" yok oluyor, ama bir süre sonra mutlaka tekrar ortaya çıkıyor.
|