kapat
01.10.2001
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi

www.ekdilamerica.com
Dünyadan
Spor
banner
Magazin
Kampüs
Astroloji

Para Durumu
Hava Durumu

Bizim City
Sizinkiler

GREENCARD
Sarı Sayfalar
İstanbul

Cumartesi Eki
Pazar Eki

Künye
E-Posta
Reklam
Arşiv

A T V

Win-Türkçe
ASCII

 
RUHAT MENGİ(rmengi@sabah.com.tr )

Bize konuşmayan STK lâzım!

TÜSİAD Başkanı'nın "Türkiye'deki mevcut yönetimin zafiyeti, Seçim ve Partiler kanunları değişikliklerinin en kısa zamanda çıkarılma zorunluluğu ve bunlar yapılıp kriz dönemi atlatıldıktan sonra da seçime gidilmesi gerektiği" ile ilgili son konuşmasına medyadan kızanlar var.

TÜSİAD'ın önemli işadamları tarafından oluşturulduğunu ve giderek ülkeyi yönetmeye merak sardıklarını söylüyorlar. Peki bunu söyleyenler ne kadar haklı?

Hepimiz sık sık yazılarımızda sivil toplum kuruluşlarının sessiz kaldığını, bu nedenle basının neredeyse haber verme, bilgilendirme ve yorum görevlerinin yanında ikinci bir Meclis gibi olayları yönlendirme, yapılan hatalara itiraz etme, (bıraksalar 'yasama' görevini de iyi yaparız ya!) görevini üstlendiğini söyleyip duruyoruz. Gerçekten de özellikle son bir yıl içinde TÜSİAD'dan başka bir sivil toplum kuruluşu ülkenin geleceğini etkileyecek hiçbir karar ve olay hakkında yorum yapmıyor. Seslerini kesmiş, köşelerine çekilmiş oturuyorlar.

Geçenlerde Adana'dan beni arayarak yazılarım konusunda kutlayan, teşekkür eden doktor okurlarımıza "İyi ama teşekkür etmekle kalmayın, siz de kendi çapınızda örgütlenin. Hiç değilse şehir olarak neye itirazınız varsa sesinizi duyurun dedim. Halkın sesini, isteklerini duyalım. Sivil toplum kuruluşları konuşmazsa toplum kesimlerinin tepkisini basından başka kim duyuracak?

En önemli eksiğimiz ve şikâyetimiz bu iken TÜSİAD'a, Türkiye'nin vergi gelirinin yarısını sağlayan en büyük kitle örgütüne, görüş bildirdi 'Yeter artık, yönetemeyecek olanlar, kendini idare etmekten aciz olup ülke yönetimine soyunanlar (veya ölene kadar oraya çakılıp kalmaya kararlı olanlar.. Bu benim ilâvem) çekilsin' dedi diye kızmak haksızlık değil mi?

TÜSİAD konuşmakla iyi yapıyor. Diğer toplum kuruluşları da onları örnek almalı. Medya'nın tenkide, yoruma ne kadar hakkı varsa STK'nın da en az onlar kadar hakkı var.

Neden yalnız iş dünyası?
TÜSİAD üyesi ve Koç Grubu eski yöneticilerinden, işadamı İnan Kıraç ile bir zamanlar YDH'yı kurarak siyasete girme teşebbüsü yapan ve ne yazık ki bu girişimde yeterince ısrarcı olmadan çekilen Cem Boyner'in iş dünyasına yaptıkları seferberlik çağrısı da aynı endişe ve paniği içeriyor "Ülke iyi yönetilmiyor, işadamları ve çocukları siyasete girmek ve askerlik görevi yapar gibi 'çalışan bir siyasi sistem' kurulmasına katkıda bulunmak zorundalar."

Sonuçta İnan Kıraç ve Cem Boyner'in söyledikleri TÜSİAD Başkanı Tuncay Özilhan'ın sözleriyle sıkı sıkıya bağlantılı.. Çünkü eğer Seçim ve Partiler Yasaları bir an önce değiştirilmezse onların Meclis'e girmeleri bir hayal olarak kalır. Cem Boyner gibi değerli bir ismin girişimi nasıl kaldıysa, öyle..

İşadamları ayrı bir parti kuracak değiller, (bunun kısa sürede çok zor olduğu daha önce görüldü), ancak mevcut partilere girerek veya lider tarafından davet edilerek siyasete atılacaklar. Ve inanın bana ne o imparator liderler, ne de etraflarını sarmış bulunan teb'aları akıllı, başarılı, dinamik ve bir "karşılaştırma imkânı" doğuracak işadamlarını o partide barındırmak ister. Kemal Derviş geldiğinde nasıl bir siyasi tepkiyle karşılaştı hatırlayın. Bu tepki ve korku halâ da sürüyor. Cem Boyner de kısa bir süre için aynı korkuyu vermişti. Zira onda da "lider" özelliği vardı. Liderler, bırakın bu tür adayları partiye Ğçok gönüllü olarak- almayı, partidekileri nasıl ekarte edeceklerini bilemezler. (Bakınız; İlhan Kesici, İmren Aykut gibi isimler)

Bu yasalar durdukça, lider delegeyi, sonra delege lideri, sonra da lider milletvekilini seçtiği sürece ülkeye yararı dokunacak doğru isimler siyasete giremez. Ancak yolsuzluklara susan veya kendisi de yolsuzluğa müsait olan ya da hiçbir yararlı özelliği olmayan, dangul dungul isimler kolayca girer. Onun için TÜSİAD vurgularında haklıdır.

Aa.. Unutmadan.. İnan Kıraç sadece "İşadamları ve çocuklarının siyasete girmesi" üzerinde durmuş. Doğru bir seçimle hazırlanacak doğru bir Meclis'e her kesimden başarılı insanlar koşarak girer. Neden sadece işadamları olsun? Mimarı da, mühendisi de, öğretim üyesi, doktoru da girer.

Yeter ki şu yasalar değişsin!

Yargıtay Başkanı'ndan cevap
Cuma sabahı "Sami Selçuk soru işareti" başlıklı yazımı okur okumaz aradı Yargıtay Başkanı.. Yazılarımı zevkle okuduğunu ve görüşüne değer verdiği yazarlardan biri olduğum için açıklama gereği duyduğunu söyledikten sonra basında bazı muhabirlerin sözlerini yanlış yorumladığını ve bu yanlış anlamaların kendisini zor durumda bıraktığını belirtti.

Önce Sayın Yargıtay Başkanı'na takdir ve açıklaması için bir kez daha teşekkür ediyorum. Daha önce de konuşmaları hakkındaki yorumlarımı dikkatle okumuş. Kendisinin üç yıldır aynı şeyleri söylemekte olduğunu, düşüncelerinde hiçbir değişiklik olmadığını, yasalarda demokratikleşme ve Avrupa Birliği'ne uyum için gerekli değişikliklerin toplumun tüm kesimlerinin temsil edildiği bir Meclis'te çıkarılmasının önemine değindiğini anlattı.

Ve "Benim tek ölçüm var, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin ölçüleri.." dedi..

Başkan Sami Selçuk CHP ve Liberal Parti gibi %10 sınırının altında kaldığı için TBMM'de temsil edilmeyen partilerin bulunmadığı bir ortamda Anayasa değişikliği yapılmasının ilerde sorun yaratacağı konusunda haklı..

Ama ben de kendime göre iki yönden haklıyım. Yargıtay Başkanı veya onun gibi çok önemli konumdaki kimseler her muhabirin doğru anlayacağı açıklıkta konuşmalıdır. Bu tür yanlış anlaşılmalar da sorunlara neden oluyor. Örneğin "Bu Meclis Anayasa'yı değiştiremez" sözü yanlış anlaşıldığında, alelacele "Bak nasıl değiştiririz" durumu yaratabiliyor. Arkadan gelen "Ben öyle demek istemedim" açıklaması ise geç kalmış bir açıklama oluyor.

İkinci nedenim ise geçen yazılarımda belirttiğim gibi, dünyayı sarsan "din bahanesiyle terör" tehlikesinden dolayı Amerika ve Avrupa'da yasa ve uygulamalarda çok daha sıkı çözümlere gidilirken bizim Anayasa değişikliğinin birkaç maddesiyle kaosa (ve arkasından gelebilecek ordu müdahalelerine) ortam hazırlanıyor olması..

Cuma günkü yazılarımda söz ettiğim birkaç madde, ilerde Türkiye'nin başına "Meclis'te temsil edilmeyen partiler"den çok daha ciddi sorunlar açabilir. Önce buna izin verip sonra dövünmek yerine çok iyi düşünmek gerekiyordu.

Bu arada Yargıtay Başkanı Sami Selçuk'a birkaç kez duyduğum bir konuyu, Fethullah Hoca'nın toplantılarına, vaazlarına katılıp katılmadığını sordum. Abant Toplantısı'na katıldığını, başka bir toplantıya katılmadığını söyledi..

Merak eden okurlarıma iletmiş olayım!

www.superbahis.com


www.sigortam.net

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır