1970'li yılların sonlarına doğru Financial Times'a bir yazı yazmak için İskenderun Demir Çelik tesislerine gittim.
Kimin kimi neden öldürdüğü, öldürenlerin kimin adına çalıştığı, ne talep ettiği, ne için savaşıldığı bilinmeyen terör ve korku yılları idi.
Geceleyin Ankara'da bile hava karardıktan kısa bir süre sonra el ayak ortalıktan çekiliyordu.
Türkiye 70 sente muhtaç değildi daha ama, olmaya doğru hızla yol alıyordu.
Süleyman Demirel, Necmettin Erbakan ve Alparslan Türkeş'le birlikte iktidardaydı. Meydana getirdikleri Milliyetçi Cephe, (esasında ne milliyetçi, ne de cephe idi) çok kötü hükümetler görmüş Türkiye'nin herhalde gördüğü en kötü hükümetti.
İskenderun'a gitmeden önce ünlü bir Japon şirketinde çalışan bir arkadaşımdan Türkiye'nin demir çelikte ton başına en çok işçi çalıştıran ülke olduğunu öğrenmiştim. İSDEMİR gerçekten karınca gibi işçi kaynıyordu. Yedi yüz işçinin çalıştırılabileceği tesiste 7 bin kişi istihdam ediliyordu.
"Her hükümet değiştiğinde (siyasiler) bana bin işçi daha al diyorlar" dedi fabrika müdürü: "Geçen gün gene aradılar 'işçi al' diye. 'Eğer daha çok alırsam makineleri fabrika dışına taşımaya başlamam gerekecek çünkü içeride işçinin dolaşacağı yer kalmadı' dedim."
Çekmecesini çekip, içinden bir tabanca çıkardı ve masanın üzerine koydu. "Bir de durmadan tehdit alıyorum," dedi. "Dünyanın tabanca ile dolaşan tek demir çelik fabrika müdürü herhalde benim."
Kamu kuruluşlarında çok insan çalıştırıldığı konusu ne zaman açılsa, demagogların sorusu hazırdır. "Millet açlıktan ölsün mü?"
Cevap: Eğer bir fabrikaya ekonominin değil politikanın kuralları hakim olursa, o bahsettiğiniz milleti açlıktan ölmekten kurtaramazsınız. Sadece ölümü geciktirebilirsiniz.
O yıllarda Türkiye'nin tamamının bir İSDEMİR olduğunun pek farkında değildik.
Türkiye de, ekonomisine ekonominin değil politikanın kuralları egemen olduğu için, yavaş yavaş batıyordu.
Kısa bir süre önce hükümet atılamayan, satılamayan ve kapatılamayan İSDEMİR'i Ereğli Demir Çelik şirketine monte etmeye karar verdi. Ekonomik değil siyasi bir kararla -çünkü bu birleşmenin hiçbir ekonomik mantığı yoktu.
1995'te bir liraya işçilerine ve mahalli tüccarlara satılan Karabük Demir Çelik işletmeleri (KARDEMİR) de mali güçlük içerisine düştü. Hükümet büyük bir olasılıkla onu da Ereğli'ye bağlayacak.
Yıllarca önce Japonlar, kapatıldıktan sonra çalışanlarına ölünceye kadar maaş ödenmesinin, KARDEMİR'in çalıştırılmasından daha ekonomik olduğunu söylemişlerdi.
Hasta aynı. Doktor aynı. Tedavi aynı. Cenaze de aynı cenaze olacak.