Evet kriz sürüyor. Ama hayatta hiçbir şey daima kötü gitmez.
Bu gidişat, yerini mutlaka canlılığa ve üretime bırakacak...
Fakat birşeyler de yapmak lazım.
Bireylere düşen görev, daha cesur olmak.
Ülkeye, topluma ve kendine güven duymak...
Ankara'ya düşen görev ise bireyleri cesaretlendirecek somut adımlar atmak...
Türkiye'nin yiyecek ekmeği, suyu, çayı, şekeri, pirinci, bulguru, makarnası var.
Yağı, peyniri, zeytini de var...
Biraz daha darlık içinde kalsak da, bu vartayı çok daha kolay atlatabiliriz.
Buna karşılık, korku ve panik işimizi zorlaştırmaktan başka işe yaramaz.
O halde, Ankara bizi cesaretlendirmeye mecbur!
Ama nasıl?
Benim aklıma iki şey geliyor:
Birincisi şu:
Yürürlükteki vergi sistemi kökünden değiştirilsin.
Büyük bir "mali af" ile yeni bir vergi sistemi koyulsun.
Öyle bir af ki...
Vatandaşın, devlete olan bütün vergi borçları, bir defada tümden silinecek...
Vatandaş, şöyle bir oh çeksin, önce...
Akabinde, tek vergi sistemine geçilsin.
Herkes tek çeşit vergi ödesin ve bunun oranı da yüzde 10'ları geçmesin...
Bu konuyu anlatmaktan Besim Tibuk'un dilinde tüy bitti, kendisine tamemen katılıyorum.
Herşeyden önce de şu KDV soygununa kesin bir son verilmeli...
Diyeceksiniz ki, devlet yeterli vergiyi toplayamazsa, yatırım nasıl yapar, borçlarını nasıl öder?
Yatırım falan zaten yaptığı yok.
Borçları da alırken düşünseydi.
Bize mi sordular, Batı'dan milyarlarca doları alırken?..
Bu borçları, daha uzun vadeye mi yayarlar, yoksa başka formüller mi geliştirirler, orası yönetenlerin bileeceği iş...
Benim bildiğim şu:
Bu millet, devlete güven duymadıkça, bu krizler bitmeyecek!
Şu vaziyette de devlete hayatta güven duymayacak!
İkinci adım da şu:
Devlet hızla küçülmeli...
Bakınız, Ankara'da 38 bakanlık var.
Peki ne ne işe yarıyor, söyleyin?
Müsteşarları, danışmanları, binlerce personeli ve genel müdürleri ile şu iflahımızı kesen krizi seyretmiyorlar mı?
Kriz seyretmek için bakanlık yapılır mı?
Bakanlık sayısı 10'a hatta, 5'e indirilebilir.
Hemen ardından da, devletin elindeki geniş olanakların, lojmanlar, telefonlar, daireler, makam otoları vesairenin, "topluma devri" gerçekleştirilebilir.
Hem de büyük bir hızla...
Tıpkı ihtilal yapar gibi!..
Vatandaş ancak böyle bir devlete güven duyacak ve cesareti artacaktır.
Cesareti artınca da, alışveriş başlayacak ve piyasalara canlılık ve güven gelecektir.
Bence ekonomik ihtilalin yolu buradan geçiyor.
Verginin ve devletin sınırları daralacak...
Bireysel atılımım ve serbest piyasanın sınırları genişleyecek...
Sıkıştığımız nokta burası değilse, neresi?
Hergün gazeteleri dolduran ekonomi yazarlarının yavelerinden sıkıldım, bıktım artık!