Dün açıklanan Temmuz ayına ait dış ticaret verileri soğuk duş etkisi yarattı. İhracat bu ayda yüzde 1.3 geriledi. Geçmiş aylardaki artıştan dolayı Ocak-Temmuz döneminde yüzde 9.2 büyüyen ihracatın yaz ortasında duraklamasının en önemli nedeni olarak döviz kurlarındaki büyük oynaklık gösteriliyor. Temmuz'da kur belirsizliğinden dolayı sanayi üretimi de yüzde 12.2 gerilemişti.
Uygulanmakta olan programın dayandığı ihracat ve turizm atılımının dünya krizi ile vurgun yemesi bekleniyordu. Ancak ihracat atılımının bundan da önce kur oynaklığına kurban gitmesi bir hayli düşündürücü. Demekki döviz kurunda istikrarı yakalayacak mekanizmaları oluşturmak zorundayız. Kura istikrar kazandırmadıktan sonra ekonomide hiç bir şey yapamayacağız. Ne sanayi üretimi ne de ihracat artışı gerçekleştirebileceğiz.
Bunun da ekonomi yönetimi tarafından kabullenildiğini sanıyoruz. En azından ilgili bakanın yaptığı açıklamalar bu yönde.
* Tercih zorunluluğu- Yine 2002'de ne yapıp edip iç borçları nasıl çevireceğimizi ortaya koymamız ve bunu iyi anlatmamız gerekiyor.
Bu yetmiyor, bir de ekonomiyi canlandıracak, harekete geçirecek bir olay yaratmamız lazım. Yoksa bu yıl yüzde 10 dolayında daralacak bir ekonominin dünya krizinin de etkisiyle 2002'de büyümeye geçmesini beklemek fazla iyimserlik olacak.
Bir yandan borçları çevirme, diğer yandan ekonomiyi canlandırma gereği var. Ekonomiyi bir canlandırabilirsek borçları daha kolay çevirebileceğiz. Ancak iç borçların sürdürülebilirliği için belli bir faiz dışı fazlanın verilmesi gerekiyor. Bu da kamunun kemer sıkması anlamına geliyor. O zaman ortada ekonomiyi canlandıracak aktör kalmıyor.
* Paraya olan ihtiyaç- Faiz dışı fazla, enflasyon ve büyüme hedefleri bugünlerde belirlenmiş ve Türkiye'nin 2002 senaryosu çizilmiş olacak. Mali sektör daraldığı ve ekonomi küçüldüğü için dün yayınladığımız rakamlar da ortaya koyuyor ki, bu borçlar bu havuzda zor dönecek. Bunun için bizim paraya ihtiyacımız var. Bu ister dışarıdan sağlanan borç olsun isterse içeride monetizasyon şeklinde olsun, gerekli. Eğer IMF ve dış dünya ekstra yeni para verecekse, hedefler ekonomiyi boğmayacak ve canlandıracak düzeyde belirlenmeli. Mevcut sıkıntıların üzerine bir de enflasyonu düşürme yükü eklenmemeli. Bu durumda 2002'yi geçeriz.
Dış dünya para vermeyecekse bizim ya monetizasyon ya da konsolidasyon gibi sevimsiz seçeneklerle karşı karşıya kalmamız soz konusu olabilecek.
* 2002 beklenmesin- Ama ne olacak veya ne olmayacaksa bir an önce belli olsun. Banka reformu mu, tarım reformu mu, yatırım ortamının iyileştirilmesi mi, devlet ihale yasasının çıkartılması mı, kamu mali sisteminde reform mu, sosyal güvenlik reformunun tamamlanması mı, kurların istikrar içinde seyredeceği mi, bunların kararı verildiyse bir an önce yürürlüğe konulsun. IMF ve dış dünya para verecek mi vermeyecek mi, uygulanmakta olan program devam edecek mi etmeyecek mi, konsolidasyona mı yoksa monetizasyona mı gideceğiz? Gelecek yıl için verilecek kararlar 2002'yi beklemesin. Çünkü 2001'i kaybettik. Belirsizliklerle eğer yeni yıla adım atarsak onu da büyüme açısından kaybedeceğiz. Daha da önemlisi önlem almakta çok geç kalacağız. Bu durumda konsolidasyon veya monitizasyon bile ekonomiyi kurtaramayacak.
* Sonuç- "Tabuta girdikten sonra pencere aranmaz" Türk Atasözü