Bir bilen Amerikalı dostumuza sorduk: "Türkiye'de başkanlık sistemi yok. Yani icranın başı Başbakan. Bu durumda Başkan Bush, neden Başbakan Ecevit yerine, Cumhurbaşkanı Sezer'i arıyor. Bu yanlış değil mi?"
Şu cevabı aldık:
"Cumhurbaşkanı Sezer Milli Güvenlik Kurulum'uzun Başkanı. Ayrıca, bütün Türkiye'yi temsil ediyor. Bu yüzden onu aramıştır. Yakında yine arayacak. Bunun arkasında başka bir şey aramayın."
Bir bilen bunu söyledi ama, bizim kuşkumuz devam ediyor. Nedeni ise şu:
Geçenlerde, yani Bush-Sezer görüşmesinin hemen öncesi, yine bizim Beltway ekibi ile konuşuyorduk. Bir ara konu Irak'a geldi. Şunu öğrendik: "ABD yönetimi, Türkiye'nin Irak konusundaki tutumunda belirsizlikler görüyor.."
Bu açıklama dikkatimizi çekmişti. Dün biraz daha kurcaladık. Bakın neler duyduk:
"Afganistan konusunda, ABD için pilot ülke Rusya. Bu açık seçik ortada. Yani Türkiye, Rusya kadar önemli değil. Muhtemelen dört ile altı hafta sonra, iş gelip Irak'a dayanınca, Türkiye pilot ülke olacak. O zaman Türkiye ne yapacak? Dışişleri Bakanı'nın terörün coğrafyası olmadığını söyledi. Genel Kurmay 2. Başkanının Orgeneral Büyükanıt, Türk ordusunun hazır olduğundan söz etti. Ama acaba Başbakanımız Ecevit ne düşünüyor? ABD yönetimi bundan emin değil. Türkiye bu işteki esas sınavını Irak söz konusu olunca verecek. İnşallah intihar etmezsiniz.."
Son derece ilginç yorumlar bunlar..
Ecevit'in, Körfez Savaşı'nın hemen öncesi Irak lideri Saddam'a olan yaklaşımı ardından son terör olayına karşı oluşacak koalisyona, ikide bir kalkıp "Aman Irak konusu" demesi, anlaşılıyor ki, Washington'da kafaları karıştırmış..
"Ecevit'in, Saddam konusundaki duyarlılığını anlamıyorlar" cümlesi, belki, Washington'un durumunu en iyi anlatan cümle.
İşte yaptığımız konuşmadan birkaç başka cümle:
"Türkiye çok kritik bir dönemde. Umarız Ecevit duygusal davranmaz. Yani konu Irak'a gelince işi yokuşa sürerse, bundan çok, ama çok zararlı çıkar Türkiye.."
Doğru...
Ecevit'in, Türkiye'yi dünyada tek başına bırakacak, ekonomik ve siyasi bütün kanallarını kapatacak böylesine korkunç bir hatayı yapacağına, inanmıyoruz. Her ne kadar, başbakan iken Türikye'nin AB üyeliğini engellediyse, o yolu kapattıysa, Türkiye'nin 1980 darbesini yaşamasına neden olduysa da, artık bunca deneyimden sonra, Türkiye için yeni bir felaket olacak böylesine korkunç hatayı yapmaz, diye düşünüyoruz..
Bunları düşünürken aklımıza geldi; 1970'li yılların başında hem Milliyet Gazetesi'nde çalışıyor, hem de CHP İstanbul İl Gençlik Kolu Yönetim Kurulu üyeliği yapıyordu. Bizim kurulda herkes Ecevit yanlısı idi. Ve İsmet Paşa'yı tutan, dönemin İstanbul İl Başkanı Sohtorik'i devirmek için çok çalışmıştık. İstanbul kongresini kazandıktan bir süre sonra, İsmet Paşa bizleri, Heybeliada'daki evine davet etti. Hemen kalkıp gittik. O, üç kişilik bir koltukta oturuyor, bizler de karşısında ayakta duruyorduk. İsmet Paşa Mevhide Hanım'a bizlere lokum ikram etmesini söylemişti. Sonra bir ara bana bakıp "sen gazetecisin değil mi?" diye sorduktan sonra, elimden tutup yanına oturtmuştu. Bizlere çeşitli sorular sorup cevaplarını dinledikten sonra, hiçbirimizin, hiçbir zaman unutamayacağı şu sözleri söyledi:
"Siz bugün, Ecevit'e seçimi kazandırdınız. Ama birgün ne kadar büyük bir hata ettiğinizi anlayacaksınız.."
Nereden aklıma geldi şimdi bunlar.. Geçmişte ve bugün yaşadıklarımıza baktıkça, keşke İsmet Paşa haksız çıksaydı diye düşünüyorum. Keşke... Ama bu kez haksız çıkmasını gerçekten diliyorum...