Şimdi diyelim cebinizde paranız yok.. Hiçbir emek sarfetmeden ve hiçbir riske girmeden, şıpın işi para kazanmak istiyorsunuz.. İşte size yol.
Sokağa çıkın.. Bulvar kahveleri olan bir sokak, cadde seçin.. Kapalı da olur da, şimdi yaz.. Havadar yapın işinizi..
Buralara gelen kadınlar genelde çantalarını sandalyelerinin arkasına, yani görüş açılarının dışına asarlar. Gözünüze bir tanesini kestirin. Çantayı alın ve yürüyün. Kadın farkına varmazsa, içindeki herşey sizin.. Para, cep telefonu, kredi kartları.. Makyaj falan eşyaları, ne varsa..
Yakalanırsanız.. Mesele yok. Polis gelir, sizi karakola götürür, çay ısmarlar ve serbest bırakır..
Tıpkı, aynen, harfi harfine böyle..
Türkiye'de durum aynen böyle..
Öyle aptalca, öyle ahmakça, öyle gerzek yasalar çıkarmışlar ki, bütün taşları bağlamış, bütün köpekleri salmışlar..
Pazartesi günü, Maslak Migros'ta Burger King'de bir kadının çantası uçtu.. Gitti gider..
Ertesi gün, Teşvikiye'de Mavi diye bir kafede, tam bir meydanın kenarı, oturuyoruz. Bir hareketlenme.. Bir kadın çığlığı.. "Çantam.."
Döndüm, bizim Sabah'tan bir arkadaş.. Erken farkedip çığlığı basınca, çantayı kapan kız, bırakmış yere kaçıyor.. Yoldan geçen vatandaşlar "Hırsız.. Tut..Yakala" seslerini duyunca tuttular kızı.. Göbeğin tam ortasında bir polis arabası var.. Olay yerinden 10 metre ötede.. Duruma bakın.. Pervasızlığa bakın.. Kızı polise teslim ettiler.. Gittim.. Polis, kapkaççı kızı teselli ediyor.. İnanın, abartıyorsam, bir daha yazmak kısmet olmasın.. "Korkma.. Heyecanlanma.. Birşeycikler yok.. Birşeycikler olmaz.."
Kız domuz gibi bir suratla orda duruyor..
Karakola götürmüşler.. Polis "Aslında karakola dahi götürme hakkım yok. Savcı olsa, burda serbest bırakır" diyor.. "Bunların hepsinin avukatı var, karakolda biraz tutun, hemen başınıza çöker ve sizi dava ederler.. Yasa onlardan yana" diyor..
İşin sonunu araştırdım. Bana kalırsa rahatlıkla evlenme çağındaki kız, karakolda 9 yaşında olduğunu gösteren bir nüfus kağıdı gösterince bırakılmış.. Nereye.. İş yerine.. Gene Mavi kafeye..
Şef garson "Dün de bir çanta gitti.. Zaten hergün gidiyor" dedi..
Böyle rezil, böyle iğrenç yasalar olursa niye olmasın..
Çantayı götürürsen içindekiler senin. Götüremezsen, karakolda çay ısmarlayıp uğurlarlar..
Şimdi bu, bir takım anne ve babalara "Hıyarlığı bırakın. Çocuklarınıza hırsızlık öğretin. Risksiz, tehlikesiz, emeksiz para kazanmayı öğrensinler. Kazandıklarını size getirsinler, afiyetle yiyin.. Çocuklarınıza hırsızlık öğretirseniz sizin de, çalışma, iş arama derdiniz kalmaz" demek değil de nedir, söyler misiniz?..
Bu yasaları çıkarmak ve böyle uygulamak, çocukları hırsızlığa teşvikin dik alası değilse nedir, peki?..
Bir devlet, vatandaşının malına karşı bu kadar aldırışsız, bir devlet çocuklarına karşı bu kadar acımasız olur mu?..
Bu yaşta sokakta çalmayı öğrenen ve alışan çoçuk büyüyünce ne olur?..
Tabii sadece devlet değil.. Bu ülkenin medyası da Allahlık.. CMUK, MMUK diye böyle yasalar çıkarken, olacakların farkına varmayan medya..
Tüm yasalar, hırsız çocukların yanında iken, polisin tek silahı yakaladığına iki tokat atmak.. Ona da medyam kıyametleri koparıyor.. Hortumcu Süleyman, insan hakları, cart curt.. Böyle olunca, benim polisim hırsızlık yaparken yakalanan çocuğu teselli ediyor ki, polisten de korkmasın. Polis arabasına 10 metreden çanta götürsün. Polis onun garantisi.. Polisin olmadığı yerde yakalanırsa, tartaklanır, dayak yiyebilir. Polis varsa, kılına dokunulmaz, bir saat sonra serbest kalır.
Polisi kimin yanına koymuş, yasalar iyi bakın.. Ve de medyam, polisi nasıl çökertmiş..
Yahu bu ülkede insan deyince akla sadece hırsız çocuklar, kapkaççılar, mafya babaları ve suçlular mı geliyor?.. Suçsuz insanların hiç mi hakkı yok?..
Söyler misiniz, Adalet ve İçişleri Bakanlarım.. Söyler misiniz, benim entel, gentel (Geri zekalı) ve sentel (Safoş) köşe yazarlarım?.
Söyler misiniz, mücadelenin yolu nedir ve siz bu mücadelenin zirvesindeki adamlar olarak ne yaptınız bugüne dek ve ne yapmayı düşünüyorsunuz?..
Böyle bir rezillik dünyanın başka yerinde var mı?..
Çal, kaç.. Kaçarsan senin.. Kaçamazsan üzülme.. Bir saat sonra yeniden dene?..
Böyle bir, hak, hukuk, insanlık, toplum düzeni olur mu, beyler, olur mu ağalar, olur mu paşalar?..
Ne işe yararsınız siz, çaresiz seyretmekten başka..
Yuh olsun.. Yazıklar olsun!.. Topunuza!..
Kimse kızmasın, gücenmesin! Okunacak bir şeyler aradığımda, elime geçen kitapların üzerinde bir Türk'ün adı varsa, bilirim ki, okuduğumda yüzde 75 hayal kırıklığına uğrayacağım!
Yani, ya sıkıntıdan patlayacağım ya da...
Evet, daha da kötüsü.. Ya da yabancılardan kaşı gözü değiştirilerek adapte edilmiş bir eserle karşılaşacağım!
Zaman zaman en ünlü yazar- çizer takımımızın eserlerinde bile aynı hayal kırıklıklarını yaşadım!
Epsilon yayınları (0212 252 38 21)'nın çıkardığı "Çapraz Ateş" adlı polisiye eserin yazarının Yıldırım Üçtuğ olduğunu görünce dudak büküp kütaphanemin rafına koydum.
Epey bekledi. Sonra bir sabah, şöyle bir göz atayım dedim.
Bugüne kadar Server Bedii'nin (Peyami Safa) Cingöz Recai serisi dışında Türk yazarların polisiye kitaplarını hemen hemen okumamıştım!
Gençliğimde Ankara'da çıkan bir gazeteye iki tane polisiye yazacak kadar bu işe meraklı olduğumu da ilave edeyim!
"Şöyle bir göz atayım" dediğim kitap, birdenbire beni sarıverdi!
"Kim bu Yıldırım Üçtuğ" diye merak edip, baktım, 45 yaşında bir profesör: Elektrik- Elektronik Mühendisliği bölüm başkan yardımcılığı, dekan yardımcılığı, rektör danışmanlığı yapmış: Şimdi de ODTÜ Mühendislik Fakültesi Dekanı!.
Üniversite öğretim görevlilerinden kurulu bir dost grubunun etrafında gelişen olaylar ve işlenen iki cinayet, bir emekli polis şefin Şerlok Holmes'liğe soyunmasıyla çözülüyor!
Üniversite içindeki çekişmeleri, ihtirasları fon olarak kullanan Üçtuğ rahat okunacak bir amatör polisiye roman yazmış!
Olayların gelişmesi, kahramanların tanıtılması, düğümün "İskender'in kılıcına ihtiyaç duyacak kadar karmaşık hale geldikten sonra" yavaş yavaş çözülmesi okuyucuyu kitaba bağlıyor!.
Bir bilim adamının hevesli denemesi olmaktan çok öte bir roman bu.. Hocam bir iki kitap daha yazarsa, tam profesyonel polis romanları yazarı olacak gibi..
Temennim, genç hocamızın devam etmesi.. İkinci kitabını merakla bekleyeceğim!
(Öcal Uluç okudu ve değerlendirdi.)