kapat
27.09.2001
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi

www.ekdilamerica.com
Dünyadan
Spor
banner
Magazin
Kampüs
Astroloji

Para Durumu
Hava Durumu

Bizim City
Sizinkiler

GREENCARD
Sarı Sayfalar
İstanbul

Cumartesi Eki
Pazar Eki

Künye
E-Posta
Reklam
Arşiv

A T V

Win-Türkçe
ASCII

 
İLKER SARIER(isarier@sabah.com.tr )

Yargı, yürütme ve usulsüzlükler

Medyada, Mehmet Ali Erbil'in kayınvalidesinden çok daha basit ve küçük bir haber olarak algılanmış olsa da, bence son derece önemli bir tartışma sürüyor, başkent Ankara'da...

Kemal Derviş ile Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, bir "usulsüzlük" konusuna farklı yaklaşıyorlar.

Devlet Denetleme Kurulu'nun başsavcılığa gönderdiği bir dosyada, Ziraat Bankası'nın 97 yılında bir şirketi kredilendirmesinde "usulsüzlük" bulunduğu iddia ediliyor.

Kemal Derviş, bu dosyaya, bankacılık sektörünün işleyiş kuralları ve çalışma doğası bakımından "esnek" yaklaşmak gerektiğini savunuyor ve diyor ki:

"Söz konusu olayda, kredi için değişik banka yöneticileri imza kullanmışlardır, bunlar arasında bir kasıt birliğinden söz edilemez."

Kasıt oluşmayınca da, suç oluşmaz.

Savcılık ise, "usulsüzlük varsa vardır" diyor.

Danıştay'a itirazda bulunuyor.

Bu tartışma noktası, içinde bulunduğumuz geçiş döneminde hayli önem kazandı.

Yürütme ile yargı'nın, "hukuk" karşısındaki esneme yeteneği elbette farklı olabilir.

Çünkü, yürütme erki, bir karar oluştururken, toplumun ekonomik ve politik durumunu büyük bir haritada sürekli göz önünde bulundurmak mecburiyetinde iken...

Yargı erki, önüne gelen vakanın, yasa hükümlerince "suç" olup olmadığına bakacaktır.

Bu anlamda biz, her savcıdan, her meselede, ülkenin genel menfaatlerini gözetmesini beklemek zorunda değiliz.

Kaldı ki, kaynanasını balkondan iten adamın yargılanmasının, ülkenin genel çıkarları ile ilgisi yoktur.

Fakat bütün usulsüzlük davaları, kredi alışverişleri, borçlanmalar, ödeme zorlukları ve sair dosyalar da, bir adamın kaynanasını balkondan itmesi mertebesinde ele alınamaz.

İşte tam burada, hakimin takdir yetkisine koşut kritik bir eşik meydana gelmektedir.

Herhangi bir usulsüzlük konusunda, yargı, o hadisenin meydana geliş şeklini, seyrini, çapını, doğurduğu veya doğuracağı sebepsiz zenginleşmeleri tek tek incelerken...

Olayın ilgili bulunduğu şirketin veya kişilerin ekonomik ve sosyal çaplarını, olayın boyutlarını ve verilecek kararın doğuracağı sonuçları hesaba katsa, ki yargıçlar bu takdir yetkilerini yine yasalardan almaktadır, yasaya aykırı mı davranılmış olur? Hayır!

Bence...

Ekonominin ve sosyolojinin bütününü göz önünde bulunduran Kemal Derviş, bir usulsüzluk karşısında nasıl "esneyebiliyorsa", yargı erkinin de "esnemesi" yasa hükümlerini incitmez.

Özellikle ceza davalarında bir yargıcın sahip bulunduğu takdir yetkisini, sokaktaki adamın hafsalası bile almaz.

Bir hakim, aynı biçimde işlenmiş, delilleri de eksiksiz toplanmış, tıpatıp benzeyen iki cinayetten, birini 24 yıl hapisle hükümlendirirken, diğerini birkaç yılla sonuçlandırıp, kalan cezayı erteleyebilir.

Şaşarsınız, ama bu böyledir.

Hakimleri, "hakim" yapan da işte budur!

Türk yargı aleminin, büyük sıkıntılar içinde görev yapmakta olduğu, bitmez tükenmez dosyalar arasında, vicdan, cüzdan ve eskimiş hükümler arasında ömür çürüttüğü gerçeği, ülkemizin en acı gerçeklerimizden biri...

Fakat...

Türkiye'de, hantal bürokrasi ile hıza ve çözüme ayak uyduramayan yasa hükümlerinin, yatırım yapan insanları karanlık labirentlere nasıl zorladığı ve onları çoğu zaman muvazaa yollarına mecbur bıraktığı gerçeği de yabana atılamaz.

Üstelik bu gerçeği en kolay anlayabilecek olanlar da, tam da bu sebeplerle yoksul kalan toplumun kendilerine hakettikleri maaşları bile ödeyemediği yargı personelidir.

Bir toplumsal paradoks!
İşadamının eli kolu bağlı... Yatırım, zor ve pahalı...

Ekonomi bir türlü serpilip gelişemiyor.

Bu yüzden ülke yoksul.

Hakimler ve hocalar gibi toplumun en iyi yetişmiş insanları da bu sebeple yoksul...

Bu yoksunluğun yarattığı öfke ve hınç yumağı, linç psikozları!

Ve sonuçta, bütün usulsüzlük ve yasadışılıklara aynı gözlükle yaklaşım...

Sapla samanın birbirine karışması...

Yolsuzluklara karşı yürütülmeye çalışılan savaşta, kimin yanında kimin yandığını, ne kadar yargısız infaz yapıldığını, ne tür adaletsizliklere yol açıldığını hiç analiz edebildik mi?

O toz dumanda, bunu yapmak mümkün müydü?

Sokaktaki adamın "öfke seli" ve "linç psikozu" bir yere kadar anlaşılır.

Fakat bizatihi yargı, bu tür paranoyaların panzehiri değil midir?

Dünyanın en yüksek beyinlerinden biri olan Kemal Derviş, usulsüzlükler karşısında esnek davranmak gerektiğini söylüyorsa, ben bunda, kötü niyet veya çıkarcılık değil, "feraset" ararım.

Türk yargı alemi de, yıllardır gösterdiği fedakâr performansına bakılacak olursa, Kemal Derviş'in yüreğini haydi haydi anlayacak kapasitededir.

Ya hep beraber çıkacağız bu bataklıktan ya hep beraber boğulacağız.

www.superbahis.com


www.sigortam.net

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır