  
Sert savaş yumuşak savaş
Savaşın soğuğu sıcağı olur da serti yumuşağı olmaz mı? Elbette olur!
Soğuk Savaş terminolojisiyle yetişmiş olan bizim kuşaklar, bu yeni kavramlara pek alışık değildir ama dünyada olup bitenleri de, bir de bu açıdan gözden geçirmekte yarar var.
***
Sert savaş; insanlığın başlangıcından beri bilinen bir mücadele biçimi. Yani Kabil Habil'in kanını toprağa döktüğünden beri varolan bir barbarlık.
Tevrat'ta "Bak" der "Kardeşinin kanının sesi topraktan sana bağırıyor!"
İnsanlar ne kadar gelişirse gelişsin, öldürme ve yoketme tutkusundan kurtulamıyor ne yazık ki.
***
Yumuşak savaş ise daha çok kültür alanında veriliyor.
İnsanların yeme içme biçimleri, davranışları, dilleri değiştirilerek girişilen bir savaş biçimi bu.
Eğer daha somutlaştırmak istersek, yumuşak savaşı anlatmak için Hollywood, Coca Cola ve McDonald's'ı örnek gösterebiliriz.
Dünyayı size benzetirseniz, egemenliğinizi daha çabuk kurarsınız.
Bu yüzden Hollywood, Amerika için ordudan daha güçlü bir savaş makinesiydi.
Dünyanın dört bir yanında aynı anda gösterime sürdükleri filmler yoluyla, milyarlarca Çinli'yi, Arap"ı, Rus'u, Türk'ü, Sudanlı'yı, Yemenli'yi, Japon'u vs. kendi yaşam biçimlerine özendiriyorlar ve kendi kültürlerine "aşina kılıyor"lardı.
Dünya insanları olarak sanki hepimizin ikili bir geçmişi vardı: Biri ait olduğumuz ülkenin gelenekleri, ikincisi ise çocukluğumuzdan beri edindiğimiz Amerikan gelenekleri.
***
1986 yılında Kremlin'de dönemin Sovyetler Birliği Başkanı Mihail Gorbaçov ile görüştüğümüzde, A.B.D. başkanı Reagan ile buluştuğu Reykjavik zirvesinden yeni dönmüştü. Bize o görüşmenin ayrıntılarını aktardı.
İki kutup lideri arasındaki bu ilk görüşmede sinema konusu açılmış. Gorbaçov, Amerikan filmlerinin dünyayı kapladığından yakınarak, Sovyet filmlerinin de Amerika'da gösterilmesini istemiş. Reagan hemen reddetmiş bu isteği; tartışmamış bile.
Çünkü sinema Amerikan hayat tarzının yayılmasındaki en önemli yumuşak savaş biçimi.
***
Kardeşim Ferhat, Broadway konserimiz için New York'a ilk kez geliyordu. Beşinci Cadde'de dolaşırken ona ne düşündüğünü sordum. "Sanki bir filmin içine girdim" dedi.
Haklıydı. Çünkü son yıllarda Amerika; sarı taksileri, polisleri, lokantaları, mahkemeleri, okulları ve deyimleriyle beynimizin kıvrımlarına yerleşti.
Bu ülkedeki gençler "Seni geri ararım!", "Kendine çok iyi bak!" "Bye!" diye konuşur oldu.
***
Başkan Bush, son terörist eylemle Amerikan hayat tarzına saldırıldığını söylüyor.
Haklıdır! Amerikan hayat tarzı korunmalı, saygı görmeli ve müdaheleye uğramamalıdır.
Ama bunun yolu, dünyadaki diğer hayat tarzlarına saygı göstermekten geçiyor.
İnsanlık birikiminin zenginliğini, tek bir hayat tarzına indirgemek olanaksızı zorlamaktır.
İçine sürüklendiğimiz dehşetin temel sebebi bu!
|