kapat
27.09.2001
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi

www.ekdilamerica.com
Dünyadan
Spor
banner
Magazin
Kampüs
Astroloji

Para Durumu
Hava Durumu

Bizim City
Sizinkiler

GREENCARD
Sarı Sayfalar
İstanbul

Cumartesi Eki
Pazar Eki

Künye
E-Posta
Reklam
Arşiv

A T V

Win-Türkçe
ASCII

 
HINCAL ULUÇ(uluch@sabah.com.tr )

Değişme zamanı artık geldi..

"Birincisi, bu çıkardığım takımın hedefe daha kolay yürüyeceğini düşündüm" dedi, Mustafa Denizli.. "İkincisi onlara son bir şans vermek istedim.."

"Deniz..(li) bitiyor mu" başlıklı yazımızda, Fenerbahçe'de artık radikal bir değişiklik yapma gerektiğini yazmıştım, birkaç hafta önce..

Mustafa Denizli, Fenerbahçe ve Lyon maçları öncesinde bu değişikliği yapmadı.. Gerekçesini de böyle açıkladı..

Lyon maçında sahaya çıkan takımda bu yıl transfer edilen tek kişinin olmadığına dikkati çekmiş, "Alınanlar iyi mi, hazır mı değiller" diye sormuştum, kamuoyuna tercüman olarak..

Şimdi "Üç maç dokuz puan" (Barcelona, Galatasaray, Lyon) diye çıkılan yolun sonuna, üç maç, sıfır puanla gelindi..

Bu acaba nihayet şu demek mi?..

Bu hafta Denizli maçından başlayarak, sahaya yeni bir Fenerbahçe çıkmaya başlayacak mı?.. Mustafa Denizli, aslında pek de yıldız olmayan yıldızlarından nihayet vazgeçerek, artık inişe geçmiş bu adamlardan mucize beklemek yerine, bu yıl transfer eden, çıkış hırsı, azmi, hevesi içindeki gençlerle yeni bir Fenerbahçe yaratmak yolunda, cesur ve radikal adımlar atmaya başlayacak mı?.

Bu haftadan itibaren, sahalarda, yeni ve ışıklı, gelecekte çok şeyler beklenen bir Fenerbahçe izlemeye başlayacak mıyız?..

Fenerbahçe'nin yeni başlangıçlara ihtiyacı var..

Denizli Lyon maçının bitiminden on dakika sonra "Herşeye yeniden başlayacağız" diyerek yeni hedefi gösterdi.

Yeniden başlamak, lafla olmaz.

Eskilerle yeniden başlamak mümkün değil..

Mustafa Denizli adından başka şeyleri kalmamış, ahı gidip vahı kalmış şöhretlerinden(!) umudu kesip, bugüne kadar şans dahi vermediği yenilere güvenini ortaya koyabilirse eğer, "Laf olsun, torba dolsun" diye değil, ciddi bir teknik direktör gibi konuştuğunu gösterir.

İnsanın yıllarca inandığı, güvendiği adamlardan vazgeçmesi zor.. Doğru..

Ama futbol tarihi de, inandığı adamlarla birlikte batan teknik direktörlerin mezarları ile dolu!..

***
Hala Fenerli kesimde "Bu takımın transfere ihtiyacı var, ama Denizli istemedi" diye yazanlar var..

Bunlar ya dünyadan habersiz. Ya da Denizli nefret, öfke ve kinlerini bir türlü toparlayamadıkları için bile bile yalan yazıyorlar.

Mustafa Denizli, kafanızı kesseniz, "Bu kadro yetersiz" diye açıklama yapmaz.. Mustafa Denizli, kulübün maddi durumu uygun değilse, ortaya çıkıp "Ben transfer isterim" diye kendi paçasını kurtaranlardan değildir. Yönetime ve kadroda mevcutlara sahip çıkar.. "Yeter" der.. Bu onun moral, bu onun ahlak anlayışıdır. Hala öğrenememiş olan varsa şaşarım..

Fenerbahçe'nin oyun kurucu bir orta saha ve iyi bir golcü ihtiyacını ilkokul çocukları bile bilirken, Denizli'nin farketmemesi mümkün mü?.

Ama bunlar pahalı.. Ama Fener'de ucuzunu alacak para dahi yok.. Bunu bildiği için sorumluluğu üzerine alan ve "Gerek yok" diyen Teknik Adamı anlamayı başaramasanız bile, alkışlamayı öğrenin..

Tezahürat değil, gürültü yapıyoruz!..

Beşiktaş- İstanbulspor maçı başladı.. Beşiktaş seyircisi 15 dakika ayni şarkıyı söyledi, ısrarla.. Sonra beş dakika başka şarkı.. Bu arada tribün kenarına dizilmiş, davullar durmadan çalıyor.. Beş dakika daha başka şarkı.. 25 dakika böyle geçti..

Galatasaray, Fener maçlarında durum farklı değil. Çatladıkkapı maçında da ayni.. İşin garibi söylenen şarkılar yüzde 90 ayni.. Yani hangi takım için söylendiği bile belli değil.. Kendi kulübüne has şarkı yapamayacak kadar ahmak bir millet miyiz biz?. Kopya.. Kopya.. Hem de en kötü kopya..

Neden bunlar?..

Bizim seyirci, tezahürat yapmayı bilmiyor.. Bizim seyirci sadece gürültü yapıyor.. Bunun da takımına ve onun oyun düzeyine yararı yok. Hatta gürültü kirlenmesinin etkilerini düşünürseniz, kaliteyi düşürerek zararlı oluyor.. Diyeceksiniz ki, gürültü rakibi de etkiler.. Ama oyun kalitesi ve düzeyi, ev sahibi, yani kazanmak isteyen takımın işidir. Kaybetmemek için anti futbol oynamaya gelen rakip için maçı öldüren herşey yararlıdır.

Şimdi tribünler, toplum psikolojisi, takımın tribünden motivasyonu konusunda zerre bilgisi olmayan, eğitimsiz, hatta zeka düzeyleri tartışılır amigolara bırakırsanız ortaya çıkan tablo bu oluyor..

Yapılması gereken ne?..

Hep yazdık.. Yönetimlerde, seyirci ilişkilerinden sorumlu biri olmalı. Amigolar ona bağlanmalı ve bu yöneticiler, bireysel ve toplumsal motivasyon uzmanları ile işbirliği yaparak, takıma yararlı seyircinin oluşması için çaba harcamalı..

Şimdi Beşiktaş maçının 25 dakikasını yeniden ele alalım. Bu 25 dakika içinde, güzel akınlar, harika top sürüşler, çalımlar, paslar, şutlar, kurtarışlar var. Ama oyuna paralel tezahürat yok. Oyun oynanıyor, oynanmıyor kimsenin umurunda değil. Onlar beş dakika sonra tekrar edile edile monotonlaşan ve gürültü etkisinden başka işe yaramayan şarkılarını sürdürüyor.

Avrupa maçlarına bakın. Tezahürat oyuna paraleldir. Akınla tribünde uğultu başlar. Şut atılınca gök gürültüsü düzeyine ulaşır.

Bu, güzel hareket yapan futbolcuları coşturur. Bu rakibi korku ile sindirir. Oyuna paralel tezahürat etkilidir.

Güzel hareket yapan oyuncu, tribünlerden adını duyup coşmak ister.. Penaltı kaçıranın bozulan moralinin düzelmesi, tribünlerin desteği ile hızlanır.

Ama bakın, bizde akına paralel tezahürat olmadığı gibi, bireysel tezahürat da çok enderdir.

Haa.. Zaman zaman takıma da tezahürat gerekir. Oyunun durduğu, kitlenir gibi olduğu, gerileme başladığı anlarda.. Şarkı, marş, davul, gök gürültüsü gibi patlar.. İki dakika.. Üç dakika.. Hepsi o.. Uzatmadan, monotonlaştırmadan.. Etkisi sıfırlamadan..

***
Son zamanların modasına bakın..

"Bu taraftar için saldırın.."

Futbolcu kulübü için oynar. Ne demek o ahmakça "Bu taraftar için saldırın" çığlıkları.. Sen taraftar, bu kulüp olduğu için varsın ve asla onun önüne geçemezsin..

Futbolcu, forması, renkleri, kulübü için değil de taraftar için oynayacak öyle mi?..

Bu tezahürat, kulübe hakarettir.

***
Hep söylediğim bir şey var. Dünyanın en kötü seyircisi bizde.. Çünkü bizde herkes, kendine taraftar.. Maça kendisi için geliyor, kendisi için bağırıyor, içini boşaltıp gidiyor.. Kimse kimseyi kandırmasın, bir..

Futbolcular, bu akılsız, bu çirkin taraftarı, bir de öven "Bu zaferi taraftara armağan ediyorum.. Bu taraftara layık olamadığımız için üzgünüm" sahtekarlık ve yalakalığından vazgeçsinler. Gerçek niyetlerini biliyorum. Korku onları böyle konuşturuyor. Onlar böyle konuştukça, takıma yarar değil, zarar veren bu zehir odakları kendilerini gerçekten bir marifet yapmış sanıyorlar, iki.

Kulüpler derhal "Taraftardan sorumlu yönetici"yi ayırıp işe başlatmalılar, bu da üç..

***
Bu aslında geçen haftanın yazısı idi.. Yer yok diye girmedi. Ama her haftanın yazısı olabilir. Çünkü değişen bir şey yok..

Hele bu hafta, Galatasaray'ın yüzünü kızartan, o çirkin, o rezil seyirciyi görünce..

Galip durumda oldukları halde, maçı yarıda bıraktırmak istercesine, korner atan Fenerlinin kafasına şişe yağdıran, evine konuk gelmiş bir kulüp başkanına ana avrat söven, Galatasaray'a tarihinin en büyük şanların, şereflerini yaratmış bir teknik adama, gözü dönmüşçesine saldıran, maça dandik sahte telefonlara, batarya diye demir parçaları bağlayıp, adam öldürmek istercesine, sahaya savuran bir rezil seyirci..

Sakın ola kimse bana "Onlar da geçen yıl bize.." diye başlayan yaveler dökmeye başlamasın.. Yeri gelince "Lise.. 500 yıllık tarih.. Gül Baba.. Batıya açılan pencere.. Asiller" diye hava atacaksın, sonra da bu rezilliği yaratacaksın..

Bu iğrenç adamlar Galatasaraylı ise, eğer, ben değilim!..

Ah Ziya Ah!..

Sevgili Ziya, Buradaki "Sevgili" sözcüğünün lafın gelişi olmadığını, seni, daha futbolunun Ankara PTT'deki ilk günlerinden bu yana nasıl sevdiğimi en iyi bilenlerdensin..

Bu yüzden, Salı Sabah'ı Star'daki, bana saldıran, söven, hakaret eden, fikirden yoksun, dedi kodu, yalan, dolan ve saptırmalarla dolu, öfke, nefret ve kin kusan yazını okurken, üzülmedim desem yalan olur.. Kendime değil, sana..

Sana acıdım Ziya.. Çok acıdım.. Koskoca Ziya'nın bu kadar acıklı hale gelmesi bana çok dokundu.

Hele akşam Lyon maçındaki yorumlarını dinlerken "Vah" dedim.. "Vah ki vah!.."

Nerde o Fener'in daha önceki maçlarında, Mustafa Denizli'yi yerin dibine sokmak için, daha maçın üçüncü dakikasında en ipe sapa gelmez hükümleri veren Ziya, nerde, Fener- Barcelona maçında, ışıklar söndüğü sırada ne olduysa, susan/ susturulan ve son yirmi dakikada mikrofondan kaybolduktan/ alındıktan sonra Lyon maçına çıkan Ziya..

Nasıl kuzuya dönmüş, nasıl şaşkınlaşmıştın..

Güdümlü yorumculuk olmaz. Birine duyduğun kompleksi, takıntılarını yorumlarına katar ve Fenerli seyirciyi çıldırtırsan sustururlar..

Tembih alarak mikrofon başına geçersen de böyle ne diyeceğini şaşırıp saçmalarsın..

Şu Fener-Lyon maçının bandını izle Ziya.. Yorum diye neler söylediğine bak.. Kendi kendine gülecek misin, ağlayacak mısın karar ver..

Ben karar veremedim de..

***
Fener camiası, Fenerli olan senden çok, Galatasaraylı benim yazılarıma itibar ediyorsa, kıskanma.. Kendine bak..

Mustafa Denizli'yi eleştiren yazımın o kadar uzun, o kadar ayrıntılı olması, biraz da, futboldan gelenlere "Eleştiri nasıl yazılır" dersi vermek amacındandır.

"Can dostunu yerle bir ediyorsun" derken, bu işin temel ilkesinin farkında dahi olmadığını itiraf ediyorsun, ayrıca..

Kişisel sevgiler, saygılar ve dostluklar, sempati, anti pati, ya da aşklar ve nefretlerin yönlendirdiği yorumlar okunmaz, itibar görmezler.. Yazar, yazarken bu duygulardan ne kadar uzak durursa, o kadar saygın olur..

Yoo.. Bunu öğrenmek için geç kalmadın. Öğrenmenin yaşı yok..

Yazarın sözlüğünde "Bu benim dostum. O zaman daima doğru yapar, alkışla... Bu benim düşmanım. O zaman daima yanlış yapar, vur" olmaz..

Yazarın ilkesi, doğruya doğru, eğriye eğridir.

Anladın mı Ziya?.. Anlayabildin mi?..

Anladın mı Hıncal niye en yakın dostlarını da eleştirir?.. Anladın mı, Hıncal niye bir yazısında göklere çıkardığını, öbür yazında simsiyah eleştirmekten çekinmez?..

Anladın mı, Ziyacım, Hıncal adama değil, eylemine bakar, öyle yazar?.

Hıncal'ın farkı da burdadır, zaten!..

Anlayabildin mi?.

Spor Duvarı
* 1 hafta içinde 3 yenilgi. Efsane geri döndü.

* Biraz da olumlu yönden bakalım. En azından O.Lyon maçında elektrikler kesilmedi.

* Lyon maçında ışıklar sönmedi ama Fener'in ışığı gene içimizi kararttı.

* Fener taraftarı maça gelmiyor. Hep takım saklanacak değil ya şimdi de taraftar saklanıyor.

* Denizli geçen sezon 6 yabancı futbolcu oynatmaktan çekmişti. Bu sezon 11 tane futbola yabancı futbolcu oynatmaktan çekiyor.

* Ş.Saraçoğlu stadının büyüsünü yabancılar bozdu. Hocayı değiştirmek lazım. Yani büyüyü yapan hocayı.

* Denizli gitsin diyenlere Aziz Başkan hep aynı şarkıyla direniyor; "Ya Mustafa, ya Mustafaaaa"

* Stada jeneratör bağlamak yetmiyor. Fener'e de jeneratör takmak lazım.

* Fener'in Aslan'a yenilmesi önemli değil. Böyle futbol oynamaya devam ederse, işte o zaman aslanlara yem olacak.

* Fener önce Lion'a sonra da Lyon'a yenildi.

* Cimbom taraftarı takımını telefonla arayarak değil cep telefonunu sahaya atarak destekledi. Satsınlar da borçlarını ödesinler diye herhalde.

* Cep telefonu anonsları yakında değişecek; "Sayın abonemiz, aradığınız cep telefonu şu an sahaya atılmıştır. Lütfen tekrar denemeyiniz, hem cep telefonunu sahaya atan adamı aramaya da değmez."

* Beşiktaş'ın Ankara'da gerçekleştirdiği "Asil Kartal Operasyonu" başarıyla tamamlandı.

* Hakemler yine hatalarıyla söz ettiriyor kendilerinden. Kötü oynamaktan korkma, hakem hatalarından kork.

* Milan İtalya'da fırtına gibi esmeye devam ediyor. İtalyan basını Terim'e "Milan-ı aşk" ediyor şimdilerde.

Hakan & Utku

www.superbahis.com


www.sigortam.net

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır