  
Aklın yolu her zaman bir olmaz!
ATV Ana Haber'de Şükrü Elekdağ ne güzel anlattı, nasıl nefes tutularak izlendi... Ankara, planlarını "Çok uzun bir süre Saddam yönetiminde kalacak bir Irak'a göre" yaptı. "Aman, Irak'ın toprak bütünlüğü" dedi. Neden...
Çünkü aşağıda bir "Kürdistan" istemiyoruz.
Bizim denklem ne?
Saddam olsun, Kürdistan olmasın!
Peki, şimdi burada bir duralım; kafayı kaldırıp ne olduğuna bakalım...
Şu sırada, uluslararası ilişkilerde dünyanın bundan sonra nasıl bir denkleme oturacağı karatahtaya yazılıyor.
Kim yazıyor?
Başta Amerika, Batı dünyası...
Bu denklemde Saddam'ın üzerini çiziyorlar, oraya sıfır yazıyorlar.
Bu durumda bizim denkleme bir daha bakalım...
"Saddam olsun, Kürdistan olmasın"
Aaa bir bakıyorsun denklemdeki senin taraf uçmuş...
Elinde kala kala "Kürdistan olmasın" kalmış!
Halbuki onların denkleminde -bizim "Kürdistan olmasın" dememizden de belli- bir "Kürt" parantezi var.
Şimdi sen o parantezi nasıl sıfırlarsın?
Saddam sonrası Kuzey Irak'ta bir Kürdistan olmasını nasıl engellersin?
Bunun tek çaresi, yeni denklem yazılırken -en azından- kendi bölgenle ilgili konularda başrol oynamak!
"Aman biz karışmayalım bu işe, bir bakalım ne olacak" dediğinde...
Bir bakmışsın ki, Talabani ve Barzani, arkasında Amerikan desteği, Kuzey Irak'ta bir Kürdistan kurmuşlar...
Biz Birinci Dünya Savaşı'nın mağlubu,
İkinci Dünya Savaşı'nın nötrü,
Üçüncü Dünya Savaşı'nın da kokmaz bulaşmazı olarak...
Medeniyetlerle medeniyetsizler arası savaşta yerimizi bilemediğimizden...
Elli yıl sonraki okul kitaplarında "Sonucu kestiremeyen devrin yöneticileri" diye paragraflarla kalacağız.
Kürdistan'la da petrol boru hattı sözleşmesi imzalayacağız!
***
Denilebilir ki o kadar kolay değil, dur bakalım!
Peki duralım...
Ama mesela dün de Ertuğrul Özkök resmi ortaya koymuş...
Şükrü Elekdağ'ın ATV'de anlattıklarıyla birleştirin...
Ortaya Türkiye'nin planı çıkmasa bile...
Bakın vallahi parmaklarım yazdı...
Türkiye'nin planı yok!
Plan ortaya çıkmıyor, çünkü plan yok.
Bekle gör politikası var.
Ve galiba -maalesef- bir biz böyleyiz!
İşi en zor olan, bıçak sırtında Pervez Müşerref çıkıyor, Pakistan halkına "Medeni dünya ile beraber hareket etmekten başka şansımız yok, duygusal olma değil aklını kullanma dönemidir. Benim birinci önceliğim Pakistan, bu seçeneği Pakistan'ın geleceği için kullanıyorum " diyor.
Biz -galiba- Amerika'nın planını okuyamıyoruz... Sanırsın ki Afganistan'a bir iki bomba sallayacaklar bu iş bitecek.
Bizden uzakta...
"Üslerimiz açık, buyrun uçaklarınız havalansın, destek verdik işte" diyeceğiz, sen sağ ben selamet...
Oysa bu savaş bizim sınırımıza kadar gelecek...
Bugün Amerika, Afganistan'da, General Dostum'a güveniyor,
Yarın Barzani Talabani'ye güveneceğine, gerçek "dostuna" Türkiye'ye güvensin!
Orada Türkiye'nin geleceği yatıyor.
Hesabı Amerika'ya hoş görünmek üstüne değil, Türkiye'nin ne kazanacağına göre yap!
Körfez Savaşı'dan ağzın yandı ya yoğurdu üfleyerek yiyorsan onun da hesabını Washington'a sor...
O da zaten Irak'la eski bir hesabı kapatmaya çalışıyor.
Bakiye Türkiye'ye kalsın, Talabani ve Barzani'ye değil!
***
Bunları böyle yazınca, olası gelişmeler üzerine "serbest uçuş yapınca" bir şey değişiyor mu?
Yooo!
Ama keşke değişse!
Şimdi bizim ATV'de haberlerde konuk ettiğimiz insanlara bakın...
Ne kadar bilgi yüklü, konuya ne kadar hakim.
Bu insanlar başka yayınlara da çıkabiliyor, başka gazetelerde de gayet bilgilendirici, ufuk açıcı yorum yapan insanlar var.
Türk medyasının bu tür konukları olduğu gibi...
Yabancı medyalar da kendi ülkelerinde bu tür konuklarından görüş alıyor.
Yabancı kanalları izlediğinizde...
Konukları tanıtan yazılarda...
"Bilmem ne Stratejik Araştırmalar Merkezi", "Uluslararası Neyse ne Savunma Enstitüsü üyesi" gibi unvanlar görüyorsunuz.
Bunlar televizyonda üç konuşuyorlarsa, kendi hükümetlerini beslerken üç yüz otuz üç konuşuyorlar...
Televizyonda konuşunca dost dinliyor, düşman dinliyor her şeyi söyleyemezsin.
Gazeteye yazı yazarken de öyle,
Aynen bir elçinin, yazacağı kripto bilgileri gazete makalesine yansıtmayacağı gibi!
Gönül arzu ediyor ki...
Bari Ankara...
Bizim televizyonlarda izledikçe "Oh şükür, düşünenler var" dediklerimizi, şu topyekun savaş öncesi bir çatı altına alsa da, bir salt "Şimdi ne olacak" diye kafa yoran bir özel danışmanlar sistemi kursa.
İsterse o danışmanların dediklerini okuyup sonra tersini uygulasın...
Ama en azından bilgi ve birikim akışında büyük fark yaratacaklardır.
***
Hadi daha da açık yazayım...
Ankara böyle bir şey yaptığında en azından biz sokaktaki vatandaşlara...
"Galiba birşeyler yapıyorlar, baksana stratejik beyinleri topladılar" rahatlığı gelecek.
İlkokul hocamız Leman Hanım anlatırdı...
"Çocuklar, Atatürk herkesin fikrini alır, ancak sonra kendi verdiği kararı sonuna kadar uygulardı!" diye.
Bizler bu örneğin "Kendi verdiği kararı sonuna kadar uygulardı" bölümünde takılı kaldık.
Ya Mustafa Kemal herkesin fikrini aldığı sıralarda -ara sıra- kendi aklındaki fikri değiştirdiyse!
Ya işin sırrı buradaysa...
|